Stand By Me

Bir ara bende 80′ler patlaması olmuş ki art arda iki film izlemişim. Tabi bu birazda denk gelmesi ile alakalı. Nedense bu filmi son izlediğim dönemde içimden bir dürtü sürekli bana tekrar filmi izlemem için tekrar baskı yapıyordu. Nedendir bilmiyorum ama bende bu dört arkadaşın ceset görme merakını dürtükleyen, onlara katılmamı isteyen bir his vardı.

Film Stephen King‘in The Body / Ceset romanından uyarlanmıştı. Vakti zamanında kitabı soluksuz okumuş, bu filmi de aslında defalarca izlemiştim. Asıl sorun ve bu cümleleri sarf etmem üzerimdeki izleme baskısının neden kaynaklandığı. Yani bu paragraf iç konuşması, biraz kişisel bir yazı olarak tanımlanabilir.

Tabi film roman uyarlaması olunca ister istemez kıyaslamaya giriyorsunuz. Elbetteki romanın verdiği duygu filmden çok çok fazla. Zaten bende hangi hissiyat içerisinde filmi izlediğimi pek anlayamadım. İçime doğan kitabı okuma isteği mi, yoksa filmi izleme isteği miydi? Ancak kitabı okumak izlemekten daha zor. Durum böyle olunca, en iyisi izlemek ve kitaba göre kalan boşlukları aklımda doldurmak… Tabi bir de şöyle bir durum var. Burada bu olmuyor muydu yanılgısı… Filmde mi oluyor, kitapta mı acaba?

Film başarılı bir film. Film istediğini anlatıyor. Fonda da sürekli herkes tarafından sevilen ve yorumlanan Stand by Me şarkısı olunca sanki film klip havasında akıp geçiyor. Tabi filmin diğer müziklerini es geçmemek lazım her biri mükemmel. Oyunculuklar oldukça başarılı, görüntüler de. Filmin süresi de yaklaşık doksan dakika olunca başlayıp bitiveriyor. Ancak film bitince insanı mutlu ediyor. Zaten bu film için korku filmi diyemeyiz. Evet belki Stephen King korku yazarı ancak bu kitapta korku kitabı değildi. Filmde olduğu gibi, arkadaşlığın, dayanışmanın, başarının anlatıldığı bir kitaptı. Bu bağlamda film hedefi tam on ikiden vuruyor.

Hikaye aile yapıları birbirinden farklı dört çocuğun başından geçenleri anlatıyor. Çocuklardan biri abilerinin uzakta bir yerde kayıp bir çocuğun cesedini gördüklerini bunu polise söyleyip söylememe konusunda konuşmalarını duymasıyla, dört kafadara anlatması bir oluyor. Ekip toplanıyor ve bir karar alıyor. Hayatlarında ilk cesetlerini görmek üzere yola koyuluyorlar. Her biri ailesine diğerinde kalacağını söylüyor. Kamp eşyalarını alıp yola koyuluyorlar.

Biz de bu yolcuğa başlarından geçenlere tanık oluyoruz. Köpek sahnesi, tren sahnesi, derken dört kafadar cesedi buluyor ve onu bulduklarında hissettiklerini farklı duyguyu görüyoruz. Aslında hiç bir şey bekledikleri gibi değildir. Ancak bu ceset onlara ünlü olma fırsatını da sağlayacaktır. Tam bu sırada yaşça onlardan büyük ve tanıdıklarının da içinde bulunduğu bir serseri grubu cesedi görmeye gelir. Bizim kafadarları görünce de onlara baskı yaparlar.

Aslında filmde en ayrıntılı görmek istediğim sahne bu sahneydi ama malesef biraz çabuk geçilmiş bu sahne. Oysa kitapta anlatım oldukça ihtişamlıydı. Kötülere karşı kazanılan bu zafer…

Hikaye bundan ibaret. Evet aslında özetlersek, bir kaç çocuğun bir ceset görmeye gitmesinden ibaret. Ancak film hiçte öyle değil. Oldukça başarılı, insanı farklı diyarlara çeken, sıcak samimi, sevimli bir film. Eğer bir filmi herkes izleyebilir / izlesin dersek bu tarif için en uygun film bu film olacaktır. Kesinlikle izlenmesi gereken hatta izlendiğinde ise insanın içinde bir yerleri dolduracak, bir kaç kez daha izlenmesini isteyecek şekilde büyüyecek, sanki organik bir film. İzlemeyenler için kesinlikle tavsiyemdir…

Yönetmen: Rob Reiner

Senaryo: Stephen King (roman), Raynold GideonBruce A. Evans

Oyuncular:

Wil Wheaton Gordie Lachance
River Phoenix Chris Chambers
Corey Feldman Teddy Duchamp
Jerry O’Connell Vern Tessio
Kiefer Sutherland Ace Merrill
Casey Siemaszko Billy Tessio
Gary Riley Charlie Hogan
Richard Dreyfuss Yazar
John Cusack Denny Lachance

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0092005/

Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email

The Mist – Öldüren Sis

Eğer korku/gerilim filmlerinden hoşlanıyorsanız şu an vizyonda olan tavsiye edebileceğim bir film vardır ki o da “The Mist”tir (Öldüren Sis). Film tanınmış bir kadroyla karşımıza çıkmasa da etkileyici olma özelliğine sahip. Kadro derken elbette ki oyunculardan bahsediyorum lakin yönetmen koltuğunda daha önce de Esaretin Bedeli ve Yeşil Yol gibi Stephen King uyarlamalarına imzasını atan Frank Darabont bulunmakta.

The Mist – Öldüren Sis Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlama. King eserinde korkutmaktan çok düşündürmeye itmiş insanları. Film boyunca din ve din yorumlanması hakkında görüşler duyuyoruz. Bir nevi dinler ve bilim birbirleriyle yüzleştirilerek, aslında insanın hiçbir konuda tam bir bilgiye sahip olmayıp bilinçsizce bilgili gördüğü kişinin ardından gittiğini anlatıyor.

Finalde ise yapılan seçimin ardından karşılaşılan şok edici durumla karşı karşıya kalıyoruz. Filmi kısaca özetlersek:

Kuvvetli bir fırtına sonrası meydana gelen sis, tüm kasabayı kaplar. Bu yoğun siste ortaya çıkarak, insanları yiyerek beslenen yaratıkların varlığından haberdar olan insanlar, süpermarketin içinde kapana kısılmış durumdalardır.
Bu tedirgin bekleyiş esnasında süpermarketin içindeki insanlar ikiye ayrılır, bazıları intikamcı bir tanrının bu yaratıklara hükmederek insanları kurban etmeyi emrettiğine inanırken, bazıları buna inanmaz.
Stephen King’in uzun bir hikayesinden yola çıkarak çekilmiş bu film, oldukça gerilim dolu saatler geçireceğimizi vaadeder gibi…

Tür : Korku / Bilim Kurgu / Fantastik
Gösterim Tarihi :
29 Şubat 2008
Yönetmen : Frank Darabont
Senaryo :
Frank Darabont , Stephen King (Kitap)
Yapım : 2007, ABD , 127 dk.

Oyuncular

Thomas Jane (David Drayton) , Marcia Gay Harden (Bayan Carmody) , Laurie Holden (Amanda Dumfries)

Related Posts with Thumbnails
Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email