Posts Tagged ‘Shin Ha-kyun’

웰컴투 동막골

Evet yine yazmakta geciktiğim mükemmel bir filmin takdimini yapmak isterim. İşte Kore sinemasının yüz aklarından dünya sinemasının güzide eserlerinden olan bu film hakkında aslında söylenecek çok şey var. Bir o kadar da söylenecek çok şey yok. Neden bu ikilem diye sorarsanız film kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında.Yani anlatmakla olmaz.

Dongmakgol diye Allah’ın unuttuğu bir köyde, köylüler mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Dünyada olup bitenlerden bi haber bir halkın başından geçenleri anlatıyor film. Unutmadan söylemek gerekir ki film gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılmış. Kuzey Kore ve Güney Kore savaşı esnasında her iki ülke askerlerinden bir kaç kişi bu köye sığınır. tabi birde Amerikalı asker. Köy halkının olan bitenden haberi yok. Ömürleri boyunca kimse savaşmamış, dışarıya da hiç açılmamışlar. Tabi ili zıt görüşlü askerler bir araya gelince ortalık biraz karışır.

Ancak hepsi birbiri ile didişse de köy halkına olan saygıları yüzünden bu gerilimi arttırmazlar. Bir süre sonra köy halkından biri gibi onlarla yaşamaya onlara yardım etmeye başlarlar. Onlar içinde her şey çok güzel olmaya başlamıştır. Tam bu sırada uçak pilotu olan ve uçağı düşen Amerikalıyı bulmak üzere askerler bu köyle gelir. Her şey birbirine karışır. Askerlerimiz birlik olarak bu köyü korumak için dikkatleri başka bir yöne çekerler.

Hikaye, anlatım, oyunculuk, görüntüler ve müzikler tek kelime ile mükemmel . Bu arada film yönetmen, Park Kwang-hyeon ilk filmi. filmin mükemmel müziklerini ise Joe Hisaishi yapmış. Bu onunda ilk Kore filmi müzikleri.Masalsı bir anlatımla sinema filmi mi yoksa bir animasyon mu olduğunu anlamıyorsunuz… Karakterler de bir o kadar sempatik…

Filmin melodramik yapısı, insanında psikolojisi ile oynuyor. Gülerken kendinizi ağlar ağlarken düşünür, üzülür, yine birden bire güler buluyorsunuz. Ancak filmin anlatmak istedikleri birebir ulaşıyor izleyiciye sıkmadan merakla izleterek. O köyle kendimizden o kadar parça buluyoruz ki onlardan biri olduğumuzu düşünüyoruz. Sonra o ideolojik köpekliklerin her birinin aslında boş olduğunu anlıyoruz.

Film bize savaşın anlamsızlığını tekrar gösteriyor… Hatta didişmenin…

Oyuncular:


Jae-yeong Jeong Chief Comrade Lee Su-Hwa

Ha-kyun Shin 2nd Lt. Pyo Hyun-Chul

Hye-jeong Kang Yeo-il

Ha-ryong Lim Jang Young-hee (North)

Jae-kyeong Seo Army Medic Mun Sang-sang (South)

Deok-Hwan Ryu Seo Taek-ki (North)
Steve Taschler Smith

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0475783/

http://www.hancinema.net/korean_movie_Welcome_to_Dongmakgol.php

http://en.wikipedia.org/wiki/Welcome_to_Dongmakgol

Nihayet yazma fırsatı buluğum filmlerden birisi de Bakjwi. Yönetmen kolduğunda ise büyük isim Chan-wook Park oturmakta. Ancak yönetmenden etkilenip bir hevesle filme atlamayın beklentilerinizin altında kalabilir.

Film sizi kıvrandırıyor. Rahatsız edici düşünceler, görüntüler mevcut ancak başınızı bir an bile olsa sağa sola çevirip akan görüntülerden alamıyosunuz. Filmi bir kategoriye koymakta zorlanıyorsunuz. İlginç bir vampir filmi diyebilirsiniz, aşk, korku, gerilim, komedi filmi de… Aslında karşımıza çıkardığı şeylerden biri, gücün kim olursa olsun nasıl değiştireceği…

Sang-hyeon kilisede görevli bir katolik rahiptir. Ancak dine bağlılığı biraz aşırıya kaçmış, vücuduna işkence ederek günah çıkarmaktadır. Hayata gelmesini, yaşamasını bir lütuftan çok işkence larak görmektedir. Bu sebeple kiliseye bağlı bir araştırma hastanesinde pek bilinmeyen bir hastalık için denek olmaya karar verir. Bu iş için Afrikaya gider.  Hastalığın kısaca özeti şudur. Öncelikle vücutta benekler çıkıyor ve şişiyor, daha sonra deri ve tırnaklar dökülmeye başlıyor. En sonunda ise kan kusarak ölüyordur.

 

Sang-hyeon bu evrelerin hepsini yaşar. Hatta ölmüştür de doktorlar yüzünü öldü diye kapattıktan sonra örtünün altından dua sesi yayılmaya başlar… Sang-hyeon birden bire canlanmış vücudundaki tüm yaralar iyileşmiştir. Bir süre sonra hastaneden salınır. Yüzlerce denek arasında iyileşen tek kişi o dur. Tabi Hastahane kapısında şifa için bekleyenler, ona ermiş gözü ile bakar ve yardımda bulunmalarını isterler.

Nedense uzak doğuluların bu Japon olabilir, Koreli olabilir, Çinli olabilir fark etmez, budizmden başka dine mensup olmaları bana komik geliyor. Burada da Sang-hyeon’un içinde bulunduğu durum benim çok komiğime gitti. Aslında filme bir vampir filmi beklentisinden çok misyonerlik karşıtı bir film diyebiliriz. Neyse filmimize dönelim.

Sang-hyeon görevi gereği de bu hastaların yanlarına gider. Gittiği bir hastanın küçükken kendisine yiyecek veren bir kadının oğlu olduğunu görür. Orada küçükken hoşlandığı kadının kızı da vardır. Bu sessiz sakin utangaç kızın aslında kadının öz kızı olmadığını şı anda da oğlu ile evli olduğunu öğrenir. Bir süre sonra Rahip Sang-hyeon’un hastalığı takrarlamaya başlar. Kokulara karşı aşırı hassaslaşmıştır. Bu arada kan içtiğinde tokluğunun geçtiğini ve vücudunun yaralarının iyileştiğini görür. Bu saatten sonra Sang-hyeon açlığını gidermek için kan içmeye başlar ancak rahip yanı onu frenler çoğukez. İnsan öldüremediği için, hastalara verilen kandan bazende onların kanından içer…

Tabi erkekliği, vampirliği ve dini arasında kalan Sang-hyeon birden bire sapıtır. Öncelikle eski gözüne kestirdiği kız olan Tae-joo ile birlikte olur. Sonra onun kocasını öldürür. İş burada da bitmez. İftira, aşk ve suç üçgeninde kalan rahibimiz vicdan azabı eşliğinde halisünasyonlar görmeye başlar. Hemde bizim için gayet eğlenceli halisünasyonlar. Bu halisünasyonlara Tae-joo’da ortak olur. Bir tartışma ve cinnet anında Sang-hyeon, Tae-joo’yu öldürür ve buna dayanamayarak ona kanından verir ve onu da vampir yapar.

Lakin yönetmen burada da kadın şaytandır temasını işler. Tae-joo vampir olduktan sonra insanları öldürmeye başlar. Zaten vicdan azabında olan rahip daha da kahrolmaya başlar… Ancak Tae-joo’nun durmaya pek niyeti yoktur.

Biraz fazla özet oldu. Filmi izlemeyenler okumasın diye uyarıyorum. Çoğu kişiye göre beklentilerin altında kalan bir vampir filmi. Ancak dediğim gibi eğer filmi sınıflandırmamız gerekirse hiç bir sınıfa girmeyeceğinden tamamen beklentiler haricinde kalacağından hayal kırıklığına uğruna olayı hat safhada olacaktır. Ben şahsen bu beklentilerden arınarak filmeri izlediğim için herhangi bir sorunla karşılaşmıyorum.

Cümle aralaırnda belirttiğim gibi Chan-wook Park’ın burada asıl anlatmak istediği biraz da dine hatta zorlama dine çatmak olmuş. Tartışmaya açık hatta aşağıda bol bol tartışabileceğimiz bir film…

Yazanlar: Seo-Gyeong Jeong, Chan-wook Park

Oyuncular:

Kang-ho Song Priest Sang-hyeon
Ok-bin Kim Tae-joo
Hae-sook Kim Lady Ra
Ha-kyun Shin Kang-woo
In-hwan Park Priest Noh
Dal-su Oh Yeong-doo
Young-chang Song Seung-dae
Mercedes Cabral Evelyn
Eriq Ebouaney Immanuel

Linkler:

http://genovaninja.blogspot.com/2009/10/vampir-filmi-susuzlugu-cekenlere.html

http://ofori.wordpress.com/2009/11/27/thirst-bakjwi-sonunda/

http://en.wikipedia.org/wiki/Thirst_(2009_film)

http://www.imdb.com/title/tt0762073/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /