Posts Tagged ‘Rachel Weisz’

İskenderiyeli Hypatia’nin  hayat hikayesini anlatıyor filim. Hypatia, gelmiş geçmiş en ilgi çekici kadınlardan biridir. Hem güzelliği hemde zekası ile tarihte yer edinmiş biridir. Matematikçi, filozof ve astronom olarak tarihte yerini aldı. Ancak zekası kadar ölümü ile de akıllara kazınmıştır. Onlarca erkeğin darbelerine mahsur kalmış ve son nefesini vermiştir. Daha  kırk beş yaşında cesedi ise ibret oldun diye sokaklarda sürüklenmiş, eti kemiklerinden midye kabukları ile ayrılmıştır.

Film gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Tarihin gizemli havasında geçen film bizi o atmosfere sokuyor. Roma döneminde dinler arası savaşı gözler önüne seriyor. Hristiyanlık, Yahudilik ve Pagan inançları arasındaki savaşları bize gösteriyor. Aslında dinlerin alet olduğu savaşları. Film dinleri eleştirirken bunları da insan faktörünü düşünerek yapıyor.

İnsanlar kendi gibi düşünmeyen insanları ayırmakta ustadır Bunu sadece düşünme ile değil, görünüşle hal ve hareketle de yapmaktadırlar. Kıyafetten tutun da din, dil, ırk, hepsi bu ayrımcılığa girer. İnsanlar için biz ve diğerleri vardır ve diğerleri hep suçlanacak olan kişilerdir. Film bunu çok iyi anlatıyor. Dönemin yeni ve gözde dinlerinden Hristiyanlık, başta kendine yer edinmeye zorlansa da, yakaladığı en küçük fırsatları lehine çeviriyor. Tabi ayrımcılık bunları körükleyen büyük adamların yanında da daha iyi artıyor. Görmemiz gereken o ki aslında belli tabuları yükleyen onları evirip çeviren biziz. İnsanları bir yerde toplamak ve onlara istediğinizi yaptırmak için olan en büyük şey ise din.

Her dinin ise tek bir düşmanı var. O da bilim ve felsefe. Aslında dinin düşmanı mı yoksa din adamlarının düşmanı mı? Bireysel düşünceye iten bilim ve felsefe aslında din adamlarının istemediği tek şey. Onlar her şeyi hada iyi bilmeli ki, insanlar daha iyi yola gelebilsin. Film bunların tamamına değiniyor. Hristiyanlar ile Paganlar arasında tartışmalar çıkmıştır. Günün birinde Hristiyanlar ayaklanır. Sayıları o kadar artmıştır ki Paganlar buna inanamaz bile. Ancak Hristiyan lobisi o kadar yükselmiştir ki çıkan kararla Paganlar kütüphanelerinden olur. Hatta işler suikaste ölüme kadar gider.

Tabi tek hedef Paganlar’da değildir, Yahudilerde bundan nasibini alır. Olan bu olayların eşiğinde düşünür, Hypatia çalışmalarına devam etmektedir. Eski öğrencisi şimdinin ise valisi onu korumaktadır ancak, din büyükleri onun dininden şüphe ederek, hangi dine inandığı konusunda açıklama isterler. Asıl amaçları ise onu cezalandırmaktır. Sonunda hakkında ölüm cezası da çıkar.

Film görsellik bakımından tatmin edici. Bilhassa özel efektler yerine setin kurulması o devasa şehrin yaratılması takdire şayan. Artık ne bu  içeriğe sahip nede bu şekilde dekorlu filmleri görmek biraz zor. Oyunculuklar ve müziklere de söylenecek söz yok. Filmin dram boyutu yüksek, ancak izlerken donan kanınız, eriyip gevşetmiyor sizi.

Film bir kesimi, yada bir bölümü eleştirmekten çok geneli eleştiriyor. Görüyoruz ki aslında biz birbirimizden farklı değiliz. Dozaj iyi tutturulmuş. Kesinlikle izlenmesi gerekenler arsında başarılı bir film.

Yönetmen: Alejandro Amenábar

Senarist: Alejandro AmenábarMateo Gil

Oyuncular:

Rachel Weisz …Hypatia

Max Minghella …Davus

Oscar Isaac …Orestes

Ashraf Barhom …Ammonius

Michael Lonsdale …Theon

Rupert Evans …Synesius

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1186830/

Aynı zamanda Oscar’a aday olan bir film The Lovely Bones. Yönetmen sevdiğimiz saydığımız artık kötü iş yapmayacağını kabullendiğimiz Peter Jackson. Tabi yapımcılardan biri de Spielberg. Film Alice Sebold‘un aynı adlı kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadım ama gerçekten başarılı bir uyarlama olduğu zaten izlerken kendini belli ediyor.

Tabi film boyunca bana What Dreams May Come çağrışımı yaptı ama sonuçta hikaye aynı diyarlarda gezinince böyle çağrışımların olması gayet normal. Öncelikle belirtmeliyim ki hikayenin kurgulanışı ve oyunculuk gayet başarılı. Film durağan ilerlemesine rağmen görsellik ve işleyiş merak uyandırıyor. Hikaye başarılı bir şekilde gizlenmiş.

Film 14 yaşındaki Susie Salmoon’un bize seslenmesi ile başlıyor ve anlıyoruz ki Susie ölmüş ve başından geçenleri anlatıyor. Yıl 1973, Susie okul dönüşü, bir katil tarafından kaçırılıyor ve öldürülüyor. Su tarihten sonra Susie’nin sesinin deldiği dünyayı da görmeye başlıyoruz. İki dünya arasına sıkışmış bir dünyadır bu anlaşılan o ki tamamlanmayan işini tamamlamaya çalışacaktır.

Susie kendi dünyasından gerçek yaşamda olup biteni izler. Katili hala bulunmamıştır ve bu dünyasının ailesi ile ortak bağı olduğunu keşfeder. Bir şekilde onlarla iletişim kurar ancak tabi beklediğimiz gibi gelişmemektedir film..

Son yirmi dakikasında filmin finali hakkında yada katilin yakalanıp yakalanmayacağı hakkında endişeli ve meraklı bir bekleyiş sarıyor bizi. Ancak filmin akışında herhangi bir hızlanma olmuyor. Bu durum biraz rahatsız etti beni. Ama final başarılı olmuş. Oyunculuk ise gerçekten güzel. Zayen tanıdık sevdik yüzleri görmek beni sevindirdi.

Festivalin en iyi filmlerinden birisi Cennetimden Bakarken. Bence Oscar içinde en büyük aday…

Yönetmen: Peter Jackson

Senaryo: Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson, Alice Sebold (kitap)

Oyuncular:

Rachel Weisz Abigail Salmon
Mark Wahlberg Jack Salmon
Saoirse Ronan Susie Salmon
Stanley Tucci George Harvey
Jake Abel Brian Nelson
Susan Sarandon Grandma Lynn
Michael Imperioli Len Fenerman
Reece Ritchie Ray Singh

Linkler:

www.lovelybones.com/

http://2010.ifistanbul.com/tr/Movie/the-lovely-bones

http://www.sinemalar.com/film/20543/Cennetimden-Bakarken/

http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=4709

http://www.imdb.com/title/tt0380510/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /