Posts Tagged ‘Peter Sarsgaard’

Çizgi roman uyarlaması Green Lantern bana bekleneni veremedi. Film çok fazla çocuksu durmakla birlikte. Karakterlerin çoğu bilhassa ana karakter rolün altında ezilmiş. Filmin dramatik kısmı oldukça klasik. Babası ölen ve onun mesleğini idame ettiren sorumsuz bir genç. Müzikler akılda kalıcı değil. Özel efektler herhangi bir bilim kurguda göreceğimiz şekilde. Zaten ilk film olmasından mıdır nedir, hikayede oldukça sıradan.

Film süresi boyunca aksiyon görüyorsunuz ancak bu aksiyon sürükleyici bir aksiyon değil. Film yer yer sıkıcı oluyor ve nutuk verir bir hal alıyor. Senaryo yok gibi. Kurgu da aynı şekilde ilerliyor. Bri ilki vermesi lazımken film sanki dünya üzerinde herkes Green Lanternleri tanıyormuş gibi, kimse tepki vermiyor.

Hikayeyi özetlemiş gibi oldum zaten. Tekrar üzerinden geçeyim. Hal Jordan’ın pilot olan babası bir deneme sürüşü esnasında kaza geçirerek ölür. Hal’da buna şahit olur. O günden sonrada çocukluğu sorunlu geçer. Hal’da pilot olur aynı firmadan yine savaş uçaklarını test etmek için işe başlar. Tabi hoşlandığı kızda onunla aynı iştedir.

Bu arada galaksiyi korumakla görevli Green Lantern diye bir oluşum galaksiyi yutan bir kötülüğe karşı savaş vermektedir. Bu savaş esnasında yaralanan bir savaşçı dünyaya inmek zorunda kalır. Savaşçı kendisine güç veren yüzüğü kendisine başka savaşçı bulsun diye gönderir. Yüzük ise Hal’ı bulur. Hal ölmekte olan uzaylıdan yüzüğü alır. Uzaylı ona bir de fener verir yüzüğü şarj etmek için.

Hal yüzüğü kullanmaya başlar. Green Lanternlerin toplanma alanlarına gider ve orada eğitim almaya başlar. Ancak dünyalı olduğu için onları onu kimse sallamamaktadır. Ancak Hal karşılarında durur.

Green Lanternlerin yüzükleri, onlara onurları kadar güç vermektedir ve bu sayede düşündükleri her şeyi yapabilmektedirler. Burada yine Amerikan insanının ne kadar onuru olduğu konusu üzerinde ısrarla durulmuş. Yeşil Fenerler güçlerini onurdan alırken bir kötüler ise her zaman olduğu gibi güçlerini korkudan almaktadırlar. Gerçi tek kişidir bu. Green Lanternler’in beyin takımından evrenin alimlerinden ayrılmıştır.

Sonuç olarak efektlere dayanmış, konusu, kurgusu oldukça basit, oyunculukları da berbat olan bir film, Green Lantern. hayli kalabalık yazım kadrosuna rağmen bu kadar açık nasıl olmuş anlayamadım. Ben özel efekt için izlerim diyorsanız buyurun. Aksi taktirde filmin yanına yaklaşmamakta fayda var.

Yönetmen: Martin Campbell

Senarist:

Greg Berlanti
Michael Green
Marc Guggenheim
Michael Goldenberg

Oyuncular:

Ryan Reynolds
Hal Jordan / Green Lantern
Blake Lively
Carol Ferris
Peter Sarsgaard
Hector Hammond
Mark Strong
Sinestro
Tim Robbins
Hammond
Jay O. Sanders
Carl Ferris

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1133985/

http://greenlanternmovie.warnerbros.com/dvd/

 

Ey blog uzun zamandır yeni filmler ekleyememekteyim sana. Buna çalkantılı iç dünyam, izleyemediğim, yada tembellikten yazamadığım filmler sebebiyet oldu. Asıl olay isteksizliğimdi tabi… Kafamı toplayamamam…

Ama bu arada İstanbul’a !f uğradı. Bende izlemeden edemedim. Halada gitmedi ya… Meraklısına… İşte açılış filmim…

Filmin başında BBC logosunu gördüğümde açma BBC yapımlarından sanmadım desem yerinde olur ancak filmin Oscar’a aday olması, 2009 Sundance Film Festivalinde gösterilmesi eh tabi !f”te de yer alması bu gereksiz düşünceyi aklımdan çıkardır. İngiliz gazeteci Lynn Barber’in anılarını yazdığı otobiyografik eserden uyarlanmış. Film 1961yılında 16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan Jenny’nin başından geçenleri anlatıyor…

Jenny yukarıda da belirttiğim gibi genç ve güzel bir kızdır. Tabi bunun yanı sıra birde sevgilisi vardır ve yaşıtıdır. Jenny ailesiyle sevgilini tanıştırır ancak genç çocuğun hayalleri Jennynin babasına hayal gelince işler biraz bozulur. Babası ise tek kuruşun hesabını yapan aslında otoriter gibi gözüken ama şeker mi şeker birisidir.

Jenny her kız gibi ünlü olma hayali kurmaktadır. Dans, eğlence, alışveriş onun hayallerini süslemektedir. Yağmurlu bir günde tanıştığı 30 yaşlarındaki David onun hayatını değiştirir. David ona istediği her şeyi vermiştir. Onunla çok eğlenmektedir.

Tabi işler istediği gibi gitmez bir süre sonra, David’in gerçek yüzü ortaya çıkar neyse ki Jenny bunu erken fark etmiştir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Film çok ağır ilerlemekte. Bir hikaye olduğu gibi şatafatsız anlatılmış. İnsanı etkileyecek bir özelliği yok. Senaryo çok şaşırtmıyor bizi. Başımızı sağa sola çevirdiğimizde bu olayın yüzlercesi ile karşılaşabiliriz. Tabi sanatın bunu bizim gözümüze sokması lazım ki, insanlar anlayabilsin. Bu hususta film bunu gerçekten başarıyor. Oyunculuk güzel ancak, ödül alacak kadar başarılı değil. Filmin eğitici olması dışında pek bir özelliğini göremedim. Ama izlenmeli mi bence izlenmeli… Ne de olsa bir çok şeye aday…

Yönetmen: Lone Scherfig

Senaryo: Lynn Barber (otobiyografi) Nick Hornby (senaryo)

Carey Mulligan Jenny
Olivia Williams Miss Stubbs
Alfred Molina Jack
Peter Sarsgaard David

Amanda Fairbank-Hynes Hattie

Ellie Kendrick Tina
Dominic Cooper Danny
Rosamund Pike Helen

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1174732/

http://www.sinemalar.com/film/7705/Ask-Dersi/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /