The Artist

 

 

84. Oscar Ödül Töreninde, En İyi Film, En iyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Müzik dallarında Oscar ödülü alan film iddialı bir yapım olduğunu ortaya koyuyor. Oscar öncesi de film zaten en büyük adaylardan biriydi. Adaylara baktığımızda ise en büyük rakibi Hugo ile aynı özellikleri taşıdığını görüyoruz. Ancak bu The Artsist’in en iyi film olduğunu kanıtlamıyor bize. Oscar jürisinin yaş ortalamasının yüksek olduğunu düşünürsek böyle bir filme bu denli çok ödül vermelerini yadsımıyorum.

 

Yönetmen Michel Hazanavicius için siyah beyaz ve sessiz bir film çekme fikri aslında büyük bir risk. Ancak filmin getirisinin de olacağı kesin bir şeydi. Filmi günümüz filmleri ile kıyasladığımızda aslında konu ve kurgu bakımından çok özellikli bir film görmüyoruz. Eski siyah beyaz, sessiz filmler ile kıyasladığımızda ise, Oscar alacak kapasitede bir film olduğunu da düşünmüyorum. En iyi müzik dalında aldığı ödül tam anlamıyla isabetli olmuş. Ancak kostüm konusunda Hugo’da aynı standartlardaydı. Filmin oyunculukları iyiydi. En iyi erkek oyuncu ödülünü alması olası bir şeydi. Ancak bu filme En İyi Erkek oyuncu ödülü veriyorsanız pek ala en iyi kadın ve en iyi yardımcı oyuncular ödülünü de verebilirdiniz.

 

En iyi oyunculardan biri de filmdeki köpekti. Keinslikle Oscar'lık bir performans sergiledi.

 

Film aslında iyi bir yönetime sahip değil. Evet yönetmenin filmde bir iki buluşu göz dolduruyor. Sessiz filmin birden seslenmesi ve bu sesi sadece ana karakterin duyması güzel bir enstantane. Bu bağlamda izlediğim diğer filmlere kıyasla en iyi yönetmen ödülünü almasını yadırgamıyorum. Ancak ödül verilebilir miydi o da tartışılır. Filmin en iyi film olması ise tartışılır. Sessiz ve siyah beyaz film olması haricinde filmin bir özelliği yoktu. Yani bence en iyi film ödülünü alabilecek kapasitede bir film değildi. Fransız yapımı bir filmin bu denli çok ödülle dönmesi, Fransa’nın Hollywood’a bir jesti, Hollywood’un ise verdiği ödüller bu jestin karşılığı olarak görüyorum.

 

Bérénice Bejo'un oyunculuğu biraz göz ardı edilmiş gibi...

 

Film oldukça akıcı ilerliyor. Ancak bu filmin renkli ve sesli olduğunu düşünürsek bir çok izleyicinin filmin yarısında salonu terk edeceğini düşünüyorum. Filmin siyah beyaz ve sessiz olması insan üzerindeki merak seviyesini arttırıyor. Hikayedeki sesli film dönemine geçişte ben filmin sesleneceğini umut ederek, merakla izledim. Bunun sinyalleri de verildi ufak tefek, ancak tam anlamıyla beklediğim olmadı. Filmin bu kadar akıcı ve insanı sıkmamasının sebebi, artık işitsel ve görsel sinemaya açılmış insanların biraz daha düşünmeye itilerek merak içinde filmi izlemeleri. Eminim ki bu filmden sonra eski siyah beyaz filmlerin izlenme oranı daha dar artmıştır.

 

Film George Valentin adında ünlü bir oyuncunun hayatını anlatıyor. Bu şahıs genç Peppy Miller adlı bir oyuncu ile tesadüfen tanışır. Onun yükselmesine de küçük bir katkı sağlar. Peppy Miller ise George Valentin’in hayranıdır. O dönem film şirketleri sesli film çekmeye başlamıştır. George Valentin sesli film işine karşı çıkar. İzleyicileri sesini duyduklarında onu istemeyeceklerini düşünürler. Bu arada Peppy Miller sesli filmlerde oynamaktadır ve büyük bir üne kavuşmuştur. George Valentin elinde avucunda ne varsa satar ve yeni bir sessiz film yapar. Ancak sesli filmlerin yanında, sessiz filmi hiç gişe yapmaz. Baş parasız kalır. Küçük bir evde yaşamaya başlar. Sonunda intihara teşebbüs eder ve evini yakar.

 

George Valentin’i Peppy Miller kurtarır ve evine alır. İyileşene kadar ona bakar. Ancak George Valentin, Peppy’nin eski eşyalarını aldığını öğrenince evi terk eder. Peppy ile araları bozulur. Ancak hiç bir şey George Valentin’in düşündüğü gibi değildi. Filmin konusunun kısa özeti ise bu şekilde.

 

 

Filmin müzikleri başarılı. Teknolojinin kol gezdiği filmlere kıyasla sade bir film var karşımızda. Eğer son dönem filmlerin şaşasından sıkıldıysanız The Artist iyi bir seçim. Hayır alsında bu şekilde çekilmişi bu filmden daha iyi yüzlerce film bulabilirsiniz eğer maksadınız, sessiz ve iyi bir film izlemekse. Ancak gündemi de takip ederim havamı da ayarım diyorsanız izleyin derim.

 

Yönetmen – Senaryo: Michel Hazanavicius

 

Oyuncular:

Jean Dujardin
George Valentin
Bérénice Bejo
Peppy Miller
John Goodman
Al Zimmer
James Cromwell
Clifton
Penelope Ann Miller
Doris
Missi Pyle
Constance

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1655442/

http://www.warnerbros.fr/the-artist-8385.html

 

Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email

Drive

 

 

2012 Oscar adayı ve muhtemel bir kaç Oscar sahibi film Drive. Bunu film çok çok iyi olduğu için söylemiyorum, sadece tam Amerikan tipi Oscarlık bir film olduğundan olduğundan söylüyorum. Kısacası filmi Amerikan tipi sanatsal film olarak betimleyebilirim.

 

Filmin ilk dakikalarından itibaren, Coen kardeşlerin bir başka No Country for Old Men vakasının içerisinde miyim diye geriye dönüp dönüp yönetmeninin kim olduğuna baktım. Filmi kamera açılarından tutunda, görüntülere, donuk diyaloglara, sahne uzunluklarına varıncaya kadar her şey bana fena halde No Country for Old Men‘i hatırlattı. Sanki karakterlerin işlenişi bile aynı şekildeydi.

 

Ancak Drive’ın yönetmeni, Nicolas Winding Refn adında ismini daha önce hiç duymadığımız Danimarkalı biri. Tabi bu durumda eğer Oscar’a oynayacaksa bu film bunun için bire bir. Yani Oscar jürisinin beğeneceği cinsten. Filme kesinlikle kötü demiyorum ancak son dönem Oscar alan abileri ile oldukça ortak yönlere sahip.

 

Film seksenlerde geçmiyor ancak gerek pembe jenerik yazıları gerekse müzikleri ile film seksenler havasını oldukça başarılı bir şekilde vermiş. Müzikler kesinlikle mükemmel. Sahnelere göre müzikler çok iyi ayarlanmış. Tabi bazı yerlerde müziklerin yönlendirmesi de yok değili.

 
 

Araba sahneleri oldukça başarılı bir şekilde kurgulanmış. Filmde en sevdiğim sahne ise deniz fenerinin altında geçen bölümdü. Kesinlikle yönetmen bu kısmı çok iyi düşünmüş. Onun haricinde baktığımızda aslında diğer kısımlar filmin durağanlığı dışında çokta özellikli değil. Filmi izlerken bazı soru işaretleri de aklınıza gelmiyor değil. Filmi dram, suç, şiddet öğeleri ile sınıflandırırken filmin dram yönünün oldukça yoksun olduğunu görüyoruz. Irene karakteri filme konmaya da bilirmiş. O karakterin aktif bir varlığını göremiyoruz filmde.

 

Ana karakterimiz olan Sürücümüz’ün ise Irene’e olan ilgisini az çok anlıyoruz ancak kendini bu kadar çıkmaza sokma sebebi biraz yukarıda kalıyor. Sanıyorum senarist, yönetmen burada “uzaktan da seven insan bunları yapabilir” hissiyatı uyandırmaya çalışmış. Ancak başarılı olamamış. Filmin dram yönü bu şekilde sekteye uğramış.

 

Ancak bir demir kadar sert karakterlerin olduğu bu filme böyle aşırı dramda fazla giderdi diyenler çıkabilir lakin bütün şiddetin kaynağını es geçmek yada bu kaynağa yüzeysel davranmak pek güzel olmamış. Film donuk yapısına rağmen aksiyon sahnelerinde tatmin edici, şiddet sahneleri ise rahatsız edici değil. Filmin seksenlerin şiddet filmlerinin biraz daha yumuşatılmış hali olarak görebilirsiniz.

 
 

Oyunculuklar başarılıydı. Gerçi filmde çok fazla performans gösterecek, oyunculuk gerektirecek, mimiklerle götürülecek bir sahne yoktu, sürücünün sert mizacının gözünden akalan yaşlarla yıkılmasından başka. O da karaktere uygun olarak kısa kesilmişti. Bana karakterlerin duygularını aktardığını hissedemedim. Sürücü filmin başında da aynıydı bitiğinde de aynı. Eğer bu ise dediğimiz oyunculuk evet oyunculuk başarılıydı. Ancak Carey Mulligan‘ın diğer filmlerde gördüğümüz oyunculuğunun binde birini bu filmde görmedik.

 
Yalnız bir kovboy edası olan isimsiz kahramanımız, gündüzleri araba sahnelerinde dublörlük, akşamları ise soygunlarda şoförlük yapmaktadır. Geri kalan vakitlerinde ise bir oto tamircisinde çalışmaktadır. Günün birinde yan komşusu olan Irene ile karşılaşır. Yalnız kovboyumuz Irene’e aşık olur. Ancak Irene’nin kocası hapishanededir ve bir de çocuğu vardır.  

Kocası tahliye olur ve eve gelir. Bu sırada kocasının hapishanede borcu olduğu bir kaç kişi onu sıkıştırır. Irene’i ve çocuğu da tehdit eder. Bu durumu öğrenen yalnız kovboyumuz onları kurtarmak için Irene’nin kocası ile birlikte bir soygun yapar. Ancak işler yolunda gitmez ve Irene’nin kocası vurulur. Yalnız kovboyumuz da Irene ve oğluna bir şey olmasın diye kendini feda eder ve bütün olanların sorumlusunu bularak intikam alır.

 

 

Görüldüğü üzre hikaye bize farklı bir şey sunmuyor. Ancak anlatım başarılı. Her ne kadar bence eksik olsa da, Oscar’dan ödülle döneceğine inandığım bir film Drive. Aslında sadece Oscar adayı olduğu için izlenecek, ortalama bir film.

 

Yönetmen: Nicolas Winding Refn

 

Senaryo: Hossein AminiJames Sallis (kitap)

 

Oyuncular:

Ryan Gosling
Driver
Carey Mulligan
Irene
Bryan Cranston
Shannon
Albert Brooks
Bernie Rose
Oscar Isaac
Standard
Christina Hendricks
Blanche

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0780504/

http://www.drive-movie.com/

 

Related Posts with Thumbnails
Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email