Posts Tagged ‘Oscar’

 

 

2012 Oscar adayı ve muhtemel bir kaç Oscar sahibi film Drive. Bunu film çok çok iyi olduğu için söylemiyorum, sadece tam Amerikan tipi Oscarlık bir film olduğundan olduğundan söylüyorum. Kısacası filmi Amerikan tipi sanatsal film olarak betimleyebilirim.

 

Filmin ilk dakikalarından itibaren, Coen kardeşlerin bir başka No Country for Old Men vakasının içerisinde miyim diye geriye dönüp dönüp yönetmeninin kim olduğuna baktım. Filmi kamera açılarından tutunda, görüntülere, donuk diyaloglara, sahne uzunluklarına varıncaya kadar her şey bana fena halde No Country for Old Men‘i hatırlattı. Sanki karakterlerin işlenişi bile aynı şekildeydi.

 

Ancak Drive’ın yönetmeni, Nicolas Winding Refn adında ismini daha önce hiç duymadığımız Danimarkalı biri. Tabi bu durumda eğer Oscar’a oynayacaksa bu film bunun için bire bir. Yani Oscar jürisinin beğeneceği cinsten. Filme kesinlikle kötü demiyorum ancak son dönem Oscar alan abileri ile oldukça ortak yönlere sahip.

 

Film seksenlerde geçmiyor ancak gerek pembe jenerik yazıları gerekse müzikleri ile film seksenler havasını oldukça başarılı bir şekilde vermiş. Müzikler kesinlikle mükemmel. Sahnelere göre müzikler çok iyi ayarlanmış. Tabi bazı yerlerde müziklerin yönlendirmesi de yok değili.

 
 

Araba sahneleri oldukça başarılı bir şekilde kurgulanmış. Filmde en sevdiğim sahne ise deniz fenerinin altında geçen bölümdü. Kesinlikle yönetmen bu kısmı çok iyi düşünmüş. Onun haricinde baktığımızda aslında diğer kısımlar filmin durağanlığı dışında çokta özellikli değil. Filmi izlerken bazı soru işaretleri de aklınıza gelmiyor değil. Filmi dram, suç, şiddet öğeleri ile sınıflandırırken filmin dram yönünün oldukça yoksun olduğunu görüyoruz. Irene karakteri filme konmaya da bilirmiş. O karakterin aktif bir varlığını göremiyoruz filmde.

 

Ana karakterimiz olan Sürücümüz’ün ise Irene’e olan ilgisini az çok anlıyoruz ancak kendini bu kadar çıkmaza sokma sebebi biraz yukarıda kalıyor. Sanıyorum senarist, yönetmen burada “uzaktan da seven insan bunları yapabilir” hissiyatı uyandırmaya çalışmış. Ancak başarılı olamamış. Filmin dram yönü bu şekilde sekteye uğramış.

 

Ancak bir demir kadar sert karakterlerin olduğu bu filme böyle aşırı dramda fazla giderdi diyenler çıkabilir lakin bütün şiddetin kaynağını es geçmek yada bu kaynağa yüzeysel davranmak pek güzel olmamış. Film donuk yapısına rağmen aksiyon sahnelerinde tatmin edici, şiddet sahneleri ise rahatsız edici değil. Filmin seksenlerin şiddet filmlerinin biraz daha yumuşatılmış hali olarak görebilirsiniz.

 
 

Oyunculuklar başarılıydı. Gerçi filmde çok fazla performans gösterecek, oyunculuk gerektirecek, mimiklerle götürülecek bir sahne yoktu, sürücünün sert mizacının gözünden akalan yaşlarla yıkılmasından başka. O da karaktere uygun olarak kısa kesilmişti. Bana karakterlerin duygularını aktardığını hissedemedim. Sürücü filmin başında da aynıydı bitiğinde de aynı. Eğer bu ise dediğimiz oyunculuk evet oyunculuk başarılıydı. Ancak Carey Mulligan‘ın diğer filmlerde gördüğümüz oyunculuğunun binde birini bu filmde görmedik.

 
Yalnız bir kovboy edası olan isimsiz kahramanımız, gündüzleri araba sahnelerinde dublörlük, akşamları ise soygunlarda şoförlük yapmaktadır. Geri kalan vakitlerinde ise bir oto tamircisinde çalışmaktadır. Günün birinde yan komşusu olan Irene ile karşılaşır. Yalnız kovboyumuz Irene’e aşık olur. Ancak Irene’nin kocası hapishanededir ve bir de çocuğu vardır.  

Kocası tahliye olur ve eve gelir. Bu sırada kocasının hapishanede borcu olduğu bir kaç kişi onu sıkıştırır. Irene’i ve çocuğu da tehdit eder. Bu durumu öğrenen yalnız kovboyumuz onları kurtarmak için Irene’nin kocası ile birlikte bir soygun yapar. Ancak işler yolunda gitmez ve Irene’nin kocası vurulur. Yalnız kovboyumuz da Irene ve oğluna bir şey olmasın diye kendini feda eder ve bütün olanların sorumlusunu bularak intikam alır.

 

 

Görüldüğü üzre hikaye bize farklı bir şey sunmuyor. Ancak anlatım başarılı. Her ne kadar bence eksik olsa da, Oscar’dan ödülle döneceğine inandığım bir film Drive. Aslında sadece Oscar adayı olduğu için izlenecek, ortalama bir film.

 

Yönetmen: Nicolas Winding Refn

 

Senaryo: Hossein AminiJames Sallis (kitap)

 

Oyuncular:

Ryan Gosling
Driver
Carey Mulligan
Irene
Bryan Cranston
Shannon
Albert Brooks
Bernie Rose
Oscar Isaac
Standard
Christina Hendricks
Blanche

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0780504/

http://www.drive-movie.com/

 

Ey blog uzun zamandır yeni filmler ekleyememekteyim sana. Buna çalkantılı iç dünyam, izleyemediğim, yada tembellikten yazamadığım filmler sebebiyet oldu. Asıl olay isteksizliğimdi tabi… Kafamı toplayamamam…

Ama bu arada İstanbul’a !f uğradı. Bende izlemeden edemedim. Halada gitmedi ya… Meraklısına… İşte açılış filmim…

Filmin başında BBC logosunu gördüğümde açma BBC yapımlarından sanmadım desem yerinde olur ancak filmin Oscar’a aday olması, 2009 Sundance Film Festivalinde gösterilmesi eh tabi !f”te de yer alması bu gereksiz düşünceyi aklımdan çıkardır. İngiliz gazeteci Lynn Barber’in anılarını yazdığı otobiyografik eserden uyarlanmış. Film 1961yılında 16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan Jenny’nin başından geçenleri anlatıyor…

Jenny yukarıda da belirttiğim gibi genç ve güzel bir kızdır. Tabi bunun yanı sıra birde sevgilisi vardır ve yaşıtıdır. Jenny ailesiyle sevgilini tanıştırır ancak genç çocuğun hayalleri Jennynin babasına hayal gelince işler biraz bozulur. Babası ise tek kuruşun hesabını yapan aslında otoriter gibi gözüken ama şeker mi şeker birisidir.

Jenny her kız gibi ünlü olma hayali kurmaktadır. Dans, eğlence, alışveriş onun hayallerini süslemektedir. Yağmurlu bir günde tanıştığı 30 yaşlarındaki David onun hayatını değiştirir. David ona istediği her şeyi vermiştir. Onunla çok eğlenmektedir.

Tabi işler istediği gibi gitmez bir süre sonra, David’in gerçek yüzü ortaya çıkar neyse ki Jenny bunu erken fark etmiştir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Film çok ağır ilerlemekte. Bir hikaye olduğu gibi şatafatsız anlatılmış. İnsanı etkileyecek bir özelliği yok. Senaryo çok şaşırtmıyor bizi. Başımızı sağa sola çevirdiğimizde bu olayın yüzlercesi ile karşılaşabiliriz. Tabi sanatın bunu bizim gözümüze sokması lazım ki, insanlar anlayabilsin. Bu hususta film bunu gerçekten başarıyor. Oyunculuk güzel ancak, ödül alacak kadar başarılı değil. Filmin eğitici olması dışında pek bir özelliğini göremedim. Ama izlenmeli mi bence izlenmeli… Ne de olsa bir çok şeye aday…

Yönetmen: Lone Scherfig

Senaryo: Lynn Barber (otobiyografi) Nick Hornby (senaryo)

Carey Mulligan Jenny
Olivia Williams Miss Stubbs
Alfred Molina Jack
Peter Sarsgaard David

Amanda Fairbank-Hynes Hattie

Ellie Kendrick Tina
Dominic Cooper Danny
Rosamund Pike Helen

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1174732/

http://www.sinemalar.com/film/7705/Ask-Dersi/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /