Posts Tagged ‘Olivia Williams’

Bekleneni vermeyen filmlerden biri de Hanna. Başta Cate BlanchettEric Bana gibi isimleri kadroda görmek sizi heyecanlandırıyor. Fragmanı izlediğinizdeyse işte bu diyorsunuz. Filmin müziklerini ise çok başarılı bir şekilde The Chemical Brothers yapmış. Öyle ki müzikler filmin biraz önüne geçmiş. Filmden sonra sanki  The Chemical Brothers klibi izlemişsiniz gibi geliyor size.

Film gerçekten iyi başlıyor hakkını yememek lazım. Eric büyük bir özveri ve disiplinle Hanna’yı insanlardan uzak bir yerde ölüm makinesi gibi yetiştirmesi içimizdeki merakı korluyor. Bunun yanı sıra Hanna’nın bildiğimiz dünyaya olan merakı filmin ilerleyen dakikalarında Hanna’nın hayat konusunda ikileme düşeceğinin haberini veriyor bize. Bu dakikalardan itibaren Hanna’nın kim olduğuna, nerede ne amaçlı bulunduğuna aklımızca yanıt getirmeye çalışıyoruz.

Daha ilk dakikalardan filmin sonu hakkında bir sürü yorum yapıyorsunuz. Ancak adamın neden kızı gözlerden uzak bir yere getirip onu bir ölüm makinesiymiş gibi yetiştirdiğine bir sonuç bulamıyorsunuz. İşte bu da filmin ilerleyen kısmını oluşturuyor. Ortada Marissa diye bir kadın vardır kimdir, nedir, soruları aklımızı kurcalar. Hanna hazır olduğunu söylediği anda yerlerini belirleyen bir cihazı çalıştırırlar. Eric, Hanna’yı bırakıp kaçar. Hanna ise görevlilerin, eline geçer.

Hanna götürüldüğü yerde Marissa ile görüşmek ister. Marissa’nın yerine ise bir başkası gönderilir. Hanna onu öldürür ve bulunduğu yerden tüm güvenlik tedbirlerini aşarak kaçar. İşte filmin en iyi sahnelerinden biri burasıdır. Hanna, Eric ile buluşmaya giderken, yaşıtı bir kızın ailesinin peşine takılır. Kız ile arkadaşta olmuştur. Hanna görmediği merak ettiği hayata bir nebze olsa da burada yaklaşır.

Biz Hanna hakkında soru işaretleri ile boğuşurken film de bu saatten sonra yakalamış olduğu gizemi kaybetmeye sıradan bir hikaye olma yolunda ilerlemeye başlıyor. Daha kim olduğunu kestiremediğimiz Marissa, Hanna’yı bulması için beyaz saçlı psikopat Isaacs ve adamlarını tutar. Bu adamlar kimdir nedir neyin nesidir, bilmeden ilerlemelerini ve yaptıkları işkenceleri izliyoruz. Tahminlerimiz bu Marissa, Isaacs, Erik arasında bir husumet olduğu yönünde gelişiyor ama film bu konu hakkında bize sır verip ser vermiyor.

Daha sonra bu psikopatlar, Hanna’nın ilk arkadaşını ve ailesini kaçırarak ona şantaj yaparlar. Burada film sıradan bir kovalama hikayesine dönüyor. Hanna bu beyaz saçlı ve rakibini hallettikten sonra, Marissa’nın peşine düşüyor. Aslında burada kim av kim avcı o da belli değil. Herkes birbirinin peşinde gibi bir durum var ortada. Ancak ne nedir hala haberimiz yok.

Birden final oluyor filmde. Bir kaç kelime ile olan biten özetleniyor. İyi askerler yaratmak için bir projede genetiği değiştirilen bebekler söz konusu. Erik’in sevgilisi de bu projeye katılınca bebeklerini korumak için kaçıyorlar. Proje sorumlusu olan Marissa ise genç kadını kaçarlarken öldürüyor. Eric, Hanna’yı alarak kimsenin bulmayacağı yere saklanıyor.

Tüm bu olan biten bir kaç dakika ve cümleye sığdırılmış. Haliyle film insanda “küt” diye bitmiş etkisi yaratıyor. Ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Her şey güzel giderken filmin başı ile sonundaki çelişkiler size sanki iki ayrı film izlemişsiniz hissi veriyor. Göze en çok batan hata ise Hanna’nın teknolojiden uzak bir ortamda her şeyden habersiz olmasına karşın, ilerleyen bölümlerde bilgisayarı bir hacker gibi kullanabilmesi. Bizim kaçırdığımız bir şey mi vardı acaba?

Film güzel başlayıp kötü bitiyor. Senaryoda açıklar çok. Yönetmen de anlatmak istemediğini anlayamamış. Filmin ne olması gerektiği konusunda tereddüte düşmüş anlaşılan. Tüm bunlara rağmen neyin ne olduğunu anlamak için filmi izliyorsunuz. Tabi bu ayrıntılı yazıdan sonra izlemediyseniz eğer, izlemenize de gerek kalmıyor.

Yönetmen: Joe Wright

Senarist:

Seth Lochhead
David Farr
Seth Lochhead hikaye

Oyuncular:

Saoirse Ronan Hanna
Eric Bana Erik
Cate Blanchett Marissa
Tom Hollander Isaacs
Paris Arrowsmith CIA
Olivia Williams Rachel

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0993842/

 

 

Ey blog uzun zamandır yeni filmler ekleyememekteyim sana. Buna çalkantılı iç dünyam, izleyemediğim, yada tembellikten yazamadığım filmler sebebiyet oldu. Asıl olay isteksizliğimdi tabi… Kafamı toplayamamam…

Ama bu arada İstanbul’a !f uğradı. Bende izlemeden edemedim. Halada gitmedi ya… Meraklısına… İşte açılış filmim…

Filmin başında BBC logosunu gördüğümde açma BBC yapımlarından sanmadım desem yerinde olur ancak filmin Oscar’a aday olması, 2009 Sundance Film Festivalinde gösterilmesi eh tabi !f”te de yer alması bu gereksiz düşünceyi aklımdan çıkardır. İngiliz gazeteci Lynn Barber’in anılarını yazdığı otobiyografik eserden uyarlanmış. Film 1961yılında 16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan Jenny’nin başından geçenleri anlatıyor…

Jenny yukarıda da belirttiğim gibi genç ve güzel bir kızdır. Tabi bunun yanı sıra birde sevgilisi vardır ve yaşıtıdır. Jenny ailesiyle sevgilini tanıştırır ancak genç çocuğun hayalleri Jennynin babasına hayal gelince işler biraz bozulur. Babası ise tek kuruşun hesabını yapan aslında otoriter gibi gözüken ama şeker mi şeker birisidir.

Jenny her kız gibi ünlü olma hayali kurmaktadır. Dans, eğlence, alışveriş onun hayallerini süslemektedir. Yağmurlu bir günde tanıştığı 30 yaşlarındaki David onun hayatını değiştirir. David ona istediği her şeyi vermiştir. Onunla çok eğlenmektedir.

Tabi işler istediği gibi gitmez bir süre sonra, David’in gerçek yüzü ortaya çıkar neyse ki Jenny bunu erken fark etmiştir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Film çok ağır ilerlemekte. Bir hikaye olduğu gibi şatafatsız anlatılmış. İnsanı etkileyecek bir özelliği yok. Senaryo çok şaşırtmıyor bizi. Başımızı sağa sola çevirdiğimizde bu olayın yüzlercesi ile karşılaşabiliriz. Tabi sanatın bunu bizim gözümüze sokması lazım ki, insanlar anlayabilsin. Bu hususta film bunu gerçekten başarıyor. Oyunculuk güzel ancak, ödül alacak kadar başarılı değil. Filmin eğitici olması dışında pek bir özelliğini göremedim. Ama izlenmeli mi bence izlenmeli… Ne de olsa bir çok şeye aday…

Yönetmen: Lone Scherfig

Senaryo: Lynn Barber (otobiyografi) Nick Hornby (senaryo)

Carey Mulligan Jenny
Olivia Williams Miss Stubbs
Alfred Molina Jack
Peter Sarsgaard David

Amanda Fairbank-Hynes Hattie

Ellie Kendrick Tina
Dominic Cooper Danny
Rosamund Pike Helen

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1174732/

http://www.sinemalar.com/film/7705/Ask-Dersi/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Drive
The Chronicles of Narnia :Prince Caspian
Neverland
Gantz
The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]
  • Cümleler… 27 Ocak 2012
      Akşama doğru kurduğum bütün cümlelerin sayısı yüz elliyi geçmez. Bunla övünmüyorum elbet. “Cümle vardı da biz mi kurmadık” demek geliyor içimden, en tiksinç maskemi takınarak. “Neye cümle?”, “kime cümle?” asıl soru.   Normal bir şekilde konuşabilir miyim? Yani cümlelerim iş Türkçesinin dışına çıkabilir mi? Bir prova alsam en derinden…   İlk kez sahneye çık […]
  • 2605 (bu nasıl bir başlık, başlık olmasın desek? reva mı? insan en azından ilk cümleleri başlık olarak atar.) 26 Ocak 2012
      Başlık yapılacakların listesi olacaktı. Ancak yapılmayacakların listesi o kadar uzundu ki arasından yapılacakları çıkartmak, ipliği iğnenin deliğine sokmak (şu yaşlarda biraz zorlaşıyor), iğne atsan yere bulunmayacak kadar zordu. İğneyi bulamamak için kalabalığa da ihtiyacınız yok aslında. He işin başı dikkat. Yani o kadar zor değil iğneyi bulmak ama bulmu […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /