Posts Tagged ‘Olivia Wilde’

Kovboylar ve uzaylılar fikri bana her zaman cazip gelmiştir. Hatta bu fikir Undead ile aklıma iyice yerleşmiş buradaki kovboy çakması yüzünden kendilerine ayrı bir sempatim oluşmuştu. Bu sempati Cowboys & Aliens’ı da merakla beklemem için yetti arttı bile. Sinemalara geleceği günü beklerken şartların elvermesi ile gidememiş olmam filmi evimin konforunda oturup izlerken aslında bana çokta şey kaybetmediğimi gösterdi.
Belkide filmin tek artısı Harrison Ford ve Daniel Craig‘i görmekti. Tabi bu listeye dahil edebileceğim bir kaç oyuncu daha var ancak filmin bu oyuncuların oyunculuklarını gösterebilecekleri kadar iyi olmadıklarını düşünüyorum. Basit bir konu basit bir, basit diyaloglar ve basit çekim teknikleri ile film olmamışlar arasında yerini almış.
Film Scott Mitchell Rosenberg‘in çizgi romanından uyarlanmış. Kendisini Man In Black’ın yaratıcısı olarakta bildikten sonra bu hikaye için de aslında boş olmayacağı düşüncelerim var ancak izlediğim film beni yanıltır cinsten. Umut ediyorum ki Scott Mitchell Rosenberg bu hikayeyi daha iyi yazmıştı ve hikayeyi bu duruma getirenler para göz yapımcılar.

Öncelikle belirtmeliyim ki filmde sinema dili sıfır. Bu gözünüze resmen batıyor. Hikaye çok basit ilerlerken, kurgu filmden soğutmak için insanı elinden geleni yapıyor. Anlam veremediğiniz bir çok olay birbirine girmiş vaziyette karşınıza çıkıyor. Evet buna filmin kahramanları da bizim gibi anlam veremiyor ancak yapımcıların izleyicilerin türlü türlü uzaylı filmi izlediğini hatırlamaları gerek.
Bu film ile birlikte sanki eski kötü uzaylı furyasına geri dönüyormuşuz gibi geldi bana. Uzaylılar dünyayı işgal etmiş ancak işgal amaçları ise ayrı bir soru işareti. Hepsi kapitalist bir ülke gibi gelmişler ve insanlara savaş açmışlar. Amaç ise para, altın. Tabi biz onların neden altın istediklerini bilmiyoruz. Film de bize bunu vermiyor zaten. Ancak filmde zengin fakir, hırsız, para muhabbetleri bolca dönerken bunun neden olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.
Filmde diğer bir nokta ise bu uzaylılara karşı, kovboylar ve kızıl derililerin beraber savaşması. Biz birbirimizi yeriz ama dışarıdan biri gelirse ona karşı da birlik oluruz mesajını veriyor. Bu senaristlerin demokrasi götürülen ülkelere ufak bir uyarısı mıdır, yoksa biz kızıl derililerle kankaydık deyip kendilerini rahatlatmanın bir çeşidi midir anlayamadım.
Neyse filme dönelim biz. Woodrow Dolarhyde kendisinin kim olduğunu hatırlamayan bir suçludur. Kasabaya geldiğinde ise elbette yakalanır. Ancak hiç bir şey hatırlamamakla birlikte kolunda da bu dünyaya ait olmayan bir ley vardır. Kasabanın en zengini Jake Lonergan’ın oğlu ile birlikte ceza evine taşınacağı sırada birden gökyüzündeki anlam veremedikleri cisim tarafından saldırıya uğrarlar.

Bu saldırıdan sonra bazı insanları bu uçan şeyler yakalayıp götürmüştür. Gidenlerin içerisinde Jake Lonergan’ın oğlu ve bir çok kasabalının da yakını vardır. Onların bu saldırısı esnasında ise Woodrow Dolarhyde’in kolundaki bileklik ateş alır. Ertesi sabah ise Woodrow Dolarhyde ve Jake Lonergan yanlarına bir grup insanı daha alarak bu yaratıkları aramaya koyulurlar. Bu sırada ekibe daha sonra kendisinin de uzaylı olduğunu öğrendiğimiz tek dişi Alice katılır.
Eski gangster Woodrow Dolarhyd her şeyi hatırlamaya başlar yavaş yavaş. Tüm bu olanların neden olduğunu. Uzaylıların yerini bulurlar ama sayıca çok cüssece büyük bu yaratıklara karşı yapacak bir şeyleri yoktur. Eski çetesi ile hesaplaşmasını kısacık bitirir ve onlarla uzaylılara karşı savaşmaları için anlaşır. Bu sırada aynı dertten muzdarip kızıl derililerle de ortak düşmanlarına karşı savaşmak için anlaşma yapar. Bu anlaşmada en etkili rolü de iyi uzaylımız Alice oynamıştır.
Velhasıl kelam insanlar birlik olarak teknolokide son noktaya gelmiş uzaylılara tanklarla tüfeklerle diyemeyeceğim, taşla sopayla saldırarak onları püskürtür ve kaçırırlar. Dünya ve ganimetleri insanlara kalırken, Woodrow Dolarhyd ve Jake Lonergan örnek birer vatandaş olurlar.

Özetlemek gerekirse yazıyı, senaryosu, diyalogları, çekim teknikleri, oyunculukları, müzikleri, kendi içindeki tutarsızlıklarıyla izlenmeye değmeyecek bir film. Ancak bana uzaylı yaratıklar olsun diyorsanız o başka.
Yönetmen: Jon Favreau
Senaryo: Mark Fergus, Hawk Ostby, Steve Oedekerk, Scott Mitchell Rosenberg (çizgi roman)
Oyuncular:
| Daniel Craig | … | Jake Lonergan | |
| Harrison Ford | … | Woodrow Dolarhyde | |
| Abigail Spencer | … | Alice | |
| Buck Taylor | … | Wes Claiborne | |
| Olivia Wilde | … | Ella Swenson | |
| Sam Rockwell | … | Doc |
Linkler:
http://www.imdb.com/title/tt0409847/

Şuada filimin tanıtım yazısını yazmış, şurada da ilk filmi anlatmıştım ikinci ve ilk filmin devamı olma özelliğine sahip TRON: Legacy. Filmi merakla beklememe rağmen bende yaşattığı izlenim konusunda şüpheliyim. Aslında filmin güzel olması gerekirdi / güzelde. Ben biraz daha derine inerler efsane dedikleri şeyin karşılığını tam anlamıyla verirler diye düşünüyordum ancak karşılaştığım şey beni hayal kırıklığına uğrattı.
Öncelikle 3D olarak lanse edilmesi insanın beklentilerini arttırıyordu ister istemez. Ancak filmde girer girmez bir uyarı aslında bu beklentileri, bir nebze düşürüyor. Filmin bazı bölümleri 2D olarak izleyeceksiniz gibi. Tabi bu başkaları için beklentiyi düşürmüş olabilir ama benim için arttırdı. Dedim ki kendime, işte süper sanal dünyaya girince 3D karşımızda olacak bu da algılamayı tetikleyecek”. Yok efendim beklediğim gibi çıkmadı. İlk açılış haricinde hiç bir kare bana 3D’miş gibi gelmedi. Ben mi yanıldım diye sorar oldum kendime ancak sanıyorum herkes aynı fikirde…

Hayır aslında yakında bundan da yakınmıyoruım. Görsellik iyiydi güzeldi. Koskoca I-max perdesinde kendimi bir oyunun içerisinde hissettim. Tabi oyunu alıp koca perdede oynamak ayrı bir zevk olurdu. Neyse geçelim bunu ama gerçekten de bir oyunun içerinde gibiydik. Bilhassa motosiklet sahneleri güzel ve ayrıntılı düşünülmüştü. Ancak disk savaşları bana beklediğimi vermedi. Biraz oldu bittiye geldi gibi bir şey film Ancak o kadar uzun süre nasıl geçiyor anlayamadım. Sanırım merakla beklememden kaynaklı.

Zaten konuları yukarıdaki linklerde vermiştim. Gerçi ufak tefek değineceğim ancak oyunculuğa da bir değinmek istiyorum. Öncelikle Jeff Bridges beklediğim oyunculuğu veremedi. Tamam ağır abi her şeyi bilen erdemli insan rolünde elinde tespihi ile bilirim ama yapmam ayaklarıyla beni tatmin etmedi. Aksiyonla da kurtarmışız işi, düzene hikayeyi yedirmişiz ama benim merak ettiğim bunlar orada ne yiyorlar. Kevin Flynn on yıllık yiyeceğini, yanında mı götürdü? Yada yemeye içmeye neden gerek duyuyoruz adet yerini bulsun diye mi? Sonuçta bunlar program değil mi? Gerçi, bar sahnesinden windows’un neden sürekli sapıttığını anlamış bulunmaktayım sanıyorum bu programlar sürekli kafa güzel geziyorlar.

Sanırım senarist yazarken, bir bilgisayarın içinde olduğunu ve her bir karakterin program olduğunu unutmuş. Sosyallik yüklemiş her birine… Filmde gözüme en çok çarpan şey birden bire pörtleyen programlar oldu. Hatta bir katliamla Clu bunları ortadan kaldırıyor, kala kala bir tane kalıyor ki o da dillere destan, Quorra kesinlikle göze hitap ediyor. Hatta filmin en güzel öğlelerinden biri. Aklıma takılan bir diğer kısımda Flyyn oyun salonunda elektrikler kapalıyken bu dünya nasıl çalışıyor. Bir memory sticke program yüklediğinizde onu beslemeden o program çalışır mu Flynn içeride nasıl oluyor da yıllardır yaşıyor.? Ah aklımdaki soru işaretleri fazla. Derine inmeyeceğim o sebepten.

Flynn şirketin başına geçtikten sonra projesi üzerinde daha yoğun çalışmaya başlamıştır. Bu arada bir oğlu olmuş ve yedi yaşına kadar gelmiştir. Flynn oğluna bu yeni dünyasından bahseder ve bir gün onu götürme sözü verir. Ancak bir akşam üstü çıkar ve bir daha geri dönmez. Oğlu Sam onu yıllarca bekler. Bu arada şirketleri yine büyümüş ve ilk hikayedeki gibi başkası tarafından ele geçirilmek üzeredir. Sam ise en büyük hissedar olarak kenara çekilmiş iş ile uğraşmamaktadır. Babasının yokluğunu hala hazmedememiştir. Günün birinde bir çağrı üzerine yıllardır girilmemiş olan Flynn oyun merkezine gider. Burada babasının çalışmalarını yaptığı, gizli bir oda bulur ve bu yeni dünyaya girer.
Gördükleri karşısında şok olur. Ancak başı boş bir program sanılarak yarışmalara katılır. Görür ki aslında burada düzen farklı şekildedir. Yönetim el değiştirmiş Flynnler düşman olmuştur. Tabi macera başlar. Sam burada babasını görür. Olanı biteni anlamaya çalışır. Filmin devamı gelecek tabi. Ama devamının sanal dünyadan çok reel dünyada geçeceğini düşünüyorum. Bundan sonra bizi ne bekliyor? Sanal dünyadan gelen saldırılar mı? Tabi bekleyip göreceğiz.

Filmi anlamak için öncelikle ilk filmi izlemek gerekli. Zaten olayın temeli ilk filmde yatıyor. İkinci filmi izleyip hikayeyi anlamak biraz zor gibi. Müziklere gelince Daft Punk şaheser yaratmış ne yalan söyleyeyim filmin önüne geçmiş. Yönetmen pek zorlanmamış film için. İyi bir müzik, 80′lerden kalma akılcı bir senaryo, üzerine eklenmiş tek çey ise 2000′lerin teknolojisi ise yapılan efektler. ..
İzlenecek bir film. Görsel açıdan çok iyi diyebilirim. Ancak sinemada yada yüksek çözünürlükte izlenmesi lazım. Aksi taktirde bu nedir, ne oluyor ne bitiyor der durursunuz…
Yönetmen: Joseph Kosinski
Senarist:
| Edward Kitsis | hikaye | |
| Adam Horowitz | hikaye | |
| Brian Klugman | hikaye | |
| Lee Sternthal | hikaye | |
| Steven Lisberger | karakterler | |
| Bonnie MacBird | karakterler |
Oyuncular:
| Jeff Bridges | … | Kevin Flynn / Clu | |
| Garrett Hedlund | … | Sam Flynn | |
| Olivia Wilde | … | Quorra | |
| Bruce Boxleitner | … | Alan Bradley / Tron | |
| James Frain | … | Jarvis | |
| Beau Garrett | … | Gem | |
| Michael Sheen | … | Castor / Zuse |
Linkler:
http://www.imdb.com/title/tt1104001/
