Posts Tagged ‘Oliver Reed’

Biraz daha eskilere gidip 1988 yapımı usta yönetmen Terry Gilliam‘ın canlandırdığı çocuk hikayesi uyarlaması Baron Munchausen’in hikayesini anlatmak isterim size. Usta yönetmene yakışır iyi bir film The Adventures of Baron Munchausen. İki saat boyunca sıkılmadan izliyorsunuz filmi.

Peki Baron Munchausen kimdir? Kendisi zengin, etrafta efsane gibi, hikayeleri dolanan, Türklerle savaşmış, bir balonla aya gitmiş, oradan dünyaya ip sarkıtarak dönmüş, aydaki insanlarla tanışmış, idam edilecekken askerlerin attığı bir topun üstüne oturup uçmuş efsanevi bir barondur.

Terry Gilliam Brasil’den sonra çekmiş bu filmi. Aynı atmosfer bu filmde de mevcut.Bu sebeple film ne kadar absürt olursa olsun insan sıkılmıyor. Zaten film bir imkansızlıklar bütünü olduğu için “hadi be” bile demiyorsunuz.  Film abartılarla süslü. Türklerin saldırdığı bir şehirde herkes baronun hikayeleri ile kendini avutmaktadır. Hatta baron gelsin de bizi kurtarsın havasındadırlar. Bu arada baron çıkar gelir ve hikayelerini anlatmaya başlar. Aya yolculuğunu, ay adamının karısıyla flörtünü, Türklerle kapışmasını…

Tabi biz bütün saçmalıkları merak ve kahkahalarla izliyoruz. Baronun ekibi ise ayrı bir komedi. İki de bir Türkler, Türkler diyorum ya bu film Türklerden pekte iyi bahsetmiyor. Yakan, yıkan, korku salan bir ırkız dünyada… Film daha iyi olabilirmiş elbet ama sonuçta Terry Gilliam filmi deyip geri çekiyorum kendimi. Oyuncu kadrosu çok iyi. Arada birden karşınıza Uma Thurman, Robin Williams, Sting çıkınca karşınıza şaşırmadan edemiyorsunuz. Tabi birde, Uma Thurman’ın saf güzelliği daha bir çarpıyor gözünüze…

Yönetmen: Terry Gilliam

Senarist: Rudolph Erich Raspe (kitap), Gottfried August Bürger (kitap), Charles McKeown, Terry Gilliam

Oyuncular:

John Neville Hieronymus Karl Frederick Baron von Munchausen
Eric Idle Desmond / Berthold
Sarah Polley Sally Salt
Oliver Reed Vulcan
Uma Thurman Venus / Rose
Robin Williams King of the Moon (Ray D. Tutto)
Sting Heroic Officer

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0096764/

Büyük usta David Cronenberg‘in 1979 yapımı filmi ustalığa geçiş aşamasında yer alıp bazı teknik zayıflıklar içerse de film yine Cronenberg’in akılda kalıcı etkiliğine sahip. David Cronenberg filmografisine bakarsak eğer, akılda kalıcı yapımlar arasında, eXistenZ, The Fly, The Dead Zone, Videodrome bizi kapıda karşılıyor. The Brood daha eski tarihli film olmasına rağmen diğer filmlerde de etkisi elbette gözükmekte.

Film 1960 yapımı Village of the Damned‘i şeklen hatırlatsa da aslında çocukların benzerliğinden başka bir şey yoktur ortada. Zaten dönem filmlerine göz atarsak çocuk korku karakterleri genelde sarı saçlı oluyor. Film gayet sakin geçmesine rağmen bu sakinlik izleyiciyi germekte başarıya ulaşmış. Bir gizin içinde yol alırken neyin çıkacağını bilmemeniz, klasik senaryo anlayışının dışında gelişen kurgu ve final filmi merakla izlenebilir kılmış.

Cronenberg, her zaman olduğu gibi insan vücudu ve evrimleri üzerinde tezleriyle karşımıza çıkıyor. Bir çok sahne daha sonrası için filmlere ışık tutmuş ki ana sınıfındaki cinayet sahnesi kıllarda kalıcıdır. Filme ufaktan giriş yapmışken devamını da getirelim…

Frank Carveth eşinin sinir hastalıkları hastahanesinde olması sebebiyle kızını yanına almak istemektedir. Bir gün kızını hastahaneye gönderdiğinde oradan sırında yara izleriyle döner. Bu sebepten dolayı Frank kızını bir daha annesinin yanına göndermek istemez. Bu olay üzerine karısıyla konuşmak ister ancak karısının doktoru Hal Raglan onun özel bir terapide olduğunu söyleyerek onunla görüştürmez. Bu arada Dr Hal Raglan’ın bazı araştırmalar yaptığı haberini alır ve olayı araştırmaya başlar. Kızını annesine göndermemeye başlamasına takiben, kızın etrafındaki kişiler vahşice öldürülür.

Polis olayı araştırmaya başlar. Frank bir gün katili ölü olarak kayın validesinin evinde bulur ve polise haber verir. Ancak otopsi yapıldığında bu çocuk yaşında insana benzeyen yaratığın mutasyona uğramış olduğu görülür. Küçük bir çocuğa benzemesine rağmen göbeği yoktur. Yani bu da onların doğmadığı anlamaktadır.

Film finalde ise bizi şaşırtıyor. Bu kadar ipucuna film belki çözülmüştür ama neyse, izlenmesi gereken filmlerden biri… Bu arada filmin müziklerini, Howard Shore yapmış…

Oliver Reed Dr. Hal Raglan
Samantha Eggar Nola Carveth
Art Hindle Frank Carveth
Henry Beckman Barton Kelly
Nuala Fitzgerald Juliana Kelly

Linkler:

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Brood
<http://www.imdb.com/title/tt0078908/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /