Posts Tagged ‘Norman Reedus’

Filmin en büyük özelliği Resident Evil’ın yapımcılarından gelmesi. Bunun haricinde çok etkili bir bilim kurgu olduğunu söyleyemeyeceğim. Yani film konu olarak fena gözükmese de eksik birşeyler var. Konu ve diyaloglar çok dağınık film karakterleri gibi izleyici de neyin olup bittiğini anlamıyor. Hani bir filmden çok bir bilgisayar oyunu olma yolunda ilerleyebilirdi. Efektleri düşündüğümüzde çok iyi olduğunu söyleyemeyiz.

Tabi kendi türü arasında iyi denebilecek bir film. Ancak 2009 yapımı olmasına rağmen aynı dönem filmleri arasında sönük kalıyor. Filmin işleyiği basit kalmış…

Film etkileyici bir giriş yapıyor. Tüm diller de ki buna Türkçe’de dahil, Allah’a emanetsiniz diye bir cümle geçiyor. Tabi bu da filmin balından sizi ekrana kitliyor. Hangi milletten olursanız olun filmin başlarından itibaren bu enstantane filme kitliyor sizi. Tabi ondan sonra filmi anlamak için sarf ettiğiniz çaba, çok etkili olmayan görselliği de geride bırakıyor.

Film uzay gemisi mürettebatından iki askerin uyanması ile başlıyor. Ancak neden uyutulmuşlar şimdi neden uyanıyorlar bundan bi haber izliyoruz filmleri. Öyle ki, kendilerinin de bundan haberleri yok. Bu sırada, uzay gemisini keşfe çıkmaları keşif süresince yalnız olmadıklarını öğrenmesi hikayenin dallanıp budaklanmasına sebep oluyor. İnsanlar haricinde gemide bir de yaratıklar oluyor.

Mürettebattan kalan, neden bu halde olduklarının araştırmasını yaparken, yaratıklarla da savaşmaya başlarlar. Yaratıklar insana benzemektedirler ancak, uçabilmektedirler de. Tabi insan ile beslenirler. Bir noktada gönderme de yapılmış yaratık küçük sevimli olsa da yaratıktır diye…

Filmde havada kalan bir konu ise bu yaratıkların nereden geldiğidir. İndikleri gezegenden mi yoksa gemide oluşan bir virüs yüzünden dönüşüme uğrayan insanlar mıdır? Gezegende bulunduğunu düşünmüyorum ki filmin finali ile çakışır bir duruma gelebilir.

Senaryo olarak ta dağınık bu filmi sanıyorum ben de dağınık anlattım. Kısaca özetlemek gerekirse; bir uzay gemisinde uyutulan insanlar uyanmaya başlarlar. Uyandıklarında neden ve nerede olduklarından haberleri yoktur. Araştırmaya başladıkça olayı çözmeye başlarlar. Dünya yok olacağı için insanları yaşam için elverişli bir başka gezegene gönderirler. Ancak gemi gezegene inerken bir sorun oluşur. Gemi personeli uyandığında gemide başkalarının da olduğunu fark eder. Bunlar insana benzer yaratıklardır. İnsanlar onlarla savaşırken neden burada olduklarına ve gitmeye çalıştıkları yerin nerede olduğunu da bulmaya çalışırlar…

İzlenebilecek aslında kişiye göre de farklı yorumlanabilecek bir film. Ben çok iyi bulmadım açıkçası. Ancak son dönemlerde göremediğimiz uzay bilim kurguları sebebi ile izlenebilecek bir film…

Yönetmen: Christian Alvart

Senarist: Travis Milloy

Oyuncular:

Dennis Quaid Payton
Ben Foster Bower
Cam Gigandet Gallo
Antje Traue Nadia
Cung Le Manh
Eddie Rouse Leland
Norman Reedus Shepard

Linkler:

http://www.pandorummovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt1188729/

http://www.sinemalar.com/film/30935/Pandorum/

www.sinemalar.com/film/30935/Pandorum/

Filmin birincisini izlediğimi hatırlamıyorum ama eğer birincisi de ikincisi kadar kötü ise ben izlemeyeyim. Filmin yönetmenliğini Martin Barnewitz yapmış. Bu arkadaşın hiç bir filmini izlememişim. Tabi bu filmin ikincisi olunca insan kimin yazdığını merak ediyor. Senaristi ise Todd Farmer. Todd Farmer ise tanıdık bir isim. En azından yazdığı filmler içerisinde tanıdık bir tane  var: My Bloody Valentine. Zaten bu filmi de izledikten sonra kanım senaryo yazabilen herkese ABD’de senaryo yazdırdıklarıdır. Zaten yakışıklı adamdan yazar mı olur canım…

Özelliği olmayan klasikleşmiş sahnelerin toparlanması ile yapılmış bir film. Özgün bir hikayesi yok. Gerçi hikayesi de yok. Yani amaç ne belli değil. Ne oluyor ne bitiyor fark etmiyorsunuz. Final oldu bittiye getirilmiş. Mesaj nedir, korkuluk mesajcı mıdır, hiç bir şey belli değil. Eh korku filmiyi korkmayı bekliyorsunuz o da yok… Birileri ölüyor hadi onu görelim diyorsunuz o da yok… Yani filmde yok… hiç bir şey yok…

John komşunun karısını dikizlerken...

John Rollins, dini inançlarını sorgulayan bir kişidir. Hatta eski bir alkoliktirde. Yaşadığı köyde küçük bir tarlası vardır. Burada da mısır yetiştirmektedir. Borcu gırtlağına kadar varmıştır. Ancak tarlasına kargalar dadandığı için hiç bir ürününü yetiştiremez. Tabi bu durum ailesi ile arasındaki bağlarında gerilmesine sebep olur. John hangarında eski bir korkuluk bulur ve bunu tarlaya diker…

Ertesi gün tarlaya baktığında tüm kargaların ölmüş olduğunu görür. Sonra tarlasını tekrar eker. Bir süre sonra çok iyi mısırlar almaya başlar bu değişime inanamaz. Ancak garip rüyalar da görmektedir. Korkuluğu dikmesi ile birlikte, yan tarlaya da karavanda yaşayan bir komşu gelir. Bu komşular nereden çıktı ne oldu nasıl olayla ilişkilendiler hatırlamıyorum.

komşu ve karısı...

Eh tabi ürünler iyiye gitmeye başlıyor ama John’un etrafında garip ölümlerde oluyordur. Her ne kadar ölümler kazaymış gibi gözükse de son anlarını o evin yakınlarında geçirmeleri tuhaf bir görünüm oluşturuyor elbet. John bu işin korkuluk tarafından yapıldığını anlıyor ve korkuluğu kaldırıyor. Ancak ertesi gün korkuluğu tekrar yerinde görünce olaylar karışıyor. Bu kez korkuluk ailesine dadanıyor. John ailesini korumak için savaşa başlıyor.

ve sevgili korkuluğumuz...

Bu arada John korkuluk sayesinde baştan çıkarak yeni komşunun güzel karısı ile birlikte oluyor. Zaten sonra anlıyor ki bu korkulukla bunların bir ilgisi var… Eh final de mutlu son…

Oyuncular:

Norman Reedus John Rollins
Heather Stephens Mary Rollins
Claire Holt Lindsey Rollins

Richard Riehle Jude Weatherby
Darcy Fowers Miranda Weatherby
Matthew McNulty Sheriff Milton

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1299653/

http://www.sinemalar.com/film/39102/The-Messengers-2the-Scarecrow/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /