Posts Tagged ‘Mia Wasikowska’

Bilmem kaçıncı kez televizyon dizisi, televizyon filmi, sinema filmi, olarak karşımıza çıkmış Charlotte Brontë‘nin ünlü romanı Jane Eyre’nin son çevrimi karşımızda. Yönetmen koltuğunda adını pekte duymadığımız Cary Fukunaga var. Kendisinin ismi sebebi ile uzak doğulu olduğunu düşünmekteydim ancak şeklinide görünce nasıl bir bağlantısı var düşünmeden edemedim. Neyse konumuzda bu değil zaten.

Hikayeyi herkes biliyordur aslında. Zamanında okullarda okutulmuştu. Roman hatırladığım kadarıyla biraz daha bunaltıcı ve kasvetliydi. Tabi üstünden yıllar geçmesi hikayenin aklımda kalanlara sekte vurması oldukça normal.
Hikaye genç bir mürebbiyenin başından geçenleri anlatıyor. Bu bağlamda bende herkes gibi bunu Çalıkuşuna benzetebilirim. Film kitaba oranla tersten başlıyor. Jane’i sersefil halde kaçarken görüyoruz. En yakın eve ulaştığında ise ölecek durumdadır. Kendisini kapıda genç bir misyoner rahip bulur. İki kız kardeşi ile birlikte Jane’e yardım eder. Jane kendine geldiğinde ise kendisi hakkında bir şey söylemez. Onun toparlama anında da biz hatıralarını izleyerek başından geçen olayları görürüz.

Jane küçük yaşta ailesinin ölümünden sonra yakın bir akrabasının yanına taşınmıştır. Ancak akrabasını hiç görmemiştir. Konakta yengesi ve oğlu ile de iyi geçinememektedir. Kadın onu yatılı bir okula gönderir. Bu okul öğrencilerini şiddetle eğitmektedir. Jane’nin okuldaki tek arkadaşı da hastalanıp ölünce yalnız kalır. Seneler böylece geçer.
Günün birindemürebbiye olarak bir malikanede işe başlar. Malikane sahibi ve Jane’in iş vereni Edward Rochester ile ilk başlarda sorun yaşasa da daha sonra yakınlaşırlar. Hatta bu yakınlaşma evliliğe kadar gider. Ancak Edward Rochester’in evliliğe mani bir durumu vardır.

Heyecan olsun diye konuyu tam anlamıyla yazmıyorum. Sanki bu film bir klasikten uyarlanmamış gibi merak edilsin diye. Hikayeden uzaklaşıp biraz daha filme dönersek görsel açıdan başarılı bir film diyebilirim. Mekan güzel seçilmiş. Genelde kullanılan geniş açı filmin görüntülerin kartpostal şeklinde görüntülenmesine sebep olmuş. Renk tonlamaları oldukça başarılıydı. Görüntü içerisindeki herhangi bir insan faktörü bu güzelliği bozamıyordu.
Bilindik hikaye için kurguda oldukça başarılıydı. Anı zamanda müzikler dönemi benimsetmeye yetiyordu. Kostümlere oldukça başarılıydı. Oyunculuklara geldiğimizde ise Mia Wasikowska kendinden bekleneni başarılı bir şekilde vermiş. Bu kadar güzeli ardarda sıralayınca iyi film diyebiliriz. Ancak film bana biraz duygu yoksunu gibi geldi. Büyük bir aşk ve yaşanılan aculardan bahsediyor film ancak bunun tam anlamıyla veremiyor. Jane Eyre duygularını kendine saklıyor. Belkide bunun sebebi filmin olaylar arsındaki zamanı tam anlamıyla verememiş olması. Bu sebepten dolayı düz bir film izliyorsunuz.

Sonuç olarak boş vakitte iki saat harcanacak bir film Jane Eyre’nin bu yorumu. Film bittikten sonra sizin aklınızda en çok kalacak şey görselliği…
Yönetmen: Cary Fukunaga
Senarist: Charlotte Brontë (kitap), Moira Buffini
Oyuncular:
| Mia Wasikowska | … |
Jane Eyre
|
|
| Jamie Bell | … |
St John Rivers
|
|
| Su Elliot | … |
Hannah
|
|
| Holliday Grainger | … |
Diana Rivers
|
|
| Tamzin Merchant | … |
Mary Rivers
|
| Simon McBurney | … |
Mr. Brocklehurst
|
Linkler:

Malesef bu filme Gus Van Sant’ın en kötü filmi diyeceğim. Hikaye oldukça bilindik bir hikaye. Ölümcül bir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi halinde sorunlu bir genç erkeğin aşkını konu alıyor film. Bu konunun barındığı her filmde olduğu gibi zaman yine son bahar. Görüntüler ve filmin işleyici Gus Van Sant’a yakışır bir şekilde. Oyunculuklar göze batmayacak şekilde sıradan.
Konunun bilindik olması, eş değerlerinin de çok olması filmin kıyaslanma yoluna gitmesine sebebiyet veriyor. Enoch annesi ve babasının trafik kazasında ölümünden sonra bir süre yoğun bakımda kalmış ve hayata geri dönmüştür. Bu dönüş esnasında Hiroşi adında birde hayalet arkadaş edinmiştir. Enoch hayata küsmüş ve ailesine kendisini bıraktıkları için kızgındır. Vakit geçirmek içinse tanımadığı insanların cenazesine gitmektedir.

Bir gün cenazede Annabel adında bir kızla tanışır. Başta ondan kaçar ancak daha sonra onunla arkadaş olur. Enoch hayattan ne kadar kaçıyorsa Annabel’de hayata o kadar bağlıdır. Ancak bir sorun vardır ki Annabel kanser hastasıdır ve üç ay ömrü vardır.
İki genç bu üç ayı beraber geçirirler ve birbirlerine aşırı derecede bağlanırlar. Ancak Annabel’in ölecek olması her şeyi bozar. Enoch bunu kabullenemez. Annabel’in rahat tavırları yüzünden araları bozulur.

Bir gün Annabel rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılir. Durumu Enoch’a bildiren ise Hiroşi olur. Bu şekilde Hiroşi’nin hayali mi yoksa bir hayalet mi olduğu belli olur. Ancak Hiroşi ve Enoch kavga ederler ve Enoch hastanelik olur.

Hikaye böyle devam ederken tabi beklenen son yaşanacaktır. Filmde oyunculuklar ne çok iyi nede çok kötü. Düz sıradan bir film. Filmi farklı kılabilecek şey ise Hiroşi’nin kattığı mistizm. Zaten filmin anlatmak istediğini Hiroşi’nin son uçuşuna çıktığı mektupta belirtilmiş. Hiroşi hikayesini çıkarttığımızda sıradan boş bir film. Ancak filmi ayakta tutan bu hikaye.
Yönetmen: Gus Van Sant
Senarist: Jason Lew
Oyuncular:
| Henry Hopper | … |
Enoch Brae
|
|
| Mia Wasikowska | … |
Annabel Cotton
|
|
| Ryo Kase | … |
Hiroshi Takahashi
|
|
| Schuyler Fisk | … |
Elizabeth Cotton
|
|
| Lusia Strus | … |
Rachel Cotton
|
|
| Jane Adams | … |
Mabel
|
Linkler:
http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?day=1&FID=28
http://www.imdb.com/title/tt1498569/
