Posts Tagged ‘Mark Wahlberg’

Uzun zamandır böyle popüler olup Oscar filmlerini takip edip yazdığımı hatırlamıyorum. Bir iki tane ekleyip diğerlerinin üstüne yatardım. Eh festivalle üst üste gelince böyle oldu demek… Oscar adayı filmler içerisinde en iyilerinden birisi, The Fighter. Yine uyarlama bir senaryo karşımızda. The Kings Speech‘e göre daha başarılı bir uyarlama diyebilirim, ancak Oscar’a ters bir yapısı var. Bu arada Darren Aronofsky‘nin The Wrestler ile başlattığı spor içerikli Oscar adaylığına bir yenisi eklenmiş oldu. Zaten Aronofsky ‘nin ismi geçmekteydi film için, son değişiklerle film buraya kadar geldi. İyi mi oldu kötü mü, tabi orası tartışılır. Gelecek Oscar’da da aynı içerikli bir film görmek içten bile değil.

Oldukça başarılı bir film olduğunu söylemiştim. İyi işlenmiş, iyi yazılmış, iyi oynanmış bir film. Diyaloglar yetersiz gibi gözükse de bir boksörün hayatında yada ortamında sürekli felsefi diyaloglar yada kalıp diyaloglar görmek biraz zor olurdu. Mesaj derseniz o da mevcut filmde. Aslında tam anlamıyla örnek olabilecek bir film, Oscarı’da alacak kapasitede. Sanıyorum ki tek falsosu, siyasi olmayıp, birilerine bulaşmaması.
Karakterler çok iyi tahlil edilmiş. Her biri güzel işlenmiş. Filmi, bir boks filmi diye şartlanarak ön yarı ile izlemek kötü olur. Oyunculuklar ile birlikte müzikler de çok iyi. Filmi izlerken yaşıyorsunuz kısmende olsa. Karakterlerin duyguları size bire bir akıyor. Tabi bunda Christian Bale‘in mükemmel oyunculuğunun etkisi çok fazla.

Micky’ nin, abisinin gerisinde kalmış ailesi yüzünden onun önüne de geçemeyen bir boksördür. Abisi ise başarılarının ardından kendini uyuşturucuya vermiştir. Ancak aile hala abi Dicky’den bir şeyler beklemektedir. Ancak sorumsuzluk ve ilgisizlikten dolayı Dicky, Micky’i de zor duruma sokar. Micky’nin gözü ise bir kadın ile tanışmasıyla açılır. Hayatındaki ipleri eline alır. Tabi ailesi o kadından nefret etmeye başlar. Her ne kadar düşünceler doğru olsa da dışarıdan gelen bir kadın Micky’i onlardan koparmıştır ve o kötü kadındır. Nedense bu bize çok tanıdık geliyor.

Dicky ise polis tarafından yakalanır ve hapse girer. Kendi yolunu çizen Micky ise adım adım yükselmektedir. Dicky hapishanede kendi belgeselini izleyince yaptığı hatayı anlar. Micky hapishanede kendisini ziyarete gelip ondan fikir alınca çıktığında onunla birlikte çalışmaya yüz bulur. Ancak Micky’nin etrafındakiler Dicky’i istememektedir. Hatta Micky’nin sevgilisi bile. Dicky ise ara yolu bulmaya çalışır ve herkesi ikna eder.

Bu esnada tabi akılda kalan sahneler var. İlki her iki şekilde de baskı altında kalan Micky’nin abisinin kendisine taktik olarak yardım ettiğini söylemesi, ikincisi ise, Dicky’nin kızgın bir şekilde, dolapları yumruklarken küçük çocuğunun da ondan gördüklerini yapıp dolabı yumruklaması. Bunun gibi bir çok normal gözüken ve akılda kalan sahne mevcut.
Kısacası oldukça başarılı ve izlenmesi gereken filmler arasında Dövüşçü. Son dönemin iyi filmleri arasında…
Yönetmen: David O. Russell
Senarist:
| Scott Silver | ||
| Paul Tamasy | ||
| Eric Johnson |
Oyuncular:
| Mark Wahlberg | … |
Micky Ward
|
|
| Christian Bale | … |
Dicky Eklund
|
|
| Amy Adams | … |
Charlene Fleming
|
|
| Melissa Leo | … |
Alice Ward
|
Linkler:

Aynı zamanda Oscar’a aday olan bir film The Lovely Bones. Yönetmen sevdiğimiz saydığımız artık kötü iş yapmayacağını kabullendiğimiz Peter Jackson. Tabi yapımcılardan biri de Spielberg. Film Alice Sebold‘un aynı adlı kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadım ama gerçekten başarılı bir uyarlama olduğu zaten izlerken kendini belli ediyor.

Tabi film boyunca bana What Dreams May Come çağrışımı yaptı ama sonuçta hikaye aynı diyarlarda gezinince böyle çağrışımların olması gayet normal. Öncelikle belirtmeliyim ki hikayenin kurgulanışı ve oyunculuk gayet başarılı. Film durağan ilerlemesine rağmen görsellik ve işleyiş merak uyandırıyor. Hikaye başarılı bir şekilde gizlenmiş.

Film 14 yaşındaki Susie Salmoon’un bize seslenmesi ile başlıyor ve anlıyoruz ki Susie ölmüş ve başından geçenleri anlatıyor. Yıl 1973, Susie okul dönüşü, bir katil tarafından kaçırılıyor ve öldürülüyor. Su tarihten sonra Susie’nin sesinin deldiği dünyayı da görmeye başlıyoruz. İki dünya arasına sıkışmış bir dünyadır bu anlaşılan o ki tamamlanmayan işini tamamlamaya çalışacaktır.

Susie kendi dünyasından gerçek yaşamda olup biteni izler. Katili hala bulunmamıştır ve bu dünyasının ailesi ile ortak bağı olduğunu keşfeder. Bir şekilde onlarla iletişim kurar ancak tabi beklediğimiz gibi gelişmemektedir film..

Son yirmi dakikasında filmin finali hakkında yada katilin yakalanıp yakalanmayacağı hakkında endişeli ve meraklı bir bekleyiş sarıyor bizi. Ancak filmin akışında herhangi bir hızlanma olmuyor. Bu durum biraz rahatsız etti beni. Ama final başarılı olmuş. Oyunculuk ise gerçekten güzel. Zayen tanıdık sevdik yüzleri görmek beni sevindirdi.

Festivalin en iyi filmlerinden birisi Cennetimden Bakarken. Bence Oscar içinde en büyük aday…
Yönetmen: Peter Jackson
Senaryo: Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson, Alice Sebold (kitap)
Oyuncular:
| Rachel Weisz | … | Abigail Salmon | |
| Mark Wahlberg | … | Jack Salmon | |
| Saoirse Ronan | … | Susie Salmon | |
| Stanley Tucci | … | George Harvey | |
| Jake Abel | … | Brian Nelson | |
| Susan Sarandon | … | Grandma Lynn | |
| Michael Imperioli | … | Len Fenerman | |
| Reece Ritchie | … | Ray Singh |
Linkler:
http://2010.ifistanbul.com/tr/Movie/the-lovely-bones
http://www.sinemalar.com/film/20543/Cennetimden-Bakarken/
http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=4709
http://www.imdb.com/title/tt0380510/
