Posts Tagged ‘Marion Cotillard’

Artık kötü film yapmaz dediğimiz Jean-Pierre Jeunet, Sébastien Japrisot‘in aynı adlı romanından uyarlanan bir film Un long dimanche de fiançailles. Türkiye’ye vizyona giren adıyla ise Kayıp Nişanlı. Un long dimanche de fiançailles klasik Jean-Pierre Jeunet filmi olarak çıkıyor karşımıza. Romanı okumadım ama filmi izlerken rastladığım ayrıntılar, hikaye örgüsünün de oldukça karışık olması kitabın dikkatli okuması gerektiği sinyallerini verdi bana. Tabi filmi izlerken de aynı şekilde olmalı.
Ancak Un long dimanche de fiançailles, savaş fonu altında ilerlemesine rağmen ne bir savaş filmi, ne de tam anlamıyla romantik dram. Amelie’deki yalnızlık teması burada da başarılı bir şekilde işlenmiş. Filmin görselliği, çekim teknikleri, oyunculukları, ışığı, müzikleri, kostümleri vs… hakkında aslında söylenecek pek bir şey yok. Ancak sanki Manech rolünü oynayan Gaspard Ulliel bu rol için bana biraz fazla sönük geldi. Tamam belki baş rol oyuncusu değil ama adının çok geçmesi, bu karaktere verilen değeri taşıyamamış gibiydi.

Film 1. Dünya Savaşı sonlarına doğru Mathilde adlı genç bir kızın savaş sonunda haber alamadığı sevgilisini aramasını anlatıyor. Tabi film kurgusuyla bu iki karakterin tanışmaları, sevgili olmaları ve sevgilisi Manech’in askere gitmesini de kapsıyor. Genç yaşta anne ve babasını kaybeden Mathilde, onlardan kalan mirasını nişanlısı Manech’i bulmak için harcar.
Araştırmaları sonunda Mathilde, nişanlısı Manech’in savaş mahkemesinde hüküm giyerek Fransa-Almanya ordularının arasında kalan tarafsız bölgeye gönderilen beş adamdan biri olduğunu öğrenir. Bunun aslında kısaca ölüm olduğunu bilmektedirde. Ancak içindeki umut bitmez. Bunu da Mathilde’nin ufak olasılık oyunları ile görürüz. Ancak bu oyunlarda tam anlamıyla ona cevap veremez.

Tüm olumsuzluklara rağmen Mathilde sevgilisini aramaya devam eder. Bu işlerle ilgilenen bir dedektif tutar. Kendisi de ufak yolculuklarla nişanlısını hakkında bilgi toplamaya çalışır. Ancak duyduğu her şey, Manech’in bu son günlerine dair farklı şeyler içermektedir. Ancak tüm bu farklı olayların sonu ölüm ile bitmektedir. Buna rağmen Mathilde inatla sevgilisini aramaktan vazgeçmez. Umutlarının tükendiği anda bir şey olur ve aramaya koyulur.
Ceza alan beş askere odaklanır onların ayrı ayrı hikayesini öğrenir. Sonunda onunla birlikte son dakikalarını geçiren birilerini bulur. Ancak bir yerden sonrası için Manech sanki yer yarılıp içine girmiştir.

Film bu kovalamaca ile sürüp gidiyor. Ara ara filmin temposunun düştüğünü söyleyebilirim. Ancak burada da görsellik filme adapte olmaya yetiyor. Yan karakterler onların hikayeleri, Mathilde gibi arayışta ve ya intikam peşinde olan kadınlar hikayenin örgüsünün ilerlemesinde oldukça etkili.
Kısa bir özet geçmek gerekirse çok iyi bir film değil, ancak izlenmesi gereken iyi bir film, Un long dimanche de fiançailles.
Yönetmen: Jean-Pierre Jeunet
Senarist:
| Sébastien Japrisot | (kitap) | |
| Jean-Pierre Jeunet | ||
| Guillaume Laurant |
Oyuncular:
| Audrey Tautou | … | Mathilde | |
| Gaspard Ulliel | … | Manech | |
| Dominique Pinon | … | Sylvain | |
| Chantal Neuwirth | … | Bénédicte | |
| André Dussollier | … | Pierre-Marie Rouvières | |
| Ticky Holgado | … | Germain Pire | |
| Marion Cotillard | … | Tina Lombardi | |
| Dominique Bettenfeld | … | Ange Bassignano | |
| Jodie Foster | … | Elodie Gordes |
Linkler:

Yine karşımızda sağlam kadrolu bir film var. Nedense böle kadrolu filmleri görünce ben otomatik olarak kendimi biraz sıkıyorum. Nasıl bir senaryo tüm bu iyi oyuncuların oyun kabiliyetlerini sonuna kadar kullanabilir? Ben böyle bir senaryo hatırlamıyorum Nitekim bu filmde de kıyıda köşede kalan iyi oyuncular var. Bunlardan birine örnek Jude Law. Gwyneth Paltrow‘unda canlandırdığı Beth karakterinin ilk dakikalarda ölmesi beklentilerde biraz düşüş sağlıyor.
Film bir influenza salgınını konu alıyor. Senaryo bazı açıklara ev sahipliği yapmasına rağmen oldukça başarılı. Hastalığın başlamasından bitişine kadar tüm evreyi konu alıyor. Karakterler ve işlenen olaylar çok fazla olunca filmin süresini de göz önünde bulundurursak sanki bize yerli tatmini sağlayamıyor. Ancak karakterlerin çok olması filmi sıkılmadan izlememize olanak sağlıyor.

Film salgının ikinci gününden başlıyor. Beth Emhoff karakteri Çin’den iş gezisinden döndüğünde sebebi bilinmeyen bir virüs sebebi ile ölüyor. Kocası Mitch Emhoff karısının ölümüne açıklama beklerken küçük oğlu da ölüyor. Tabi Mitch haliyle karantinaya alınıyor. Mitch’in bu virüse karşı bağışıklığı olduğu öğrenilincede serbest bırakılıyor. Burada Mitch “madem bağışıklığım var beni aşı için kullanın” desede maddi külfeti ve zamanı yüzünden yetkililer bu işe girişmiyor. Girişmemeleri mi lazım o da ayrı bir konu…
Salgın tüm dünyada yayılırken, hastalığın çıkış kaynağı olarak düşünülen Çin’de de ölümler artıyor. Amerikalılar buraya bir tıbbi dedektif gönderiyor araştırmalar için. Birde Amerika içerisine Kate Winslet‘in başarılı bir şekilde canlandırdığı Dr. Erin Mears karakterini gönderiyorlar. Çine giden Dr. Leonora Orantes ise biraz umursanmıyor filmde. Dr. Leonora kaçırılmasına rağmen bir süre kendisinden haber alamıyoruz. Bu durum bende merak uyandırdı izlerken. Dedektifler ilk ölen kişi ona Beth Emhoff’un Çin yolculuğu mercek altına yatırırlar. Burada klıma takılan bir diğer konu ise Beth Emhoff’un kumarhanedeki güvenlik kamera kayırları. Bu kayıtlar içerisinde sabit görüntüler yerine sürekli hareketli görüntüler vardı.

Film vatandaş ve tıbbi boyutta olayları incelerken yönetimi de gösteriyor bize. Salgın önleyici tim Laurence Fishburne‘un Dr. Ellis Cheever tarafından yönetiliyor. Burada Dr. Ellis Cheever salgını durdurmaya bir aşı bulmaya çalışırken, üstüne gelen halk ve yönetim baskısının yanı sıra sevdiklerini ve kendini korumak için çok gizli bilgileri kullanır ve çevrenizi koruma altına alır mıydınız sorusununda altında kalıyor.
Diğer taraftan bazı özel kurumların aşı üzerine deney yapmalarının engellenmesi yada bu konuda yeterli kişilerin göreve çağırılmaması konusunu biraz ilginçti. Birde Dr. Ally Hextall aşıyı bulması birden bire olmuş bir olay gibi yansıtıldı izleyenlere. Birici deneme başarısız, üçüncü deneme başarısız, gibi slayt şeklinde başarısızlıklar akıp giderken, birden “a bulundu” etkisi yaratıyor bizde aşının bulunması.

Bloggerların etkinliği göz önünde bulundurulmuş ortalığı karıştıran gazeteci olarak Alan Krumwiede karakteri verilmiş. Ancak bu karakter ve yaptıkları da biraz havada kalmış. Hastalanma konusu insanları yönlendirmesi, bu şahsın gerçekleri söyleyip söylemediği konusu filmde muallak.
Her şeye rağmen film sade bir şekilde olanı biteni ekrana taşımış. Fazla aksiyon yok. Böyle bir durumda yaşanabilecek olaylar abartısızca anlatılmış. Filmin sonunda ise yönetmen ilk dakikalarda göstermediği birinci güne gitmiş. Beth Emhoff karakterinin hasta olduğu güne. Hastalığın nasıl meydana geldiğini anlatmış. Bu anlatım bana çok yavan geldi. Kilit nokta Beth Emhoff karakterine gelmeden öncesini de görüyoruz burada. Bu da filmi izlerken benim tadımı kaçırdı. İlk günü vermeselermiş daha iyi olacakmış sanki. Bir virüsün oluşması bu kadar mı basit diye sormadan da edemedim kendime.
![]()
Bu tarz filmlere meraklı olanlar için ilaç gibi bir film. Ama bana kalırsa biraz eksikte kalmış bir film. Yönetmenin ortalama filmlerinden biri diyebiliriz.
| Gwyneth Paltrow | … |
Beth Emhoff
|
|
| Tien You Chui | … |
Li Fai
|
| Matt Damon | … |
Mitch Emhoff
|
|
| Monique Gabriela Curnen | … |
Lorraine Vasquez
|
| Jude Law | … |
Alan Krumwiede
|
| Marion Cotillard | … | Dr. Leonora Orantes |
| Kate Winslet | … | Dr. Erin Mears |
| Laurence Fishburne | … | Dr. Ellis Cheever | |
| John Hawkes | … | Roger |
