Posts Tagged ‘Kristin Scott Thomas’

Francis Veber‘in yazıp yönettiği La doublure filmini benim için en leziz hale getiren şey itiraf etmeliyim ki Virginie Ledoyen‘in filmde rol almasıydı. Uzun zamandır ihmal etmiştim kendisini bu filmde görmek ise çok eski bir dostu/sevgiliyi görmüş gibi heyecanlandırdı beni… Bu aralar beynim sulandığı için böyle bir giriş yapıyorum. Elbetteki burası benim film blogum…

Filmin başrollleirnde yine Daniel Auteuil oynuyor. Yine diyorum farkındayım ki son dönemde izlediğim tüm Fransız filmlerinde Daniel Auteuil başrolde. Bu kez ona eşlik edenler Gad Elmaleh, Alice Taglioni, Kristin Scott Thomas ve elbette Virginie Ledoyen var. Bu kez biraz ters oldu oyuncuları başta yazdım.

François Pignon evinde arkadaşı ile yaşayan bir valedir. Çocukluk aşkı olan Émilie ile evlenme hayalleri kurmaktadır. Gün gelir Émilie’ye evlenme teklifi eder. Ancak Émilie bu teklifi reddeder ve onu bir kardeş gibi gördüğünü söyler. François bu duyduklarından sonra yıkılır ve tüm hayalleri suya batar.

Pierre Levasseur zengin bir iş adamıdır. Evli olmasına rağmen, ünlü manken Elena Simonsen ile aşk yaşamaktadır. Her defasında kızı karımdan boşanacağım gibi klasik erkeksel bahaneler ile atlatmaktadır. Bir gün Pierre ve Elena bir magazin muhabirine yakalanırlar ve fotoğrafları gazetede yer alır. Pierre’in eşi Christine bu kadının kim olduğunu sorar. Pierre tam anlamıyla açıklayamaz ve kadını tanımadığını söyler. Bu arada resimde soluklaştırılan bir adam görür ve kadının bu adamla birlikte olduğunu söyler.

Christine buna inanmamıştır ancak bozuntuya vermez. ve durumu araştırmaya başlar. Tabi Pierre karısının bu durumu araştıracağını bildiği için bu adamı ondan önce bulmaya karar verir. 24 saat içinde Pierre adamı bulur. Tabi ki bu adam François’ten başkası değildir. Pierre, Elena ile de anlaşarak ikisinin sevgili rolü yapmaları konusunda anlaştırır. Elena, François’in evine taşınır ve olay çözülene dek beraber sevgiliymiş gibi yaşamaya başlarlar.

François gibi etrafında pek kız olmayan hatta yakışıklı biri bile olmayan birinin Elena gibi bir top modelle olması tabi onun hayatını allak bullak eder. İnsanlar ona farklı bakmaya başlamıştır. Elena ve François çok iyi arkadaş olurken Pierre ve Émilie kıskançlıktan kendilerini yerler.

Tabi filmin ayrıntıları ve asıl güzel tarafı filmde. Eğlenceli, romantik bir klasik Fransız filmi…

Oyuncular:


Gad Elmaleh François Pignon

Alice Taglioni Elena Simonsen

Daniel Auteuil Pierre Levasseur
Kristin Scott Thomas Christine Levasseur

Richard Berry Maître Foix
Virginie Ledoyen Émilie
Dany Boon Richard

Michel Jonasz André Pignon

Michel Aumont Le médecin

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0449851/

http://www.allocine.fr/film/fichefilm_gen_cfilm=59303.html

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Valet

2008′in en başarılı yapımı arasında gösterilen Il y a longtemps que je t’aime, Philippe Claudel tarafından yazılmış ve yönetilmiş. Aslında isimden aşk filmi olduğu düşünülebilir ancak böyle bir kanıya kapılmayın. Bir çok yorumda isme gafil avlanıp gidenlerin yorumu ile karşılaştım. Film bir çak ödül sahibi. Ancak belirtmeliyim ki izlediğim Fransız filmlerinden pekte farkı yoktu.

Film iyi kurgulanmış. Filmin başından itibaren sessiz Juliette’in sesizliğini ve neden içeriye girdiğini merak ediyoruz. Hakkında bildiğimiz şeyler yeni çevresinin bildiği şeylerden ibaret. Hatta kız kardeşinin bile bilmediği şeyler bunlar. Cümleye öyle bir giriş yaptım ki, zaten filmin konusuna da giriş yapmış oldum.

Juliette, 15 yılını hapiste geçirdikten sonra sonunda özgürlüğüne kavuşur. Ancak özgür olmanın sevincini onda hiç hissedemeyiz. Sanki karanllık bir şeyler vardır. Hapishane görevlileri tek akrabası olan kardeşini arar ve çıkacağını bildirirler. Juliette isteksiz olarak kardeşinin yanına gider ve onlarla yaşamaya başlar. Bu yeni çevreye alışması yeryer olsa da ona acı verir.

Geçmişi hakkında kimseye birşey söylenmez. Hatta kız kardeşi bile birçok şeyi bilmiyordur. Bu bilinmezlik bizi de bağlar. Tabi filmin sonunda herkes gibi bizde olayı öğreniriz. Yan karakterler, yan hikayeler ve işleyiş gayet başarılı.

Film kurgu itibariyle bize hikaye konusunda açık vermiyor. Ancak çok durağan bir film olmasına rağmen oyunculuğun yükseklerde dolaşması insanı pek sıkmıyor. Ama merak duygusu ve sond akikalara kadar cevap alamama, bu durağanlıkla birleşince stres yaşatmıyor değil. Oyunculuktan bahsettim Kristin Scott Thomas bu filmde kendini aşmış.

Eğer Fransız sanatsal filmlerini seviyorsanız izleyin deirm. Yok sevmiyorsanız hiç yanına yaklaşmayın derim… Benim notum ise on üzerinden 8.

Oyuncular

Kristin Scott Thomas Juliette Fontaine

Elsa Zylberstein Léa

Serge Hazanavicius Luc

Laurent Grévill Michel
Frédéric Pierrot Capitaine Fauré

Linkler:

www.ilyalongtempsquejetaime-lefilm.com

http://www.imdb.com/title/tt1068649/

http://www.sinemalar.com/film/22574/Seni-O-Kadar-Cok-Sevdim-ki/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /