Posts Tagged ‘John C. Reilly’

Film Ekiminin en etkileyici filmlerinden biriydi We Need To Talk Abaut Kevin. Etkileyici olma sebeplerinin başında okulda bir katliama sebep olan katil ruhlu çocuğun anlatılması değil, onun annesinin içinde bulunduğu durumun verilmesi. Filmin başından itibaren Eva karakterinin oğlu Kevin’in bu hale gelmesindeki etkilerini görüyoruz. Eva suçluluk duygusu yaşamalı mı bunun düşünceleri ile cebelleşirken, anlatım bize de toplumun diğer fertleri gibi yargılama fırsatı veriyor.

Film daha ilk karede görkemli bir açılış yapıyor. Eva’yı İspanya’da domates festivalinde hayatından gayet memnun görüyoruz. Kendi hayatına ve özgürlüğüne düşkün Eva burada Franklin adında bir adamla beraber olmaya başlıyor ve bir süre sonra Kevin doğuyor.

Ancak burada Eva, Kevin’i isteyip istememek konusunda kararsız. Çünkü Kevin, Eva’nın eğlence yüklü özgür hayatına son verecektir. Hatta çocuk doğumdan sonra kucağına ilk verildiği andaki surat ifadesi Eva’nın hissettiklerine tercüman oluyor.  Çocuk annesindeki bu negatifliği hissetmiş oluyor ki bebekliğinde durmadan ağlıyor, üç yaşına geldiğinde ise Eva’ya türlü eziyet için fırsat kolluyor.

Oysa Eva, Kevin için her şeyi yaptığını düşünmektedir. Sevdiği şehri terk etmiştir, sevmediği bir evde, bir mahallede, zamanını sadece küçük oğluna ayırarak günlerini geçirmektedir. Ancak Kevin bunları anlamıyor ve üstüne üstlük sürekli sorun çıkarıyordur.

Ancak sadece Eva’nın olumsuz yaklaşımlarından mıdır bilinmez Kevin küçük yaşta tam bir psikopat olması, annesi ile sürekli didişmesi, kardeşine zarar vermesi, Eva’nın kendini rahatlatmasında tek etken oluyor. Bunun yanı sıra Eva’nın Kevin’e çok fazla şiddetle yaklaştığını da görmüyoruz. Eva’nın kızgınlık anında yaptığı bir hareketle kolunun kırılması ve Kevin’in ona karşı daha yakın olması belki de Kevin’ın küçük aklında yaptığı bir plan. Bu yakınlıkta uzun sürmüyor zaten.

Hikaye gelecek ve geçmiş arasında geçiyor ve Kevin’in yapacakları son dakikaya kadar çok iyi gizlenmiş. Bu sırada aslında Eva kendi özgür yaşantısına devam etmeye devam ederken kendini bir nebze olsun Kevin’ın bu duruma gelmesinde etkisi olmadığını düşünürken, toplumun baskısı ve ona davranışları yine suçluluk hissetmesini sağlıyor. Belkide Eva oğlu Kevin ceza çekerken, aynı kasabada kalmakla kendisini de cezalandırıyor.

Kevin arkadaşlarını okulun spor salonuna kapatıp öldürüyor. Daha sonra öğreniyoruz ki Kevin hayatı boyunca iyi geçindiği babası ve küçük kız kardeşini de öldürmüş. Bu annesine vermek istediği büyük bir ceza da olabilir, annesini yakın görmesinden de kaynaklı olabilir. Ancak annesinin sert mizacı ve Kevin’in yaptıklarından sonra annesine bakışı aslında hey şeyi onun üzerine yıktığını anlatıyor.

Tabi burada değinilmesi gereken bir konuda Amerikan toplumunun şiddete merakı. Kevin salondan dışarıya çıktığında aktarılanlar sanki bir şovun parçası gibi. Herkes onun hakkında konuşuyor, herkes onu anlatıyor… Buradaki kamera kullanımı, alkışlar ve ışıklar, sözlü anlatım tam anlamıyla bu şiddet merakın gönderme olmuş. Aslında Kevin burada toplumun yapısını çözmüş, Eva ise onun için uğraşılacak bir oyuncak olmuştur. Burada Kevin’ın yaşadığı haz anlatılmayacak cinstendir.

Ancak tüm bunlar Eva’nın içindeki çelişkiyi bitirmiyor. Özgürlüğüne düşkün, ayakları yere sağlam basan biriyken, yaşadığı kasabada herkesten köşe bucak kaçan, ürkek biri oluyor. Ancak anlaşılıyor ki bu kendini cezalandırma şekli. Film boyuncada kendi suçunu arıyor. Bunu finalde de belli ediyor.

Oyunculuklar başarılı. Kevin karakterini canlandıran Ezra Miller bu filmde imzasını atmış. Filmekiminde izlediğim ikinci filmi ve ikisinde de tüm oyuncular arasından kolaylıkla sıyrılıyor. Tabi Eva karakterini oynayan Tilda Swinton‘u da unutmamak lazım. Filmin başarılı bir kurgusu ve senaryosu var. Es geçmeden söylemek lazım ki, film Lionel Shriver‘in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Bir uyarlama olarak nasıldır kitabı okumadığım için bir şey söyleyemeyeceğim ancak film için oldukça başarılı.

Yönetmen Lynne Ramsay farklı açılar kullanarak filmde farklı etkiler yaratmayı başarmış. Kurguda bazı boşluklar bulunsada bu boşlukların izleyicinin hikaye ve karakterler hakkında yorum yapmasına ve izleyiciyi etkileşimde tutarak filmi düşündürmesine olanak tanımış. İzlenmesi gereken başarılı bir yapım…

Yönetmen: Lynne Ramsay

Senaryo: Lynne RamsayRory KinnearLionel Shriver (kitap)

Oyucular:

John C. Reilly Franklin
Tilda Swinton Eva
Ezra Miller Kevin
Siobhan Fallon Wanda
Ursula Parker Lucy
Ashley Gerasimovich Celia

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?day=1&FID=21

http://www.imdb.com/title/tt1242460/

Uzun süredir yazamıyordum buna tembelliğim ve vakit bulamamam da eklenince tabi süre arttı. Bu arada izlenen klasörü yani yazılacakların listesi bir hayli kabardı. Ben de klasörü açarak alfabetik olarak yazmaya karar verdim. İlk filmim bu gün izlediğim başarılı bir animasyon…

Yönetmen ve hikaye yazarı Shane Acker‘ın  yaptığı işlere biraz bakarsak, karşımıza The Lord of the Rings: The Return of the King ve Wanted‘in özel efekt yönetmeni olarak karşımıza çıkması. 9′un yapımcıları arasında da büyük isimler karşımıza çıkıyor; Timur Bekmambetov ve Tim Burton. Tabi bu isimleri biliyoruz. Boş işler çıkmayacağı da aşikar… 9′da boş bir iş değil zaten… 9 Shane Acker‘ın 2005 yılında bitirme tezi imiş…

Yönetmen Shane Acker‘a senaryolaştırma aşamasında Pamela Pettler‘de yer almakta. Seslendirenler arasında tanıdık isimleri de bulmak mümkün. Film tamamen CGI ortamında hazırlanmış. İlginç karakterler ve ilginç konusu insanı ekrana bağlamaya yetiyor…

Film 9′un hikayesini anlatıyor. 9 ruh bulduğunda bir insanın öldüğüne tanık oluyoruz. 9 Her şeyden bir haber pencereden gördüğü kendi türünden birinin peşine çıkıyor. Onu bulup arkadaş oluyor ama bir yaratığın saldırısına uğruyorlar. Onu kurtaran arkadaşı bu yaratık tarafından alıkonuluyor. Çok sıradan anlatmaya başladım…

Öncelikle mekanı tasvir etmem gerek sanırım. İnsanlar ve robotlar, büyük bir savaşa tutuşmuş ve makineler bu savaşı kazanmıştır. Üretmiş oldukları kimyasal bir bomba sayesinde tüm insan ırkını yok etmişlerdir. Ancak kendilerinden de bir tane robot kalmıştır. 9 arkadaşı olduğu 2′yi kaybettikten sonra kendi türünden olan diğerlerinin yanına gider. Bunlara 1 önderlik etmektedir.  Ancak 9, 2′yi kurtarabileceğini düşünür ve yanına bir arkadaş daha bulur ve yola koyulur.

Amacı o yaratığın elinden arkadaşını kurtarmaktadır. 9 bu türün son temsilcisidir. Bu arada her biri insan gibi aynı karaktere sahiptir. Görünüşte bez parçasından farkları yoktur ancak içlerinde bir ruh barındırıyorlardı. Arkadaşlarını bulmak için yaratığın inine giden iki kafadar, onlara yardıma gelen 7′nin de yardımı ile bu yaratığı öldürürler. 9′un çıktığı evden bulduğu değişik şekilli bir kristalimsi parça bu yaratığın eline geçmiştir. Yaratık öldürülmeden öncede bu parçayı, bir yere takmaya çalışmaktadır. 9 bu parçanın ne işe aradığını merak eder ve parçayı yerine takar.

Bu yaptığı şey dev bir robot yaratığı canlandırır. Tabi bizim kafadarlar, bu yaratığı da öldürdüklerini sanıp özgür olduklarını düşünürler ama iş bu kadar da basit değildir. 9 bu yaratığı öldürmek için 6′nın kaynak olarak bahsettiği ve sürekli resmini çizdiği şeyi bulmaya gider. Bu arada uyandırdığı yaratık arkadaşlarını öldürüp onların ruhlarını almaktadır. 9 her şeyin başladığı yere gri döner can bulduğu eve. Burada kendi adına bırakılmış bir kutu bulur.

Kutuyu açtığında bir insan figürü belirir ve tüm hikayeyi 9′a anlatır. Bu kişi bu yaratığı yapan bilim adamıdır. yaratığın asıl amacı insana gerek duymadan yeni makineler icat etmektir. Tam tamamlanmadan devlet bu robotu kullanmaya başlar. Ancak sadece profesörün zekası ile dolu makine ruhu da olmadığı için tüm insan ırkına kafa tutar ve onları öldürür. Profesör ise makineden kurtulacak ve dünyanın geleceğini şekillendireceğine inandığı 1 ile 9 arasındaki bu canlıları yaratır. Makinelerden farkı, o kristalimsi cihaz yardımıyla ruhunu bu 9 yaratığa aktarmış olmasıdır. Zaten son kısmı 9′a verince bilim adamı ölmüştür…

Biraz dağınık anlattım. Çünkü hikayeyi anlamaya çalışmak izlerken de zaman alıyor. Mekan karakterler konu farklı olunca insanın aklında biraz parçalı kalıyor hikaye. Ancak izlenmesi gereken fevkalade yapımlar arasında. Tanrı, varoluş, ruh, gerçek üzerine çok başarılı bir animasyon…

Seslendirenler:

Christopher Plummer #1 (voice)
Martin Landau #2 (voice)
John C. Reilly #5 (voice)
Crispin Glover #6 (voice)
Jennifer Connelly #7 (voice)
Fred Tatasciore #8 / Radio Announcer (voice)
Elijah Wood #9 (voice)
Alan Oppenheimer The Scientist (voice)
Tom Kane Dictator (voice)
Helen Wilson Newscaster (voice)

Linkler

http://www.filminfocus.com/focusfeatures/film/9/splash/

http://www.imdb.com/title/tt0472033/

http://en.wikipedia.org/wiki/9_(2009_film)

http://www.facebook.com/9theMovie

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /