Posts Tagged ‘Jackie Earle Haley’

Martin Scorsese deyince üç film geliyor aklıma. Boxcar Bertha, Taxi Driver ve Kundun. Bunlar yönetmenin baş yapıtları diyebilirim ancak diğer filmler içinde iyi tanımlamasını kullanmak yanlış bir yorum olmaz. Zaten yönetmenin kalitesi tartışılmaz. Bu zamana kadar kötü işine pek rastlanmamış. Shutter Island’da iyi bir yapım. Ancak Scorsese için normal bir yapım.
Film Dennis Lehane‘in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Akıllıca bir hikaye olunca elimizde tek yapılması gereken bunun sinemaya güzel uyarlanması. Scorsese’de bu işi iyi yapabilecek yegane kişiler arsında. Aslında filmi Filmin başrol oyuncusu olan Leonardo DiCaprio‘dan pek hazetmemem burnumun ucunu kıvıra kıvıra izlememe sebep oldu filmi. Tamamen kişiye olan gıcıklığımdan kaynaklanıyor bu. Yoksa oyunculuğuna bir şey diyemeyeceğim. Zaten bu filmde de rolünün hakkını vermiş. Filmdeki oyuncu kadrosu zaten göz dolduruyor bu sebepten dolayı oyunculukla ilgili bir eleştride bulunamayacağım.

Film ağır ilerliyor. İlk otuz dakikası ve soruşturmaların geçmesi yada soruşturulamaması demeliyim insanı sıkıyor biraz. Bu dakikalardan sonra filmin akışına kendinizi kaptırıp olayları verilen ipuçları sayesinde, birleştirmeye çalışıyorsunuz. Ayrıntıların istenildiği verilmesi izleyicinin de bu perspektifte yorum yapmasını sağlıyor. Biz de adaya gelen Teddy ve Chuck karakterleri ile öncelikle ortadan kaybolan akıl hastasının arkasından koşuyoruz.
İlerleyen sahneler aslında karakterlerin tutarsızlığı yüzünden bize ipucu vermiyor. Sadece Teddy karakterinin bakış açısı ile odaklanıyoruz filme. Aslında ilk kareden itibaren aklımıza Teddy karakterinin deli olabileceği geliyor. Bir cinayet araştırmasına gitmeleri ise hikayenin süsü. Teddy’nin mide bulantıları gördüğü varsanılar bizim bunu düşünmemize sebep oluyor. Ancak gittikleri yerdeki insanların davranışları aslında deliler tarafından ele geçirilmiş bir hastahane mi burası yoksa sorusunu sorduruyor bize. Akıl bir o yöne bir bu yöne giderken aslında Chuck’ın da işin içinde olduğunu görüyoruz. Ancak bir yerde Chuck bu hastanedekilerin adamı imajı çizerken bir yerden de deli olabilme ihtimali ile çıkıyor karşımıza.

Filmde azılı bir hastayı arıyoruz. Bir hastayı öldürdükten sonra kayıplara karışıyor. Ada olması ve çok sıkı korunması sebebi ile hastaneden kaçılacağına inanmıyoruz. Teddy’nin görüşüde bu yönde aslında. Onun düşüncesi dahilinde hastanede garip şeylerin döndüğünü düşünüyoruz ve Teddy bu olayları çözmeye yaklaştıkçada önüne hastane yönetiminin çıkardığı zorluklar asıl kafamızı karıştıran. Hasta sayısının 67 olması üzerine polemikler geçiyor. Bunlardan bir kısmı c blok denen yerde ki kendileri azılı hastalar. Teddy buraya gidip aslında kendisi ile yüzleşiyor. Ancak anlam veremediğim bir kısım var ki, Teddy azılı bir katil olmadığı halde C bloğa kapatılmış olmasıdır.

Filmin sonunda bunların Teddy’nin kurgusu olduğunu alsında onun hastahanede mevcut kayıp hasta olduğunu anlıyoruz. Hatta ortağı bile aslında doktordur ve tüm bu hikaye ise onun iyileştirilmesi için yapılan bir düzenektir. Hayır aslında onun kim olduğunu hatırlaması için. Ama burada aklımıza bu olayın Teddy’e aşılanıp aşılanmadığı. Aslında bu olayı aklımıza da sokan öldürüldüğü söylenen hasta. Hastanın Teddy tarafından bulunması ve aslında doktor olduğunu söylemesi işi biraz karıştıran.

Aslında film böyle karışık bir konuya sahip. Gözle görülebilecek kadar sahne ve devamlılık hatası mevcut. Scorsese’ın böyle basit hatalar yapacağını düşünmediğimden, aslında bunları kurgunun bir parçası olduğunu düşünüyorum. Filmi Teddy’nin bakış açısı ile izlediğimizden dolayı onun gördükleri bize yansıyor. Burada Teddy’nin yanlış anımsamaları bize de hata varmış gibi yansıyor. filmin müzikleri kesinlikle başarılı. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise Teddy’nin kurgularının sıklaştığı dönemde havanında bozması. Şiddetlendiğinde havanın şiddetlenmesi, sakinleştiğinde ise sakinleşmesi. Burada ve inceye yayılan ip uçları alsında bize gerçeği veriyor.

İzlenmesi gereken bir film. Ah ben sonunu tahmin etmiştim polemiklerine sebep olabilir evet sonu tahmin de edilebilir, zaten sonunda ne olduğunu yazdım. Ancak oyunculuk, kurgu görsellik bakımından izlenmesi gereken filmlerden.
Yönetmen: Martin Scorsese
Senaryo: Laeta Kalogridis , Dennis Lehane(kitap)
Oyuncular:
Linkler:

Zaten filmin tekrar çekileceğini duyduğumda içimde bir heyecan belirmişti. Bu heyecan eski dostun tekrar geri gelmesi gibi bir şeydi. Eh bir yerde Freddy kankamızdı bizim. Sinema tarihinde hiç bir karakter hele hele, korku filmi karakteri bu kadar sevilmemiş fanları olmamıştır. Tabi Freddy’nin bu kadar sevilmesinin sebebi elbetteki Freddy rolü ile özdeşleşen, Robert Englund olmuştur. Şimdi yeni çevrimde filmin tek eksiği olarak Robert Englund‘ı gösterebiliriz. Robert Englund‘sız bir Freddy hiç tat vermiyor…

Öyle ki Robert Englund Fredi karakterine iki şey aşılamıştı. Korkunç ama komikti Freddy karakteri ancak son çevrimde, Jackie Earle Haley karakteri oldukça başarılı bir oyun sergilemiş ama ben Robert Englund‘daki o samimiyeti göremedim kendisinde. Jackie Earle Haley sempatiklikten yoksun daha karanlık bir Freddy çıkartmış kaşımıza…

Bunun haricinde film için söylenecek kötü şeylerden biri ise Freddy’nin makyajıydı. Film özel efektlerle desteklenmiş ama Freddy makyajı kesinlikle olmamış ve ses pek oturmamış. Ana hikayeye sağdık kalınmış abuk sabuk fevri hatalar yapılmamış. Hikayeye sağdık kalınması bir yerde iyi olmuş çünkü eklemeler çıkarmalar, yada olayları abartmalar tam anlamıyla bir Elm Sokağı faciasına dönüşebilirdi.

Yalnız şunu belirtmek istiyorum iyi bir kopya olmuş. Diğer kopya ve uyarlamalar gibi içine etmemişler. Ancak belirttiğim gibi kara bir Freddy karşımızda. Espri anlayışı sıfır, eğlendirme gibi bir misyonu yok. Şimdi tabi iki arada bir derede kalıyoruz. Freddy böyle mi olmalıydı diye? Benim gibi fanatikleri tatmin etmemiştir film ama doğrusunu söylemek gerekirse de bozmadan yapılan iyi bir film olmuş. Ancak bu korku severleri tatmin etmez…

Görsellik ve efektler sırıtmadan çıkıyor karşımıza. Bu konuda takdir ediyorum ekip üyelerini. Ancak bir kere daha anlıyoruz ki efekt demek iyi bir şey demek değildir. Filmin konusuna deyinemeyeceğim bile. Başarılı bir uyarlama olmuş, ancak filmde o ilk filmdeki -ki ilki ile kıyaslıyorum- samimiyet yok… filmin gerçekten film olduğu bariz belli. Oysa Freddy’nin sevilme sebeplerinden birisi, bize çok yakın olması, çok sempatik olmasıydı. Ölüm makinesi geliyor bizi öldürecek edası işlenmiş filme… Korkmuyoruz tabi…

Keşke şöyle eski kült filmler gösteren filmler olsa da şu filmleri, sinemada izleyebilseydik. Yani versiyonu bile olsa Elm Sokağında Kabus’u sinemada izlemek ayrı bir zevkti… Bu arada filmin ikincisi de yolda…
Yönetmen: Samuel Bayer
Senaryo: Wesley Strick, Eric Heisserer, Wes Craven (karakterler)
Oyuncular:
| Jackie Earle Haley | … | Freddy Krueger | |
| Kyle Gallner | … | Quentin Smith | |
| Rooney Mara | … | Nancy Holbrook | |
| Katie Cassidy | … | Chris Fowles | |
| Thomas Dekker | … | Jesse Braun | |
| Kellan Lutz | … | Dean Russell | |
| Clancy Brown | … | Alan Smith | |
| Connie Britton | … | Dr. Gwen Holbrook | |
| Lia D. Mortensen | … | Nora Fowles |
Linkler:
http://www.nightmareonelmstreet.com/
http://www.imdb.com/title/tt1179056/
