Posts Tagged ‘J.J. Abrams’

Gizemli reklamları ve afişinin ardından merakla beklediğimiz, yönetmen ve senarist koltuğunda J.J. Abrams‘ı gördüğümüz, yapımcı koltuğunda ise Steven Spielberg‘e rastlayıp umutlarımızı yeşerten bir filmdi Super 8. “Di” diye sonlandırdım cümleyi doğrusunu söylemek gerekirse modern bir “E.T.” masalından başka bir şey çıkmadı karşımıza. Tabi film E.T.’ye oranla daha yeni çekim olduğu için teknolojik açıdan daha cezbediciydi. Ancak şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki film ne duygusal olarak, ne psikolojik olarak ne de teknolojik olarak bekleneni vermedi.

Hikayeye baktığımızda, altı arkadaşın başından geçenlere tanık oluyoruz. Bir çok filmde bunun benzerlerine tanık olduk. Bu arkadaşlardan birinin yakını ölmüştür, bir diğerinin ailesi ile problemleri vardır. Yani hikaye giriş itibari ile, bir çok filme ortak paydaya sahip. Bu filmde ise kahramanlarımız, kendilerine uğraş olarak zombi filmi çekmeyi uygun görmüşler. Bunun çabası içerisindeyken de olaylar cereyan ediyor.

Ailelerinden gizli kapaklı çektikleri film için prodüksiyona ihtiyaçları vardır. Bunun için bir tren istasyonuna giderler. Bir tesadüf eseri oradan hızla bir tren geçer. Bunu fırsat bilen gençler hemen kameraya sarılır ve kayda başlarlar. Ancak filmin baş kahramanı Joe hızla giden trenin önüne bir kamyonet çıktığını görür. Kaçınılmaz bir sonla kamyonet ve tren çarpışır. İşte filmin en nefes kesici sahnesi de bu çarpışma anıdır. Felaket filmlerinden farksızdır. Bu saatten sonra da sıradan gibi geçen filme, oldukça uzun gelen çarpışma sahnesinden sonra kasabadaki herkes için hayat değişir. Şans eseri çocuklara bir şey olmaz. O karmaşanın ardından kaçırdıkları arabaya da şans eseri bir şey olmaz. Kahramanlarımızın okulunda huysuz öğretmenleri ise, çarpışmanın olmasını sağlayan öğretmenleridir. Ne tesadüftür ki trenle kafa kafaya giren bu adam da ölmemiştir.

Bu gibi mantıksızlıkla eşliğinde film devam ederken, bu mantıksızlıklar film boyunca yakamızı bırakmıyor. Bu kazadan sonra Amerikan Hava Kuvvetleri olayı incelemeye başlar. Her günü sıradan geçen bu kasabada ise elektrik kesintileri başlamış, evlerdeki mikrodalga fırınlar yok olmuş, arabaların motorları da çalınmaya başlanmıştır. Bir süre sonra kasaba yangın var diye boşaltılır. Bu arada insanlarda kaybolmaktadır. Bu kaybolmaya kahramanlarımızın arkadaşı, Alice de eklenince kahramanlarımız onu kurtarmaya kasabaya inerler.

Bu arada tren kazasındaki, yaptıkları kayıtları banyo ettirmiş ve orada bir yaratığın olduğunu görmüşlerdir. Kasabaya indiklerinde ise neyle karşılaşacaklarının farkındadırlar. Ancak kızı kurtarmayı kafalarına koymuşlardır. Askeriyenin her tarafı talan ettiği kasabaya indiklerinde öğretmenlerinin gizli sığınağına giderler. Buradaki dökümanları ve videoları incelediklerinde aslında ortalıkta terör estiren bu yaratığın bir uzaylı olduğunu öğrenirler. Öğretmenlerinin dediğine göre bu yaratık insanlara zarar vermek için değil sadece kaza ile düştüğü bu dünyadan kurtulmak için çabalamaktadır. Ancak insanların eline düşünce bir denekten farkı kalmamıştır. Bu yaratık adama dokunduğunda onunla iletişime geçmiş ve onu anlamıştır. O günden sonra yaratığı serbest bırakmak için çabalamaya başlamış ve bu sebepten dolayı ordudan atılmıştır.

Tabi bizim çocuklar bunu öğrenir öğrenmez askeriye onları göz altına alır. Bindikleri otobüs yaratık tarafından, saldırıya uğrayınca kaçarlar ve yarattığın inine girerler. Burada kızı ve diğer insanları bulurlar. Burada görürüz ki yaratık çaldığı malzemelerle bir şeyler yapmaktadır. Üç genç tam yaratığa yakalanacakken Joe bir konuşma yapar. Bunun üzerine de yaratığın yaptığı makine de çalışınca yaratık onları bırakır gider. Burada ben yaratığın yaptığı şeye anlam veremedim. Gemisini oluşturan, parçacıklar su deposunda toplanıyorlar. Acaba o yaptığı şey onların bir araya toplanmasını mı sağlıyor?

Neyse sonuçta film mutlu sona yelken açıyor. Babaları ile araları açık olan çocukların araları düzeliyor. Tabi ben filmleri ana hatları ile anlattım. Efektler filmi izlenilebilir kılan. Bir diğer olay ise belkide ömürleri boyunca göremeyecekleri bir olay olurken, babalar ve çocukların birbirlerine sarılması ve bizim de bu  içine giremediğimiz duygusallığı izlemek zorunda kalmamız. Film ne filmi idi ne anlatmaya çalıştı bunlara cevap bulamıyorsunuz.

Filme genel hatları ile baktığımda bana senaryo, kurgu ve asıl üstüne değinmek istediği duygusallık açısından, yetersiz geldi. Buna rağmen beklentisiz izlendiğinde eğlenceli bir film olarak karşımıza çıkıyor. Sadece ses efektleri için sinemada izlenebilir, ancak evde iyi bir ses sisteminiz varsa ona da gerek yok… Bu arada ben Super 8 ismine bir anlam yükleyemedim.

Yönetmen – Senarist: J.J. Abrams

Oyuncular:

Joel Courtney Joe Lamb
Kyle Chandler Jackson Lamb
Elle Fanning Alice Dainard
Joel McKinnon Miller Mr. Kaznyk
Riley Griffiths Charles
Ryan Lee Cary
Gabriel Basso Martin
Zach Mills Preston

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1650062/

http://www.super8-movie.com/

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum.

“Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8′in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip.

Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da…

Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda olması. Bu beklenti aslında insanı biraz ikileme düşüyor. Film ne kadar iyi olsa da, iyi işlense de sanki eksiklikler yarmış izlenimi bırakıyor insan üstünde. Zaten sanıyorum bu bir deney filmi olmuş, yani eğer tutarsa devamını çekeriz tarzında…

USS Kelvin gemisi uzayın derinliklerinde bir tür yıldırım bulutu olduğunu düşündükleri bir şeye rastlarlar. Ancak bulutun içinden çok büyük bir savaş gemisi çıkar ve USS Kelvin’e saldırır. Şartlar arasında USS Kelvin’in kaptanının rehin alınması ve başına gelen olaylardan sonra, olaylar biraz karışır. Tabi türlü fedakarlıklar mürettebatı kurtarmak için, ardı ardına yapılır.

Oyuncu kadrosu gayet başarılı. Spock karakterini Heroes’un Syler’ı canlandırınca daha bir ilgi çekici olmuş film. Efektler ve konusu ile bir çırpıda bitirilen eğlencelik bir film. Ama akıllarda çok kalıcı olur mu bilinmez. Zaten vizyonda olduğu dönem de pek adından bahsettiremedi. Fİlm herşeyi baştan alması açısından her yaşa hitap ediyor. Uzay içerikli bütün filmlerde rastlayacağımız olaylar bizi karşılasada, oyunculuk ve çekim açısından film bizi içe çekiyor ve filmi izlettiriyor. Hikaye gayet net ve ve göze çarpan bir olumsuzluk yok. Ama yine belirteyim filmi eskileri ile birleştirip izlememek lazım, algı problemleri bu durumda başlayabilir.

Birde filmde göze çarpan zaman kavramı olgusu. İnsanın algısını zorlayan kısımsa bu. Yönetmen zaman çizgisi ile risk alarak fazla oynamış. Arada bazı noktalar da zaman kavramı geçiştirilerek olay başka noktalara çekilmiş. Eğer film esnasında bu noktaya taktığınızda (benim gibi) film biraz zor akacaktır. Ama bunu dert etmeyenler için, şeker gibi bir film.

Müzikler gayet başarılı, derinden insanı rahatsız etmeden ilerliyor. Ancak filmin sesleri konusunda, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ses efektleri, konuşmalar, sesler biraz havada tatmin edilir gibi değil… Oyunculuk iyi demiştim, yani filme göre iyi oyunculuklar sergilenmiş. Oyuncular, filme iyi oturmuş her birininde yeni yüzlerden oluşması. Ancak eskiler devreye girdiğinde filmin akışı birden değişiyor.

Hem eskiler, hem yeniler için, izlenebilir bir film…

Yönetmen: J.J. Abrams

Senaristler:

Roberto Orci
Alex Kurtzman
Gene Roddenberry (televizyon dizisi)

Oyuncular:

Chris Pine James T. Kirk
Zachary Quinto Spock
Leonard Nimoy Spock Prime
Eric Bana Nero
Bruce Greenwood Christopher Pike
Karl Urban Dr. Leonard ‘Bones’ McCoy
Zoe Saldana Nyota Uhura
Simon Pegg Montgomery ‘Scotty’ Scott

Linkler:

www.startrekmovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0796366/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /