Posts Tagged ‘İlker Aksum’

Öncelikle güzel bir film diyerek başlayayım yazıma. Bildiğimiz agresif komedi yok. Dram yönü ağır, kara mizah diyebiliriz film için. Kadroya bakıp kahkaha bekleyenler kesinlikle kanmasın. Film sakin sakin ilerliyor, ilerlerken sizde ekrandan gözünüzü alamıyosunuz. Başarılı bir senaryo çıkmış ortaya, başarılı bir kurgu. Oyunculuklarda başarılı oluca tadından yenemez bir film çıkmış ortaya.
Film, hayatından sıkılmış bir adamı anlatıyor. Celal, karısı ve çocuğuyla mutsuz hayat sürmektedir. gözü sürekli dışarıdadır. Celal, abisi Cemal’le birlikte elektrik dükkanı işletmektedir. İşleri de pek iyi gitmemektedir. Celal arada sırada abisi ile Samsun’a pavyona gitmektir. Pavyonda çalışan Sibel adlı bir kadına aşıktır. Tabi bu aşk Celalin başına dert açar. olan aşkı Celal’in başına dert açacaktır.

Sibel, Celal’den borç para isteyince, Celal karısı Sevilay’ın, Almanya’da yaşayan babasının gönderdiği paraları ondan habersiz alır. İşler ortaya çıkmasın diye, bir plan yapar. Karısı ve arkadaşları ile bir gün pikniğe gidecek, arabanın kapısı açılacak ve karısı düşecektir. Celal bu planı uygular ve Sevilay düşer. Bir hafta kadar, Sevilay ortaya çıkmaz. Celal’in istediği olmuş gibi gözükmektedir. Ancak olaylar Celal’in istediği gibi gelişmez. Yine mutlu olmamıştır. Bir hafta sonra Sevilay geri geldiğinde ise Celal için olaylar hepten karışır.
Güzel ve sade bir hikayesi var Vavien’in, filmin Erbaa’da çekilmiş olması ayrı bir güzellik yapmış. Filmde o sıradanlık atmosferi başarılı olarak verilmiş. Komşunuzun başına gelenleri izliyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bir Anadolu kasabasında karşınıza çıkabilecek olaylar bütünü karşılıyor sizi,yan hikayelerine varıncaya kadar.

Ancak belirtmeden geçmeyeyim, Engin Günaydın‘a Burhan Altıntop karakteri oldukça yapışmış durumda. Sanki her filmden bir Burhan Altıntop karakteri çıkacakmış gibi geliyor. Bunu bize hissettiren belkide kendisi. Ancak Celal karakterinin kısmen de olsa Burhan karakterine kaydığını gördüm. Bu biraz ne izliyorum sorusunu sordurdu bana ama kısa süren yanılsamalardı bunlar. Binnur Kaya için ise güzel bir oyunculuk sergilemesine rağmen oynadığı karakter, Yabancı Damat’taki karakterle bana bir geldi. Belki biraz daha sessiz sakini. Yani iki karakter de arada başka karakterleri andırıyordu. Özgün tek karakter ise, Settar Tanrıoven‘in oynadığı Cemal karakteri idi. Oyunculuk ile de birlikte kimseye benzemeyen başlı başına bir karakter çıkmış ortaya. Elbette karakterler bu şekilde de yazılmış olabilir. Bu açıdan baktığımızda ise iyi bir oyunculuk var karşımızda.

Film kurgusu ile ilgili devam edersek, akıllıca bir senaryo çıkmış ortaya. Havada kalan bir şey yok. Her şey izleyiciyi yormadan anlaşılır bir şekilde akıp gidiyor. Acaba filmde mutlu son olmak zorunda kıydı diyorum… Bu birazda Celal için tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı olurmuş sözünü doğrulatıyor. Celal finalde parayı teslim etmesine rağmen, yaratmış olduğu karakter, onun durulmayacağı yönünde. Belki de o yüzden finaldeki mutlu gözüken son pek filme oturmamış.

Film genel olarak ve döneminde çıkan filmlerle kıyaslandığında oldukça başarılı. En azından Türk sinemasına ayrı bir tarz gelmiş diyebiliyorsunuz. İzlenebilir bir film.
Yönetmen: Durul Taylan, Yağmur Taylan
Senarist: Engin Günaydın
Oyuncular:
| Engin Günaydın | … | Celal | |
| Binnur Kaya | … | Sevilay | |
| Settar Tanrıoven | … | Cemal | |
| Serra Yılmaz … Millet vekili |
|||
| İlker Aksum | … | Televizyoncu Sabri | |
| Günes Berberoğlu | … | Sibel | |
| Tolga Coşkun | … | Huseyin | |
Linkler:

Yılmaz Karakoyunlu‘nun aynı adlı romanından uyarlanan film yine aynı isme ait olan Salkım Hanım’ın Taneleri‘nin devamı niteliğinde. Zaten bu eseri de filme alan, aynı ekip. Film Türkiye’nin yakın dönemini anlatıyor. Filmi bir kaç yönden eleştiriye açabiliriz ancak benim değineceğim kısım daha çok sinema yönü. Sonuçta siyaseti blogtan elimden geldiğince uzak tutmaya çalışıyorum.

Öncelikle senaryo ile başlayalım. Senaryo ne kadar doğruydu polemiğine girmeyeceğim yukarıdan anlaşılmıştır. Film çok ağır işliyor. Bu sebepten dolayı bazı bölümler sıkıcı. Bazı şeyler havada kalmış gibi geliyor. Senaristler yazarken bu noktaları unutmuşlar gibi. Bazı bölümlerde ise saatler sonunda hatırlanmış, pamuk ipliği gibi hikayeye dahil edilmeye çalışılmış. İlk bölümde olaylar hikayeler, git geler arasında yaşanırken izleyici ayrı bir çaba sarf ediyor. İlk bölüm ne kadar durağansa ikinci bölüm o denli birinci bölüme zıt olarak hızlı gelişiyor. Biraz finalde oldu bitti havası var ve beklediğimiz o sarsıcı etkiyi vermiyor.

Elbette dönemsel film çektiğinizde bir tarih kitabı edası ile anlatamazsınız her şeyi. Verilmek istenen ana fikir alt hikayededir aslında. Bu filmde de öyle olmuş. 1955 yılında olaylar gerilirken biz bir aşk hikayesinin içine sıkışmış kalmışız. Evet aslında bu normal bir aşk hikayesi olsa sorun olmayacak. Yani bir zere baş kadın karakterin Rum olasından çok bir fahişe olması akılda kalan. Bu benim düşüncem mi yoksa burada anlatılmak istenen bir başka mesaj daha mı var?

Oyunculuğa gelince aslında Okan Yalabık’ın performansı gözlerimi doldurdu. Diğer genç oyuncular için bunu söyleyemeyeceğim. Bunun yanında aslında oyunculuk seçimleri aslında çok kötü değil ama performans açısından Okan Yalabık, kesinlikle istenenden ötesini vermiş. Renkler bir drama için ki böyle bir drama için gözüme çok renkli gözüktü. Bu canlılık aşkı ön planda tutmaya yardımcı oluyor belki ama ikinci plandaki hikayenin üzerini çok kapatıyor.

Dönem filmi çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Senaryo hassas oluyor, kostümler makyajların aynı hassasiyette olması gerekiyor. Bu zor ve meşakatli bir iş. Genele vurduğumuzda ekip bunun altından başarılı bir şekilde çıkmış. Aslında finalde o duyguyu daha iyi verebilselermiş, daha daha iyi olacakmış…

Tanıtım:
1955 yılı güz mevsimine doğru yol alırken, Beyoğlu’nun ışıltılı güzelliğinin üstüne Türkiye’nin gerginleşen siyasi ortamının gölgeleri düşmeye başlamıştır. Antakya’daki güçlü nüfuzu yüzünden DP’nin yakından ilgilendiği, babasının tek oğlu olan Behçet, İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde asistanlık yaparken, yetiştiriliş tarzı ve babasının etkili kimliğinin gölgesinde marjinal düşüncelere doğru sürüklenmektedir.
Behçet’i sürüklendiği yolda tökezleten tek şey, oturduğu dairenin karşısındaki bir başka dairenin penceresinde gizlice izlediği kadın olacaktır. Behçet tarafından izlendiğini bilen bu kadın Elena?dır. Elena, Beyoğlu’nun kozmopolit güzelliğini oluşturan eşsiz parçalardan biridir. Genç kadın, kendisi de eski bir fahişe olan babaannesi tarafından, üst düzey bürokratlara sunulan bir fahişedir. Babaanne ile torun arasında, yaşadıkları toplumda gayrimüslim olmanın getirdiği dayanışmanın ötesinde, gizemli bir bağımlılık ilişkisi vardır.
Gayrimüslimleri taraf olarak belirleyen ve günden güne coşan siyasi dalgaların ortasında, Elena ile Behçet arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya çalışmaktadır. İki genç, aşkın topraklarında ‘aynı’, yaşadıkları ülkenin topraklarında ‘farklı’ taraflardadırlar. Behçet, militan bir kalemin günbegün koyulaşan renklerle çizdiği politik çizgide yürürken; attığı her adım onu, düşman uyruğundaki Elena’dan, yani aşktan biraz daha uzaklaştırmaktadır. Elena ise, babaannesinin ona biçtiği, çıkışı olmayan yazgının duvarlarını Behçet’e duyduğu aşkla zorlarken, başka bir çıkışsız yazgının; sevgilisini teslim alan marjinal siyasetin duvarlarına çarpacaktır…
Yönetmen: Tomris Giritlioğlu
Senaryo:
| Ali Ulvi Hünkar | senaryo | |
| Yılmaz Karakoyunlu | kitap | |
| Etyen Mahçupyan | senaryo | |
| Nilgün Önes | senaryo | |
| Tayfun Pirselimoglu | senaryo |
Oyuncular:
| Murat Yildirim | … | Behçet | |
| Okan Yalabik | … | Suat | |
| Beren Saat | … | Elena | |
| Belçim Bilgin | … | Nemika | |
| Umut Kurt | … | Ferit |
| Zeliha Berksoy | … | Büyük anne | |
| Kenan Bal | … | Ömer Saruhan | |
| Ilker Aksum | … | Ismet | |
| Tuncel Kurtiz | … | Kamil | |
| Hüseyin Avni Danyal | … | Kenan |
Linkler:
http://www.imdb.com/title/tt0425080/
http://www.sinemalar.com/film/21312/Guz-Sancisi/
