Posts Tagged ‘Ian ‘Molly’ Meldrum’

Adam Elliot’un yazıp yönettiği güzel bir animasyon filmi Mary and Max. Film bir nevi işkence yöntemi olarak tabir edeceğimiz stopmotion tekniği kullanarak çekilmiş. Velhasıl bu insanlar sabırlı insanlar lakin biz izleyici olarak bu kadar sabırlı olamıyoruz. Bu göndermeyi de bazı sitelerde okuduğum yorumlar için yapayım dedim. Eh iyiden iyiye tüketim toplumu olduk bir an önce hızlı, hareketli şeyler tüketelim ki bir yenisi daha çabuk gelsin…

Animasyon karakter ve renkler bakımında. Artık animasyonlarda yavaş yavaş sosyal olaylara el atmaya başladı ancak bunu genelde Avusturalyalı animasyonlarda görüyoruz. Mary and Max bunun başarılı bir örneği. Bu ismi ilk duyduğumda bir aşk bekliyordum. Karşıma aşk çıkmadı ama beni karşılayan aşktan daha ötesi oldu.

Max 44 yaşında asosyal ve obez Amerika’da yaşayan bir adamdır. Mary ise 7 yaşında Avustralya yaşayan bir kızdır. Mary’nin ailesi biraz tutucudur. Kendisini güzel olarak görmemektedir. Aklında Amerika’da yaşayanların orada bulunanlardan daha iyi olacağını düşünmektedir. Bu sebepten dolayı bir gün bu dış dünya ile tanışmak amacı ile oradan bir mektup arkadaşı bulmayı kafasına koyar ve bunda başarılı olur. Mektup arkadaşı olacak kişi Max’tır.

Max küçük kızdan gelen mektuba şaşırır. Önce cevap yazıp yazmama arasında gider gelir. Çünkü Max insanlarla iletişim problemi yaşamaktadır. Ancak ne yapar eder bu küçük kıza mektubu yazar. Bu saatten sonra aralarında büyük bir dostluk başlar. Taki Marry büyüyene kadar. Mektuplaşırken aslında ikisi hayata karşı durmaya başlarlar. Max biraz daha sosyal omaya başlar, Mary kendine güvenmeye… Okulunu iyi bir derecede bitirir, üniversiteyi kazanır hatta doktora bile yapar.

Max’a büyük bir ikramiye çıkar, ancak içinde bulunduğu durum itibariyle bu parayı har vurur harman savurur. Aslında tabiri caizse bu durumu da yapmaz. Ancak arkadaşları bozulmaz. Gerçi bozulduğu bir nokta vardır ki, o da Mary’nin bitirme tezini kitap olarak yayınlatmasıdır. Mary Max’ın hastalığı hakkında kayda değer bir araştırma yapmıştır. Tabi bu durum düzelir.

Hayata göndermeleri ile ortak çok şey bulabileceğimiz, insanın yalnız olamayacağını anlatan çok iyi, çok sıcak bir animasyon. İzlenmesi gerekenler arasında…

Seslendirenler:

Toni Collette Mary Daisy Dinkle
Philip Seymour Hoffman Max Jerry Horovitz
Eric Bana Damien
Barry Humphries Narrator
Bethany Whitmore Genç Mary
Renée Geyer Vera
Ian ‘Molly’ Meldrum Homeless Man

Linkler:

http://www.maryandmax.com/

http://www.imdb.com/title/tt0978762/

http://www.sinemalar.com/film/25265/Mary-And-Max/

ary and Max

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /