Posts Tagged ‘Gary Oldman’

Aslında tüm hatlarıyla bilindik bir konu üzerine yazılmış bir hikayesi var Planet 51′in. Ancak bu kez roller biraz değişmiş. Burada uzaylılar bize gelmiyor da biz uzaylılara gidiyoruz. Tabi uzaylı olarak.  Bu da filmi izlenebilir kılıyor. Tabi hep biz saldırıya uğramayacağız ya…

Tabi film animasyon olması nedeni ile çok fazla saldırı yok. Uzaydan geldiğini bildiğiniz bir yaratık gezegeninizde dolanırsa aslında ne yapacağınız her şeyi Gezegen 51 ahalisi yapıyor. Bu gezegende yaşayanlar henüz, bizim dünyamıza göre 50′lerde yaşıyorlar. O uzay ve yaratık filmlerinin bol olduğu çeşitli söylentilerin döndüğü dönemde.

Hal böyle olunca gezegene bir uzaylının inmesi, uzaylılar hakkında dosça bir kaynak olmadığından gelen ziyaretçiyi beyin yemek isteyen yaratık olarak tanımlamaları oldukça normal. Tabi aradaki dil uyumunu evrensel hatta galaksiler arası, dil olan İngilizce ile çözmüşler. Bize göre uzaylılarda İngilizce konuşuyorlar. Aslına bakarsak biz onlarız…

Lem uzay gözetleme kulesinde yeni işe başlamıştır. Planet 51′in insanları ise uzaylılarla kafayı yiyecek duruma gelmiştir. Bir gün gezegene bir uzar aracı iner ve içinden bir dünyalı, Astronot Charles T. Baker iner. Ancak gezegende ünü kötü olan uzaylılar, Astronot Charles T. Baker’ın peşine takılır. Tabi herkes bu beyin yiyen uzaylıdan korkmaktadır.

Lem ile Charles tesadüfen karşılaşırlar. Lem, Charles’ın kötü bir yaratık olmadığını anlar ve onun uzay aracına geri dönmesine yardım eder. Charles iki gün içinde ana gemiye dönmelidir aksi taktirde burada kalmaya mahkum olacaktır. Tabi Gezegen 51 askerleri de General Grawl komutasında bu uzaylıyı aramaktadır.

Lem, arkadaşları ile birlikte Charles’ı gemisine ulaştırmaya çalışırken türlü türlü maceraya atılırlar. Tabi bu macera eğlenceli bir filme dönüşür.

Yönetmen:

Jorge Blanco, Javier Abad,Marcos Martínez

Senaryo: Joe Stillman

Seslendirenler:

Jessica Biel
Neera
John Cleese
Professor Kipple
Gary Oldman
General Grawl
Dwayne Johnson
Charles T. Baker
Justin Long
Lem
Seann William Scott
Skiff
Freddie Benedict
Eckle
Alan Marriott
Glar

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0762125/

http://www.sonywonder.com/planet51/

Uzun zaman olmuştu apokaliptik bir film izlemeyeli. Zaten bu tarz filmlerde pek çekilmiyor. Sanıyorum en sonda Proyas‘ın Spirits of the Air, Gremlins of the Clouds filmine blogta yer vermiştim.Tabi kendisi oldukça başarılı bir filmdir. Neyse filmimize dönelim biz. Film, çekim planları, mekanlar, renkler, ışık kullanımı, atmosfer  bakımından kesinlikle tatmin edici ve başarılı. Oyunculuklar için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ancak senaryo ve filmin konusuna geldiğimizde, bu başarılı görselliğin yanında sönük kalmış.

Aslında Eli’nin kitabının İncil olduğunu yorumlardan yazılan ve çizilenlerden biliyoruz. Tabi bu bilgilerden sonra yine bir Hristiyanlık propagandası mı var sormadan edemiyoruz kendimize. Ancak filmde kesinlikle böyle bir hava yok. Zaten filmin sonlarına doğru kitabın İncil olduğu ve başlarda bizim edindiğimiz kanıdan anlıyoruz. Yani Hollywood farkı bir konuda film çekmezdi. Sonuçta bu da pek önemli değil. Filmi dini film statüsüne koyabilir miyiz, elbetteki hayır.

Aslında filmde belirtilen kitabın kutsal kitap olduğu belli. Burada bu kitaba isim koyarak sadece izleyici potansiyelini düşürmüş oldu film. Oysa senaryo biraz daha derinleştirilip dinin insan üzerindeki etkilerine değinmiş olsalardı eminim ki daha etkili bir film olurdu.

Senaryoda göze çarpan eksikler mevcut. Kitabı taşıyan kişinin adı Eli kim olduğu ne olduğu, kimlerden olduğu belli değil. Kendisi hakkında bildiğimiz ise elinde bir kitapla otuz senedir kalbindeki sesi dinleyerek yolda olduğu. Burada Geçmişe dair bir bilgi vermemekte. Olat Amerikada geçmekte ancak bu adamım ya kalbinden gelen ses onu yanlış yönlendiriyor yada bu kişi dünyanın diğer ucundan geliyor. Gerçi öyle bile olsa bu süre uzun gibi geldi bana.

Kutsal kitabın Braille alfabesi yazılmış olması Eli’nin bize kör olduğunu düşündürtüyor. Ancak kör olduğuna dair kesin bir ipucu yok. Bu konuda bir diğer soru ise madem Eli Braille alfabesini biliyor neden fener tutarak kitaba bakmaya ve okumaya çalışıyor bir başka sahnede. Tabi filmde reklam kokan sahnelerde mevcut. Yok olmuş yeniden yapılanmış bir dünyada kullanılan üç beş ürünün reklamı oldukça başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmış. Bu arada kafaya pek takmadığım benzin olayı da var…

Ben bu konularla kafamı yoruyorum ancak Eli’nin peygamber olduğunu unutmamak lazım. Evet bir din adamı hatta peygamber olarak insanları öldürüyor ancak burada din ve doğru uruna katli vaciptir tezini başarı ile uyguluyor. Peki Eli’nin peygamber olduğunu nereden anlıyoruz. Doğru ahlakı, savurduğu fikirler ve en önemlisi de bir türlü ölmemesi. Sadece kitap yanında olmadığı zaman yaralanıyor. Görüyoruz ki kendisinin mucizeleri arasında da bitmeyen benzin de var.

Eli’nin peygamber olmasına en büyük kanıt ise adının “Tanrı için konuşan” olması (tam çeviri midir emin değilim ancak bu tarz anlama gelmekte). Ancak küçük bir kıyametten sonra gelecek Mesih olarak düşünürsek kendisini Amerikan filmlerinin siyahi başkanlarından sonra, bundan sonra beyaz perdede siyahi peygamberler göreceğimizin öncüsü olmuştur. Tabi bizim açımızdan bir sakıncası yok.

Aslında yazmaya devam etsem bir çok ayrıntı var ancak kısaca filmi özetleyeyim. Güneş patlaması sonrası dünya kavrulmuştur. O esnada yer altında saklanan bir grup insan kurtulmuştur. Tabi yıllar sonra yeryüzüne çıktıklarında eskisi gibi topluluk haline gelemezler. Yeni neslin çoğu okuma yazma bilmemektedir ve amaçsız sadece günlerini kurtarmak için yaşamaktadır. Eli adlı bir adam iyice zıvanadan çıkmış bu insanları hizaya sokacak bir kitabı herkese anlatmak için maceraya atılır. Bizde bunların bir kısmını izleriz.

Birde değinmeden edemeyeceğim bir nokta var aslında filmin konusuna en iyi değinen karakter Carnegie. Zaten verilmek istenen mesajı o veriyor. Kutsal kitabı eline geçirdiğinde kitlelerin nasıl yönetilebileceğini pek bir güzel anlatmış Ancak bu filmin genline vurulduğunda biraz sönük kalıyor. Senaristler bu konunun üzerine biraz daha değinmiş olsalardı karşımıza daha dolu, daha düzgün bir film olarak çıkardı.

Film izlenebilir. Kesinlikle sıkmayan görsellik açısından tatmin edici. Ancak izlenmediğinde ise bir şey kaybettirmez.

Yönetmen: Albert Hughes, Allen Hughes

Senaryo: Gary Whitta

Oyuncular:


Denzel Washington
Eli

Gary Oldman
Carnegie

Mila Kunis
Solara

Ray Stevenson
Redridge

Jennifer Beals
Claudia

Linkler:

http://thebookofeli.warnerbros.com/dvd/index.html

www.imdb.com/title/tt1037705/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /