Posts Tagged ‘Donna Murphy’

Bir film eleştirisi yazmayalı uzun zaman oldu. Tabi buna eleştiri mi, övgü mü denir bu konu da tartışılır.
The Fountain Darren Aranofsky’nin tartışılan son filmi. Tabi ki tartışmalar sadece filmi?
The Fountain, Vertigo’da yayınlanmış Kent Williams tarafından resimlemiş Darren Aronofsky hikayesiyle başlar yolculuğa. Bu yayınlanan grafik roman gelmiş geçmiş yüzyılın en iyi aşk hikayelerinden biri gibi gösterir kendini. Hal böyleyken bu güzel hikaye karşısında sinemaya aktarımının zorluğu ürkütür insanı.
60.000 $ ile Pi’yi ve 5 milyon $ ile Requiem For A Dream’i çekmiş bir insana Warner Bros’un 100 milyon $’ı aşan bir bütçe ile kucak açması merakları daha fazla uyandırmıştır (sanıyorum wb’un senaryodan haberi yoktu. Bu bütçeyle yaklaşık 4 sene proje üzerinde yapılan çalışmalar üzerinde dönen kara bulutlar pek yıldırmamıştır Arandofky’i. “Ben mutlaka bu filmi çekmek istiyorum” diyerek çeşitli yüksek bütçeli teklifler elinin tersiyle itmiştir. Bütçenin büyüklüğünden ötürü ilk olarak, Brad Pitt, Cate Blanchett ve Ellen Burstyn’le rahatça anlaşan Aranofsky sonra Pitt ve Blanchett’in projeden belirsiz ve şaibeli ayrılışları yüzünden kadronun iki asını değiştirmek zorunda kalmış, Hugh Jackman ve Rachel Weisz kadroya dahil edilmiş.

Film bin yıllık bir aşk hikayesini anlatıyor, tabi filmin bir ölümsüzlük ağacı çerçevesinde geliştiğini düşünürsek bu pekte saçma bir şey değil. Söz konusu filmin konusu ölümsüzlüğü kapsadığından film de çekilesiye karar ölmüş ölmüş dirilmiş.
2002 senesinde tüm ekip çekimlere başlamak için Avustralya’da hazır halde beklerken, başrol için anlaşılan Brad Pitt “senaryodaki bazı bölümler hakkında emin değilim” bahanesini öne sürerek vazgeçmiş. Eli boş bir halde Avustralya’dan uçağa atlayıp Los Angeles’a dönen Aronofsky ise kendisine teklif edilen Batman Begins projesini Christopher Nolan’a devretmiş ve The Fountain’a daha obsesif bir şekilde dört elle sarılmış.
1500’lü yıllarda Tom Verde isimli bir İspanyol conquistadoru canlandıran Jackman, senaryoya göre filmin 3. sahnesinde, yanına aldığı 2 askerle birlikte gizemli bir maya tapınağına ölümsüzlük ağacını bulmak için girer. Mayalar tarafından kıskıvrak yakalanan ve tapınak rahibinin huzuruna karga tulumba götürülen Jackman’ın yer aldığı bu sahne 15 milyon $’a patlamış. (250 tane pi, 3 tane requiem for a dream parası) Aronofsky bu sahne üzerinde tam 6 sene çalışmış, ve sonunda ilk kez Venedik Film Festivali’nde seyirci karşısına çıkmış ve gösterimi sırasında seyirciler tarafından yuhalandığı rivayetlerini duymuş ve şaşkınlığımızı gizleyememiştik. Daha sonra öğrendik ki ayni izleyici kitlesi pi ve requiem için de aynı tepkiyi vermişti…
Film WB’un da para keserken bahane ettiği gibi karışık ve para getirmeyecek bir projeydi. Nitekim beklenen de oldu. Bazı kesimler filmin kötülüğünden bahsetse de bir hikayeyi filmleştirmek yerine filmi şiir yapmak üzerinde yoğunlaşıp yorum yapmak gerekliydi. Elbette ki herkesin altına giremeyeceği bir projede yüreklilik yapıp bu denli prensipli çalışmak takdir edilecek bir husus…
Filmi izlerken yapılacak en iyi şey, yönetmenin eski yaptıklarının unutulup sıfırdan izlenmesi. Çünkü film ne bir pi ne de bir requiem for a dream. Filmin tek sıkıcı yanı yaşanan metaforların çokluğu lakin film sonunda karelerin beyninize işlendiğini hissedebiliyorsunuz.
Filmin bazı karelerinin dikkatle izlenmesi gerekli. Mesela ameliyat olan maymun, yüzü ifadesi ana karakterimiz olan Tom Verdeyi andırmakta. Bununla birlikte bin yıl sonrasından ruh olarak dönen Tom Verde tapınak rahibi tarafından insanoğlunun atası olarak değerlendirilmekte. Ve şimdiki zamanda ise bu olaylar, ölüm yatağında olan karısının yazdığı bir hikaye olarak karşımıza çıkmakta ama geçmiş ve gelecek zamandaki tamamlayıcı kareler aslında şimdiki zamanında hikayenin içersinde yer aldığını belirtti.
Film sonunda gözleriniz kapadığınızda, görselliği, hikayesi, aşkı ve müziğiyle aklınıza kazınamaması imkansız bir film karşınızda…Tek söz “izlenmeli” demek şu saatten sonra hem de defalarca…
Yapım : 2006, AB
Tür : Bilim Kurgu / Aksiyon / Dram
Yönetmen : Darren Aronofsky
Senaryo : Darren Aronofsky, Ari Handel
Oyuncular : Ellen Burstyn, Hugh Jackman, Rachel Weisz, Sean Patrick Thomas, Donna Murphy
Görüntü Yönetmeni : Matthew Libatique
Müzik : Clint Mansell
Süre : 1 saat, 36 dk.
Gösterim Tarihi : 11 Mayıs 2007
Web Sitesi : http://thefountainmovie.warnerbros.com/
Fragman : http://www.apple.com/trailers/wb/thefountain/
Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /