Posts Tagged ‘Dominic Cooper’

Zaten başlığa baktığınızda yada filmin ismini gördüğünüzde sizi nelerin beklediğini anlıyorsunuz. Marvel’in ünlü çizgi romanından uyarlama olan Captain America: The First Avenger düşmanını yine çizgi romandan esinlenmiş. Şimdi bol bol Amerikan propagandası dışında filmin bize ne getirisi var onu düşünelim. Düşünelim düşünmesine de, bu kadar düşündükten sonra bir şey bulamamak, insanı üzen şey.
Zaten Kaptan Amerika’nın çıkışı ABD’nin 2. Dünya savaşına katılması ile milli duyguları körüklemek, Amerikan askerlerinin doğruluğunun ve güçlülüğünün kanıtı kanıtı olduğu için ortaya çıktığını biliyoruz. Görevini başarıyla yerine getirdikten sonra sessizce bir rafa kaldırılmış, Ancak Mervel’in ve Amerikan dünyasının en büyük kahramanlarından biri olmuş. Zaten bu zamana kadar Kaptan Amerika’nın adam gibi bir filminin olmamış olması çok ilginçti. Gerçi bu film içinde adam gibi olmuş demek olmaz.
Filmi boyutsuz olarak izledim ancak filmde 3D ile süslenecek bir sahne gördüğümü söyleyemeyeceğim. Zaten film iki boyutlu olarak çekilmiş ve sonradan 3D’ye çevrilmiş. Yani asıl amacın 3D’den de ekmek yemek olduğu apaçık ortada.

Filme döndüğümüzde ise ucuz kahramanlıklar dışında öyle güzel bir senaryosu yok filmin. Hikaye çizgi romandan araklanmış, ancak kendi içerisinde çelişen o kadar çok şey var ki izlerken bunları kafanıza takıyorsanız filmi bitiremezsiniz. Zaten filmin ilk bölümü de Kaptan Amerika’nın Kaptan Amerika olma hayalleri ile sönük bir şekilde geçiyor. 124 dakikalık filmin belkide son on dakikası size beklediğiniz aksiyonu vermeye çalışıyor. Bu da aksiyon için izlediğiniz filmin boşa gitmesi demek.
Birde filme baktığımızda Red Skull karakterinin Kaptan Amerika karakterinden daha sağlam daha tutarlı olduğunu görüyorsunuz. Yani şahsen ben Kaptan Amerika’ya adam demem. Bunun yanı sıra süper kahraman sevdiği açılamadığı kız hikayesi burada da karşımıza çıkıyor. O dönem çizer ve yazarların böyle bir sıkıntısı varmış sanırım ve bunu süper kahramanlar yalnız olmalı şeklinde lanse etmişler. Neyse biz dönelim filmimize…
Steve Rogers üflesen uçacak cılız bir Amerikan vatandaşıdır. Tüm varlığı ise Amerika’dır. İkinci Dünya savaşı patlak verdiğinden beri orduya katılmak için çabalar ancak bir türlü orduya alınmaz, her seferinde alay edilerek uzaklaştırılır. Ancak bu çabasından vazgeçmez. Steve Rogers bir gün orduya katılacak ve Nazilere karşı savaşacaktır.
Tüm çabalarına rağmen orduya alınmaz ama günün birinde onun bu istek ve arzusunu gören biri onu orduya alır. Ancak alınış amacı üstün güçlere sahip Amerikan askerini geliştirmek içindir. Steve küçük bir eğitimden geçirilir. Eğitimde Steve’in doğru kişi olduğu anlaşıldığında deney başlar. Tabi bu arada cılız Steve kendisi ile ilgilenen subay Peggy Carter’a da aşk beslemeye başlamıştır. Lakin açılamaz bir türlü.

Bu sırada dünyanın diğer tarafında Nazi subayı, Johann Schmidt kendisine büyük bir güç verecek geçmişten kalma bir kristal bulmuştur. Bununla teknolojik silahlar geliştirmiş, bir kısmını da kendini güçlendirmek için harcamıştır. Bu sırada Hitler’den ayrılmış Hydra adında bir birlik kurmuştur kendisine. Değişen görünümü ile birlikte de kendisine Red Skull adı vermiştir. Bu şekilde süper kahramanımızın da süper düşmanı ortaya çıkmıştır.
Steve üzerindeki deney daha ilk seferinde test bile edilmeden başarıya ulaşmış, bizim iskelet Steve kaslı maslı, güçlü kuvvetli bir adam olmuştur. Hatta bu olay esnasında düzenlenen suikastçiyide yakalamıştır. O an için gazetelerde boy gösterir ancak bir süre sonra unutulur. Belediye başkanının da yardımıyla Steve, nam-ı değer Kaptan Amerika, askerlere moral için şovlarda yer alır. Ancak Kaptan Amerika’nın bu durum hiçte hoşuna gitmemektedir.
Amerikan birliklerinin Hydra seferleri sırasında esir düşmeleri üstüne, Kaptan Amerika bu durumu haber alır. Esir alınanların içerisinde yakın arkadaşı da bulunmaktadır. Bu haber sonunda Kaptan Amerika emirleri falan sallar ve Hydra’ya savaşmaya gider. Tabi askerleri çok basit bir şekilde kurtarır. Savaştan savaşa koşmaya başlar.

Burada tabi ki filmin saçmalıklarına değinmek istemiyorum. Amerikan vatandaşıdır, Amerikan askeridir yapar diyor ve geçiyorum. Ama tamam vücudu şişirdin de adamı da mı birden akıllandırdın. Birden uçak kullanma mı öğrenilir. Çok boş zamanınız varsa izleyin diyeceğim bir film. Yada böyle patlama efeklerine sese düşkünseniz olabilir.
Yönetmen: Joe Johnston
Senaryo:
| Christopher Markus | ||
| Stephen McFeely | ||
| Joe Simon | çizgi roman | |
| Jack Kirby | çizgi roman |
Oyuncular:
| Chris Evans | … | Captain America / Steve Rogers | |
| Hayley Atwell | … | Peggy Carter | |
| Sebastian Stan | … | James Buchanan ‘Bucky’ Barnes | |
| Tommy Lee Jones | … | Colonel Chester Phillips | |
| Hugo Weaving | … | Johann Schmidt / Red Skull | |
| Dominic Cooper | … | Howard Stark |
Linkler:
http://www.imdb.com/title/tt0458339/

Ey blog uzun zamandır yeni filmler ekleyememekteyim sana. Buna çalkantılı iç dünyam, izleyemediğim, yada tembellikten yazamadığım filmler sebebiyet oldu. Asıl olay isteksizliğimdi tabi… Kafamı toplayamamam…
Ama bu arada İstanbul’a !f uğradı. Bende izlemeden edemedim. Halada gitmedi ya… Meraklısına… İşte açılış filmim…

Filmin başında BBC logosunu gördüğümde açma BBC yapımlarından sanmadım desem yerinde olur ancak filmin Oscar’a aday olması, 2009 Sundance Film Festivalinde gösterilmesi eh tabi !f”te de yer alması bu gereksiz düşünceyi aklımdan çıkardır. İngiliz gazeteci Lynn Barber’in anılarını yazdığı otobiyografik eserden uyarlanmış. Film 1961yılında 16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan Jenny’nin başından geçenleri anlatıyor…

Jenny yukarıda da belirttiğim gibi genç ve güzel bir kızdır. Tabi bunun yanı sıra birde sevgilisi vardır ve yaşıtıdır. Jenny ailesiyle sevgilini tanıştırır ancak genç çocuğun hayalleri Jennynin babasına hayal gelince işler biraz bozulur. Babası ise tek kuruşun hesabını yapan aslında otoriter gibi gözüken ama şeker mi şeker birisidir.

Jenny her kız gibi ünlü olma hayali kurmaktadır. Dans, eğlence, alışveriş onun hayallerini süslemektedir. Yağmurlu bir günde tanıştığı 30 yaşlarındaki David onun hayatını değiştirir. David ona istediği her şeyi vermiştir. Onunla çok eğlenmektedir.
Tabi işler istediği gibi gitmez bir süre sonra, David’in gerçek yüzü ortaya çıkar neyse ki Jenny bunu erken fark etmiştir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Film çok ağır ilerlemekte. Bir hikaye olduğu gibi şatafatsız anlatılmış. İnsanı etkileyecek bir özelliği yok. Senaryo çok şaşırtmıyor bizi. Başımızı sağa sola çevirdiğimizde bu olayın yüzlercesi ile karşılaşabiliriz. Tabi sanatın bunu bizim gözümüze sokması lazım ki, insanlar anlayabilsin. Bu hususta film bunu gerçekten başarıyor. Oyunculuk güzel ancak, ödül alacak kadar başarılı değil. Filmin eğitici olması dışında pek bir özelliğini göremedim. Ama izlenmeli mi bence izlenmeli… Ne de olsa bir çok şeye aday…
Yönetmen: Lone Scherfig
Senaryo: Lynn Barber (otobiyografi) Nick Hornby (senaryo)
| Carey Mulligan | … | Jenny | |
| Olivia Williams | … | Miss Stubbs | |
| Alfred Molina | … | Jack |
| Peter Sarsgaard | … | David | |
| Amanda Fairbank-Hynes | … | Hattie | |
| Ellie Kendrick | … | Tina | |
| Dominic Cooper | … | Danny | |
| Rosamund Pike | … | Helen |
Linkler:
http://www.imdb.com/title/tt1174732/
http://www.sinemalar.com/film/7705/Ask-Dersi/
