Posts Tagged ‘Dmitri Sobolev’

Tanrıya ulaşma hikayesini anlatan bir film Ostrov ama birazda bildiğmizden farklı, belkide aklımızın bir köşesinde olmasını istediğimiz gibi. Hep derler ya Tanrı ile kulu arasında başka bir şey yoktur diye işte bu film onu anlatıyor.

Filmin orijinal aldı “Ada”. Adından da anlaşılacağı gibi, film bir ada da geçiyor. Küçük bir ada, sadece bir manastırın olduğu. Baş karakterimiz, Peder Anatoli manastırda mucizeler yaratan bir ermiştir. İnsanlar sık sık ondan yardım dilemek için gelirler. Ancak kendisi, Manastırın kazan dairesine kendini kapatmış ve orada kömürlerin içerisinde yaşamaktadır ve bildiğimiz dini prosedürlere karşı çıkmış kendi ile tanrı arasına aracı koymamıştır.. Tabi bu durum kurumsallaşmış din yapısı arasındaki çekişmeyi de bize gösterir.

Anatoli’nin bu hale gelme sebebi aslında içindeki hesaplaşmadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin saldırısında arkadaşını öldürmek zorunda kalanmıştır. O gün için kendini kurtarsa da bunun vicdan azabını yıllar boyunca içinden atamaz ve kendini manastıra kapatır.

Antoli işlediği büyük günahın aslında farkında ve günahın affı için sürekli Tanrıya yalvarıp duruyor.30 yıl boyunca inzivaya çekilerek, dünyevi hiç bir şeyle ilgilenemeyerek yaşıyor. Yek yaptığı şey dua etmek. Öyle ki ettiği hiç bir dua kendisini tatmin etmiyor ve bundan Tanrının da tatmin olmayacağını düşünerek sürekli dua ediyor.

Bu kendinden geçmişlik, ona bir ödülle geri geliyor, kendisi aziz oluyor, bu kendi seçimi değil. Tanrı onu azizlikle ödüllendirirken o da kendini delilikle ödüllendiriyor ve karşımıza papazlarla dalga geçen, kurumsallaşmış din yapısının Tanrı’ya ulaşma yöntemini sahtekarca bulan ve bunu dile getirmekten kaçınmayan bir deli olarak çıkıyor karşımıza. Burada insan öğesi üzerinde yarattığı etki aşikar.

Yıllar sonra bir gün öldürdüğünü sandığı adam, bu azizin methini duyup kızının tedavisi için adaya geliyor. Antoli onun görür görmez ondan af diliyor, özür diliyor. Adam olanı biteni unutmuş gibi. Karşılığında Antoli adamın kızını iyileştiriyor ve af diliyor. Ruhu huzura erdiğinde ise sessizce ölüyor.

Konusu size çok basit gelmiş olabilir. Biz bu konuları dini kanallarda çok gördük diyebilirsiniz. Evet, doğru bu konuda katılıyorum size ancak hiçbir filmde bu kadar güzel görselliği bir arada yakalayamazsınız. Filmdeki her bir kare, bir fotoğraf albümüne baktığınızı düşündürüyor size. Fİlm kesinlikle görsel anlamda bir ziyafet. Yönetmenin hikayeyi anlatışı ise ayrı bir olay. Antoli’nin gün be gün yaşadığı rutinlik ekrana o kadar iyi yansıtılmış ki, aynı şeyleri izlerken sıkılmıyor üstüne üstlük olayın içinde kendinizi görüyormuş gibi hissediyorsunuz. O rutinlik o kadar işliyor ki üzerinize Antoli’nin vicdan azabını sizde çekiyor ve bir an önce kurtulması için dua ediyorsunuz.

Film kesinlikle izlenmesi gereken yapımlar arasında…

Yönetmen:Pavel Lungin

Senarist: Dmitri Sobolev

Oyuncular:


Pyotr Mamonov Peder Anatoli

Viktor Sukhorukov Peder Filaret

Dmitriy Dyuzhev Peder Iov

Yuriy Kuznetsov Tikhon

Viktoriya Isakova Nastya

Nina Usatova Widow

Linkler:

http://www.ostrov-film.ru/

http://www.imdb.com/title/tt0851577/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /