Posts Tagged ‘clint mansel’

Film hakkında ayrı görüşler ortaya çıksa da ben pek kıyaslama yapmadan düz olarak filmi anlatma taraftarıyım. Tabi ki türünün öncülerinden esinlenmiş bir yapım Moon. Tabi bu onu kıyaslamaya sokar yada iyi kötü  yorumu yapmaya getirir mi bilinmez ama bilim kurgu olarak ele alınan filmi ben bilim ve kurgu olarak yorumlayayım (nasıl bir cümleydi bu sonunu yazarken başını unuttum devamı gelmeyecek sandım…)

Film düşük bütçe ile çekilmiş. Zaten bütçe gerektirecek ahım şahım görsel efektleri yok, oyunculuk Sam Rockwell‘den beklemediğim kadar iyi. Biraz okuyucuyu aptal yerine koyarak söyleyeyim zaten Sam Rockwell‘den başka oyuncu yok filmde… Aaa deyip şaşırdınız değil mi? Yok yok cidden yok…

Filmde robotumuz Gerty’i seslendiren Kevin Spacey. Başarılı bir seçim ancak robot biraz yersiz olmuş. Yani şu tarihe gelmişiz, onuda geçtim filmin tarihi bizden yıllarca ötede robot yetmişlerden kalma gibi. Belirtmeliyim ki robot tasarımını sevmedim. Anlamadığım diğer konulardan biri ise robotun Sam’e geçtiği kıyak. ayır bunu yapacaktın baştan niye yapmadın…

Neyse ben film monoloğuna girmeyeyim tek başıma… Sam ayda özel bir görev için kalmaktadır. Üç senelik sözleşmesinin bitmesine sayılı zaman kalmış ve Sam karısının ve çocuğunun özlemi ile yanmaktadır. Tam bu sırada ay aracına binerek bir göreve gider. Görev esnasında araçla kaza geçirir ve yaralanır. Bu arada Sam kontrol odasında Gerty tarafından tedavi edilirken açar gözlerini. Gerty’nin anlattıklarına göre araç kaza yapmıştır ve oradan hiç dışarıya çıkamayacak görünen Gerty onu dışarıya çıkıp kurtarmıştır. Araç kurtarmak içinde başka görevliler gelecektir.

Sam kendini çabuk toplar ve Gerty’e aracı kendisinin kurtarabileceğini söyler. Fakat Gerty buna izin vermez ama Sam allem eder kallem eder kaçar ve aracın yanına gider. Ancak aracın içinde kendisine benzer birisi daha vardır. Onu alır üsse getirir. Sonra durumu ve Gerty’i sorgulamaya başlar. Sonra kendisinin öncesinin ve sonrasının klondan ibaret olduğunu öğrenir.

Bu arada aklına depolanan her şeyin ise bir kurmaca olduğunu anlar… İnsan nedir olgusunun sorgulandığı bir film Moon. Klonlanmış her Sam’in farklı karakter çizmesi, insanın değişkenliğini temsil etmekte. Son dönemlerde vurdulu kırdılı bilim kurgu filmlerinin arasında ayrı bir yere sahip. En azından değinmek istediği bir konu mevcut. Eh filmin müziklerini de Clint Mansell yapmış. Zaten Clint Mansell dinlemek film esnasında filmi izlemek için ayrı bir etken. Ay üzerinde giderken Clint Mansell dinlemek insanın oraya ışınlanma şevkini arttırıyor…

Kısacası son dönem bilim kurguları arasından sıyrılan başarılı bir film… Tabi devlerle kıyaslamaya gerek yok… İzleyiniz…

Yönetmen: Duncan Jones

Senarist: Duncan Jones (hikaye) Nathan Parker (senarist)

Oyuncular:

Sam Rockwell Sam Bell
Kevin Spacey GERTY (ses)
Dominique McElligott Tess Bell
Rosie Shaw Little Eve
Adrienne Shaw Nanny

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1182345/

http://www.sinemalar.com/film/34105/Moon/

Bu filmle de Darren Aronofsky beni şaşırtmayı başardı. Diğer filmlerinde olduğu gibi öyle müzikleri alışıla gelmişin dışında sahneleriyle değil, duru ve sadeliğiyle. Film boyunca Aronofsky filmlerinde, rastladığım hemen hemen iç gıdıklayıcı öğe karşıma çıkmadı. Hatta şimdi düşünüyorum da filmde acaba müzik var mıydı? Film öyle içten ilerliyordu ki, öyle içine dalıyordunuz ki müziklerin farkına bile varamıyordunuz. Bazen kendinizi topladığınızda bak kim çalıyor diyebiliyorsunuz. Filmin müzikleri yine Clint Mansell tarafından yapılmış. Belkide müzikleri filmden kopararak izlemek daha iyi olur…
Düşüncelerim ve git gellerle dolu ki film bir yandan bana çok iyi bir film olduğunu söylüyordu, bir yandan da sanki alışılmış görselliği bulamadığım için sevemiyordum. Evet elbette film çok güzeldi ancak Aranofsky’den beklediğim bir film değildi, filmin Oscar için yapılmış olduğunu anlayabiliyorum. Çünkü tamamıyla film her karesiyle Amerikanın klişeleşmiş, toplumsal sorunlarından ibaretti. Ünlü bir dövüşçünün son günlerini, yaşadığı hayatı, çelişkilerini, güre tutkusunu, hayatının geri kalanını geçirmek için sarf ettiği çabayı, imkansız aşkını, parçalanmış bir aileyi, he ararsanız hepsini barındırıyor içinde… Bir nevi kısa bir özetle Amerikan toplumunu seriyor gözlerimizin önüne.
Film bir bir belgesel gibi işlenmiş. Sanki yaşlanan günleri sizde Randy “The Ram” Robinson gibi yaşayarak görüyorsunuz. Bazen aynı duyguları hissediyorsunuz. Bir bakıma baktığınızda bir çöküşün filmi olan The Werstler için Aronofsky güzel bir oyuncu seçimi yapmış… Belkide seçme sebebinin başında da Mickey Rourke‘un ayni duyguları yaşmış olması. Mickey Rourke belki de kendi içinde bulunduğu “düşüşü” anımsattığı için bu kadar güzel oynamış bu rölü… Belkide bu film kendisi için yeni bir başlangıç yada son olacak ama oyunculuğunun hakkının yenilmemesi gerekir. Filmi izledikten sonra neden akademi ödüllerinde “neden en iyi film kategorisinde yer almadı” diye bir soru sormadım değil. Şöyle bir düşündüğümde, The Curious Case of Benjamin Button‘dan daha iyi bir film diyebilirim. (filmleri izledikçe karar değiştiriyorum bende ama gerçekten daha iyiydi :) ) En iyi filme aday olamaması beni açıkçası üzdü. Evet Sean Penn’e de saygım büyük ama, bence Mickey Rourke bu sene en iyi oyuncu ödülünü alabilirdi…
Ne dene bilir ki? Sırandan bir konu bu kadar güzel ve oyunculukla insana yedirilir ve bu kadar güzel haz verilir. Aronofsky bunu yine başarmış… Doğru yolda ilerlediğine hep emin olduğum bir insandı zaten. Tek üzüntüm beklediğimin dışında bir yapımla karşıma çıkması oldu… Ama yinede etkileyici sahnelerden yoksun bir film değildi. Mesela Randy’nin kasap reyonuna çalışmak için girerken arkadan alkışların duyması mükemmel bir duygu bırakıyordu insanın üzerinde. Peki ya Marisa Tomei‘nin oyunculuğu ve dansları. Bir erkek olarak hayranlık uyandırdı üzerimde…
Kısacası film izlenilmesi gereken bir film ve yine layıkını bulamamış bir film. Her ne kadar Venedik Film Festivali‘nde en iyi film ödülünü almış olsada yinede hakkı yenmiş. Bu arada festivelde Mickey Rourke’a en iyi erkek uyuncu ödülü verilecekmiş ama festival kurallarına göre bir film aynı anda bu iki ödülü alamazmış bu yüzden Mickey Rouke bu ödülden fragat etmiş.
Film tükiyede !F kapsamında gösterilmişti. Film aynı zamanda 10 Nisan’da Türkiye’de gösterime girecekmiş…
Oyuncular

Linkler:
http://www.thewrestlermovie.com/
http://www.imdb.com/title/tt1125849/
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Wrestler_(2008_film)
http://2009.ifistanbul.com/filmler/the-wrestler.aspx

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Drive
The Chronicles of Narnia :Prince Caspian
Neverland
Gantz
The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]
  • Cümleler… 27 Ocak 2012
      Akşama doğru kurduğum bütün cümlelerin sayısı yüz elliyi geçmez. Bunla övünmüyorum elbet. “Cümle vardı da biz mi kurmadık” demek geliyor içimden, en tiksinç maskemi takınarak. “Neye cümle?”, “kime cümle?” asıl soru.   Normal bir şekilde konuşabilir miyim? Yani cümlelerim iş Türkçesinin dışına çıkabilir mi? Bir prova alsam en derinden…   İlk kez sahneye çık […]
  • 2605 (bu nasıl bir başlık, başlık olmasın desek? reva mı? insan en azından ilk cümleleri başlık olarak atar.) 26 Ocak 2012
      Başlık yapılacakların listesi olacaktı. Ancak yapılmayacakların listesi o kadar uzundu ki arasından yapılacakları çıkartmak, ipliği iğnenin deliğine sokmak (şu yaşlarda biraz zorlaşıyor), iğne atsan yere bulunmayacak kadar zordu. İğneyi bulamamak için kalabalığa da ihtiyacınız yok aslında. He işin başı dikkat. Yani o kadar zor değil iğneyi bulmak ama bulmu […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /