Posts Tagged ‘Cezmi Baskın’

Film hakkında ne demeli bilemedim. Öncelikle konu olarak güzel bir film. Konu olarak güzel olmasına rağmen bir şeyleri eksik olan bir film. Bu eksikler filme girme konusunda yada filmin gerçekliği konusunda sizi tereddütte bırakıyor. Monologlar ne kadar başarılıysa diyalogları o kadar kötü bir film.

Teknik açıdan ışık ve ses tam anlamıyla ayarlanmamış. Çekimlerde kullanılan bazı açılar oldukça gereksiz. Film iyi oyuncuları bünyesinde barındırıyor. Buna rağmen üç arkadaşın hikayesinin anlatıldığı filmde üç arkadaş gözüme biraz fazla sırıttı.

Ayrıca Türk filmleri ve dizilerinde anlayamadığım bir diğer olay ise, otuzuna, kırkına merdiven dayamış kişilerin genç insanları oynaması. Filmin samimiyetini yitirmesine en büyük etkende bu.

Film bir adada yaşayan üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. Ali plajda çalışmaktadır. Her yaz buraya ailesi ile birlikte gelen bir kıza aşıktır. Umut, babasıyla balıkçılık yapmaktadır. Adanın en güzel kızlarından olan (tek kız sanırım) ve sepetçilik yapan Zehra’ya sırılsıklam aşıktır.  Ancak Zehra’nın abisi sert biridir ve ona durumu bir türlü söyleyemezler. Ömer, ise babasıyla sahibi oldukları üzüm bağında çalışmaktadır. Aynı zamanda kendi şaraplarını üretmek için formüller üretmeye çalışmaktadır. Bu üç arkadaşın tek hayali adada bir şarap fabrikası kurmaktır.

Film bu üç arkadaşın hikayeleri üzerine gider. Ali aşık olduğu kıza açılmaya çalışır, ona kendini göstermek için türlü türlü şeyler yapar. Umut ise Zehra ile bir düğünde dans ederken kızın abisine yakalanınca ortalık karışır. Tam bu sırada adanın Papazı Vasilis’ten bir haber gelir. Ömer Fransa’da şirketten şarabı için teklif almıştır. Üç arkadaşın bağlarının sorgulanacağı bir dönem başlar.

Ali ve Umut hayatlarındaki pürüzü oradan kaldırırlar. Tek pürüz Ömer’in gitmesi kalmıştır. Ömer ise gitmeye karalıdır. Herkesle vedalaşır vapura atlar ve gider. Ancak giderken arkadaşları ve ailesi vapurun halatını tutar ve onun gitmesini engeller. Ömer de geri döner.

Genel hatları ile baktığınızda film sadece son sahnesi için çekilmiş gibi duruyor. Ancak final çekim tekniğinden ötürü beklenen etkiyi bırakmıyor insanın üstünde. Hikaye genel hatlarıyla çok sığ. Ancak filmde aklımda kalan ve beni güldüren tek kısım Erdal Tosun’un oyunculuğu elinde şarap şişesi ile çocukla konuşması oldu. Tabi çocuğun elindeki gazozda ayrı bir olay.

Çok şey beklenmeyecek, ancak Türk sinemasındaki bazı filmleri düşünürsek destek verilip izlenmesi gereken bir isim. Artık castı popülerliğe değilde yaşa göre yapsalar iyi olacak.

Yönetmen: Şenol Sönmez

Senarist: Şenol SönmezLevent Pala

Oyuncular:

Merve Sevi
Zehra
Erdal Tosun
Memo
Cüneyt Türel
Peder
Eray Türk
Ali
Cezmi Baskin
Hilmi
Sennur Canpolat
Serpil
Caglar Corumlu
Umut

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1537891/

http://www.rinayapim.com/anasayfa.html

Arada derede bırakan bir filmde Kısık Ateşte 15 Dakika. Film için ne demeli bilmiyorum. Çok güzel bir kadro karşımızda. Senaryo bu kadro karşısında biraz ezilmiş. Öyle ki bir çok karakter kendisini taşıyan ünlü oyuncuların altında sönük kalmış. Metin Akpınar’ın oynadığı Resul karakteri bunlardan biri. Hikaye kendisinin çevresinde dönmesine rağmen bu karakter oldukça baştan savma olmuş. Evet aslında filmde mesaj verme olayı bu karaktere verilmiş ama karakter, söyledikleri, oynayan pek bağdaşmamış.

Filmi izlenilir kılan iki karakter var. Bunlardan biri, Özkan Uğur’un canlandırdığı Fazıl karakteri, diğeri ise Haluk Bilginer’in canlandırdığı Muhtar karakteri. Bu iki karakter kesinlikle uymuş. Yani ne çok fazla abartılmış ne de çok sığ kalmış. Ancak Cezmi Baskın’ın canlandırdığı Marcel karakteri içinde aynısını söyleyemeyeceğim. Marcel karakteri zorlama bir karakter olmuş.

Filme genel olarak bakıldığında bir karakter problemi var. Evet filmde çok iyi oyuncular var ancak ya kendilerine karakterlerle ilgili gerekli doneler verilmemiş yada biz bu usta isimlerin gerçekten kötü oyunculuklarını görüyoruz. Aynı şekilde Ata Demirer’de de bu sorun var. Tüm karakterler yapıştırma gibi ve sürekli sırıtıyor.

Hikayeye baktığımızda ise aslında iyi düşünülmüş. On beş dakikada olan biten olaylar karakterlerin yaşadıkları verilmeye çalışılmış. Ancak hikayeler ve anlatımlar daha doğrusu geçişler ve kurgu başarılı değil. O karmaşık kurguya rağmen ne olup biteceğini kestiriyorsunuz. Olan bitenler de izleyici tatmin etmeyecek kadar basit. Bir nevi mutlu sonda karşımızda. Filmin tür sorunu var. Filmi izlerken bazı kişilerde sürenin nasıl aktığını anlamazken bazılarında vakit geçiremiyorsunuz. Tempo iti ayarlanamamış. Kesinlikle bu konuda sorunlar mevcut filmde.

İstanbul’da ünlü bir Fransız restoranı olan Le Chic’te geçiyor hikaye. İşletmecilerinden biri ise Kader Sayar adında ünlü bir oyuncudur. İşe eski bir katil olup, bıçaklarla arası iyi olan kör adam Resul’ü işe alır. Tabi bir kısım çalışanlar onun işe alınmasını istemezken Kader Sayar, onun özünü görerek onunla iyi arkadaş olur. Kader Sayar bu arada yönetmen olan Fazıl ile konuşur. Fazıl üzerinde bomba olduğunu ve son filminde oynamazsa patlatacağını söyler.

Muhtar ve Güngör karakteri ise kız yüzünden birbirlerine girerler. Burada en tesadüf mağduru da Güngör karakteridir. Güngör sanki filmin kum torbasıdır. Adnan Arsev ve Pelin karakterleri de bu on beş dakikalık hikayeye kendi hikayeleri ile ortak olurlar. Bu arada Adnan Arsev karakterini de sevdiğimi söylemem lazım.

Muhtar dışında filmde güldüren yoktu. Yani komedi diyemeyiz. Romantik yada dramatik öğeleri de çok fazla değil. Bu sebepten dolayı hangi klasmanda değerlendireceğimi bilemiyorum. Ancak bir Türk Filmi olarak bakarsak, değişik bir deneme olmuş. Ancak başarısız bir deneme olmuş.

Yönetmen: Neco Çelik

Senarist: Haluk Özenç

Oyuncular:

Haluk Bilginer
Muhtar
Ata Demirer
Güngör
Eysan Özhim
Kader Sayar
Özkan Ugur
Fazil
Cezmi Baskin
Marcel
Janset
Pelin
Aysun Kayaci
Yasemin

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0488403/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /