Archive for the ‘Tayvan Sineması’ Category

Öncelikle filmin görselliğini takdir etmek istiyorum. Gerek görsellik, gerek sahne tasarımı, gerekse kostümler oldukça başarılı. Zaten bu tarz dönem filmlerinde bu noktalara çok dikkat edildiğini biliyoruz. Film zaten bu özelliklerinden dolayıda bir çok ödüle aday oldu ancak sanıyorum alamadı hiç birini. Eh dönemin filmleri de oldukça başarılıydı.

Filmin bir eksik yanı varsa hikayenin işlenememiş olması. 113 dakikalık film aslında süre bakımından normal olmasına rağmen film izlerken yer yer sıkıyor. Buna hikayenin dağınıklığı sebebiyet vermiş. İlk dakikalarından itibaren izleyiciyi yoran bir olayı anlama çabası bir süre sonra dikkatlerin dağılmasına sebep oluyor. Yan hikayeler anlatımda yan hikaye olmaktan çıkmış mevcut hikayeyi de zorluyor. Bu trafikte filmin ilk dakikaları anlaşılmaz bir şekilde geçiyor.

Olaylar 1899′da geçiyor. Genç bir adamın babasından kalan  bankayı yönetme sürecini anlatıyor. Genç aslında babasını sevmeyen biridir. İş başa düşene kadar da banka işlerine hiç bulaşmamıştır. İşlere uzak olma sebebi ise aslında babasına olan kinidir. Genç kendi hayatını yaşamaya çabalar ancak başlarına gelen olaylar ve kadar onu bu durumdan uzaklara iter.

Yanlarında çalıştırdıkları banka müdürünün yolsuzluk yapması sebebi ile kötü üne ve sekteye uğrayan banka, savaş sebebi ile yağmalanmalar  ve tuzaklara düşürülür. Tabi kağıt paranın devreye girmesi, daha sonra da iptal edilmesi işi iyice zora sokar. Yaşlı adamın ise tüm oğulları çeşitli sebeplerden devre dışı kalmış o da kala kala kendisine hayırsız oğlu kalmıştır.

Tabi ikisi arasındaki husumetinde ne olduğunu film anlatır bize. Genç oğlan İngilizce öğretmenine aşık olur ve aşk yaşarlar. Ancak baba buna izin vermez. Onun oğulları için planı güçlerini birleştireceği kişilerle evlendirmektedir. Bu ilişkiyi reddetmekle kalmaz öğretmenle de evlenir.

Karışık bir konuya sahip demiştim. Ben sıkılmam izlerim derseniz buyurun. Ancak görsellik bile bir yerde tatmin etmiyor. Oyunculuklar ile oldukça başarılı zaten baş rolde, Aaron Kwok var.

Yönetmen: Christina Yao

Senaryo: Christina Yao, Cheng Yi (kitap)

Oyuncular:


Aaron Kwok

Lantian Chang
Eunuch

Zhicheng Ding
Manager Qui

Lei Hao

Shih Chieh King
Manager Liu

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1362045/

Sinemada Ming-liang Tsai gibi bir anlatıma sahip bir yönetmen var mıdır bilemiyorum. Elbette türüne yakın yönetmenler çıkıyor ama Ming-liang Tsai iki filminde de beni zorladı desem yeri olur. Bakınız aslında anlaşılması zor ve sıkıcı bir filmden bahsediyorum lakin ne olacağının merakı silme yapıştırıyor sizi. Ah beklentilerimiz karşılanıyor mu peki aslında ne beklediğimizi bilmediğimiz için böyle bir hüsrana uğramıyoruz. Ancak sinema izleyicisi için zor bir film.

Film ilk kez Türkiyede, 2005′te Film ekimi kapsamında izleyiciyle buluşmuştu. Filmi belkide daha iyi anlayabilmek için yönetmenin Ni na bian ji dian filmini de aslında izlemekte yarar var çünkü film konu bakımından devamı niteliğini taşımakta. Ni na bian ji dian kalabalık içerisinde iki insanın yalnızlığını anlatmaktaydı aynı konu ve temanın üzerine aynı karakterlerin uzantısı bir film Tian bian yi duo yun.

Shiang-chyi Paris’ten Taipei’ye yeni dönmüştür. Bu arada Taipei’de kurakluk yaşanmaktadır. Burada eskiden tanıdığı saat tamircisi Hsiao-kang ile tesadüfen karşılaşır. Bir süre görüştükten sonra aralarında bir ilişki başlar. Hsiao-kang eski işini bırakmış porno film oyunculuğu yapmaktadır. Ancak Shiang-chyi, sevgilisinin porno yıldızı olduğunubilmez.

Bu arada, Shiang-chyi, atılmış plastik su şişelerini umumi tuvaletlerde doldurur. Devlet ise halka karpuz suyu içmelerini söylemiştir. Hatta bu karpuz olayı porno filmlere bile konu olmuştur. Shiang-chyi hayatına böyle devam ederken, Hsiao-kang da geceleri, binaların çatılarındaki su depolarında bol köpüklerle yıkanır. 

Film esnasında ilginç karakterler çıkar karşımıza Zaten filmi izlenilebilir kılan da onlar. Çünkü böyle hayal dünyası geniş ve donuk geçen bir filmde ki film birde müzikal statüsünde ne olacağı belli olmuyor. Filmdeki  Shiang-chyi’ karakteri en sağlam karakter olarak çıkıyor karşımıza. Ama o da bir yerden sonra garipleşmiyor desem yapan olur. Eh erkek arkadaşının çektiği filmlerin alt komşusunda çekildiğini ve bir gün onları orada gördüğünü söylersek fazla ipucu vermemiş olurum sanırım.

Filmi çocukların izlemesinden çok cinsel gelişimini tamamlamamış kişilerde izlemesin efendim.  Kendileri için sakıncalı olabilir. Unutmadan söylemek lazım ki bu film de yönetmenin en anlaşılır filmiymiş… Kolay gelsin diyorum o zaman…

Yönetmen ve Senarist: Ming-liang Tsai

Oyuncular:


Kang-sheng Lee Hsiao-Kang

Shiang-chyi Chen Shiang-chyi

Yi-Ching Lu Anne
Kuei-Mei Yang Tayvanl porno yıldızı
Sumomo Yozakura Japon Porno yıldızı

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0445760/

http://www.sinemalar.com/film/44651/Serseri-Bulut/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /