Kongen av Bastøy

Oldukça iyi hikaye, kurgu ve oyunculuğa sahip bir film Kongen av Bastøy. Filmin yönetmen koltuğunda Marius Holst bulunmakta. Film gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Ancak bu hikaye devlet tarafından örtbas edildiğinden yönetmen ve senaristler başarılı bir hikaye ve kurguyla bu durumu beyaz perdeye taşımışlar. Filmi Norveç Sinemasının yüz aklarından diyebiliriz. Aslında “isyan” temasını işleyen aslında klasik bir konu var karşımızda. Ancak yönetmen çok iyi bir iş çıkararak her dakikasında klişeye kaçabilecek bu filmi güzel anlatmış. Gereksiz diyaloglardan kaçınılmış, karakterlerin olması gerekenin dışına çıkmamaları başarıyla sağlanmış.

Karakterler, ürkmesi gerektiği yerde ürküp, gerektiği yerde ise sertleşip ayaklanmayı biliyorlar. Filmin mekanları ve oyunculukları da çok iyi. Film zaten bir çok festivalden en iyi oyuncu ödülleri ile dönmüş. Norveç’in Bastøy adasının bütün soğukluğunu, zorluğunu filmi izlerken hissediyorsunuz. Film bu bağlamda izleyiciyi kendine çekmekte oldukça başarılı. Filmi izlerken sürekli mantıksız saçma bir şeyler olacak diye bekledim ancak film oldukça başarılı mantıklı bir şekilde son buldu.

Hikayede ana karakterlerin kişisel hikayeleri çok az verilmişti. Kıyısından köşesinden verilen bu hikayeler izleyiciyi merak içerisinde bırakıyor ancak filmi geniş kapsamlı olarak düşünürsek yönetmenin bu ayrıntılara fazla dalmaması iyi olmuş. Hikaye 1915′te gerçekleşmiş. Bastøy adasında 11-18 yaşındaki ergen genç suçlular, topluma kazandırılmak üzere tutulmaktadır. Ancak asıl amaç bu olsa da gaddar yönetim, sadist gardiyanlar tarafından işçi olarak kullanılır ve şiddet görürler. Hapishanede olmak belki de onlar için daha iyi olacaktır.

Günün birinde, Erling adında bir mahkum adaya gelir. Erling’in tek amacı kaçmaktır. Bunu bir kaç kez dener ancak başarılı olamaz. Koğuşun başı olan, Olav’ın ise çıkmasına kısa bir süre kalmıştır. Ancak kendi bölümünde bulunan Erling bu şekilde davranınca onunda içinde bulunduğu durum karışmıştır. Olav yine kendisi gibi suçlulardan biri olan Ivar’ın Koruyucu Baba denilen bir gardiyan tarafından tacize uğradığını görünce durumu müdüre anlatır. Müdür onu pek dinlemez ancak Ivar intihar eder ve intihara kaza süsü verilir. Bunun üzerine müdür ana karadan yönetim gelene kadar bu gardiyanı adadan uzaklaştırır. Olav çıkış belgesini alıp adayı terk edeceği anda ise, Koruyucu Baba’nın geri geldiğini görür.

Durumu hazmedemeyen Olav adama saldırır. Onunla birlikte Erling’de olaya karışır. Üç kişi ayrı, soğuk bir yerde kafeslere kapatılarak tecrit altına alınır. Soğukta ölmelerine ramak kalmışken, kendileri gibi eski mahkum olan ve daha sonra orada çalışmaya başlayıp ayak işlerini yapan bir gardiyan onları salar. Olav Koruyucu Baba’ya saldırır. Bunu gören diğer mahkumlar da ayaklanır.

Oldukça etkileyici ve başarılı bir film Kongen av Bastøy. Müzikler, görüntüler, hikaye, kurgu, oyunculuklar, kısacası filmi film yapan tüm öğeler başarılı bir şekilde kullanılmış. Film bir ayaklanma hikayesinin ardına sığınarak aslında insanoğluna güç verildiğinde, bunu nasıl kullana bileceği hakkında iyi bir örnek veriyor. Müdürün karısının artan ve rahatsız edici şiddet karşısında adadan ayrılması, Koruyucu Babanın yaptığını meşru kılmak için müdürün karısını ve rahatlığını örnek sunması cabası… Tabi anlatılanlar sadece bununla da kısıtlı değil. Kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında Kongen av Bastøy.

Yönetmen: Marius Holst

Senaryo:

Mette M. BølstadLars Saabye ChristensenDennis MagnussonEric Schmid

Oyuncular:

Stellan Skarsgård Bestyreren
Benjamin Helstad Erling / C-19
Kristoffer Joner Bråthen
Trond Nilssen Olav / C-1
Morten Løvstad Øystein
Daniel Berg Johan

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1332134/

http://film.iksv.org/tr/film/331

Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email

My Week with Marilyn

 

 

Filmi izlemek için Marilyn Monroe hayranı olmak yeterli. Aksi takdirde, film bir biyografi olarak sıradan televizyon filmlerinden öteye geçemiyor. Filmin belli başlı en büyük artısı oyunculukları. Ancak film kısa bir biyografi olarak karşımıza çıksa da Marilyn Monroe’nun hayatı hakkında pek bir şey anlatmıyor. Film zaten Colin Clark’ın kendi gözünde aşık olduğu Marilyn’i anlatıyor.

 

Film büyük bir yıldız Marilyn Monroe’nun bilmem kaçıncı biyografisi olarak çıkıyor karşımıza. Ancak kısa bir zaman zarfında geçen hikayede Monroe, depresif, ilaç bağımlısı, hasta olarak gösteriliyor. Tabi gerçek yaşantısı ile uzaktan yakından ilgim olmadığı için bu konu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak bu gibi filmlerle Amerika’nın en büyük yıldızlarından birinin yeni nesillere bu şekilde anlatılmaya çalışmak iyi bir fikir gibi gelmedi bana.

 

 

Film bunun yanı sıra aslında hala Amerika’da ilgi odağı olan bir film üzerinden para kazanmak istemiş gibi bir izlenim yarattı bende. Elbette amaç para kazanmak ama filmde bunu çok fazla hissettim. Aynı şekilde oyunculukların başarılı olmasına rağmen filmde bir samimiyetsizlik vardı. Nedense izlediklerim bir gerçekten çok bir uydurma gibi geldi bana. Bu da filmin biyografi olduğu gerçeğinden beni gittikçe uzaklaştırdı.

 

Filmde kayda değer başarılı bir olay örgüsü yok. Bir çok yerde hikaye kopuyor, siz hikayeyi toparlamaya çalışırken, filme olan ilginizde gidiyor. Filmde her ünlünün biyografisinde görebileceğimiz klişe sahneler mevcut.  Filmin süresinin sadece bir kaç haftalık zamanı kapsamasından mıdır nedir Marilyn Monroe oldukça yüzeysel anlatılmış. Küçük kelime oyunlarıyla ünlü yıldızın çocukluğuna, evine yaşantısına, psikolojisine indik gibi mesajlar alıyoruz filmden.

 

Michelle Williams‘ın oyunculuğunu beğendiğimi zaten söylemiştim. Ancak güzelliği ile ünlü olan bir starın canlandırılacağı kişi olarak Michelle Williams’ın seçilmesi bana biraz tuhaf geldi. Belki karakteri ve oyunculuğu ile ön plana çıkmış olan bir Marilyn Monroe için iyi seçim olabilirdi ama güzelliği ve bir show girl olarak tanınan Marilyn Monroe için bunun iyi bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Ancak filmde en başarılı oyunculuk Sir Laurence Olivier karakterini canlandıran Kenneth Branagh‘a aitti.

 

 

Film görsel olarak ta pek tatmin etmiyor. Daha çok televizyon filmi edasında olduğunu söylemiştim. Müziklerin varlığından şüpheli olduğumu söylemeliyim, çünkü müziklere dair bir şey hatırladığımı söyleyemeyeceğim. Filmin sırf Marilyn Monroe hatırına Oscar’a aday olduğunu düşünüyorum. Ödül alamaması da beni pek fazla şaşırtmadı.

 

Filmin konusunu özetlemek gerekirse film, Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. O dönem Monroe’nun eşi olan Miller’in İngiltere’den ayrılması ile birlikte Colin, Monroe’nin de isteği ile onunla ilgileniyor ve onu gezdiriyor. tabi bu arada ikisi arasında bir yakınlaşma oluyor. Film ise bu kısa ilişkiyi bizim gözlerimiz önüne seriyor.

 

 

Film baştada belirttiğim gibi Marilyn Monroe hayranlarının sabırla izleyeceği bir film. Tabi hayranlarını kızdırır mı bilemeyeceğim. Ancak gerek senaryo, gerek kurgu bakımından filmi beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Oyunculuk bakımından bu senaryoya rağmen izlenebilir.

 

Yönetmen: Simon Curtis

 

Senaryo: Adrian HodgesColin Clark (kitap)

 

Oyuncular:

Michelle Williams
Marilyn Monroe
Eddie Redmayne
Colin Clark
Julia Ormond
Vivien Leigh
Kenneth Branagh
Sir Laurence Olivier
Pip Torrens
Sir Kenneth Clark
Emma Watson
Lucy

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1655420/

http://myweekwithmarilynmovie.com/

 

Related Posts with Thumbnails
Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email