Archive for the ‘Norveç Sineması’ Category

Elbette Norveçlilerin Gulyabanisi yok. Bu sebeptendir ki kendileri trollerini biraz ona benzetmeye çalışmışlar. Olmuş mu bence biraz olmuş? Norveç’in İskandinav mitolojisine değinerek bu filmi çekmeleri güzel olmuş trolleri başka dünyalara ait yaratık olarak görmekten sıkılmıştık artık.

Öncelikle konu olarak filmi beğensemde, senaryo ve diyaloglar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Senaryo zaten basit bununla birlikte diyaloglar da çok iyi olmadığından film hanesine eksiler geliyor malesef. Bununla birlikte oyunculukta maalesef iyi değil. Şu an filmi hatırlıyorum da aklımda kalan tek şey finaldeki müzikti. Evet müzik oldukça iyiydi. Filmi izlerken, ufak tefek hatalarda çarpıyordu göze elbette.

Peki filmi izleten neydi? Öncelikle filmi izleten en önemli etken müthiş Norveç manzarasıydı. Düşük bütçeleri ve yüksek çözünürlüklü kameralarıyla çok güzel kareler yakalamışlar. BU arada troller de sırıtmayacak şekilde bu görüntülere yerleştirilmiş. Bu arada çevreci bir film de diyebiliriz Troll Hunter için. Öyle ki Norveç hükumeti trollerin varlığından haberdar ve onlara bir alan bırakmış. Etraflarını da dev yüksek gerilim direkleri ile çevirmiş ki dışarıya çıkmasınlar kimsenin haberi olmasın diye. Sadece direkler etrafında çevrilen bu elektrik enerjisini de kimse sormamış.

Film kasetlerin bulunma sebebini sonunda anlatsa da bana biz bu kasetleri bulduk kurguladık hikayesi pek iyi gelmedi. Belki filmin ilk dakikasında okuduğum bu cümleler benim biraz daha cephe almamı sağladı filme. Ancak kurmaca belgeseller genellikle böyle başlıyor. İnsanlara daha mı inandırıcı geliyor bilemiyorum. Ancak belirtmek lazım ki bu bir korku filmi değil. Bu aslında başarılı bir kurmaca belgesel.

Üç üniversiteli genç son dönem artan ayı ölümlerini hakkında belgesel çekmek için yola düşlerler. Burada öldürülen ayıların ve onları öldürdüğü düşünen avcıların peşine düşerler. Etraftaki her şey ise gizemli avcı Hans’ı gösterir. Grup Hans’ı izlemeye başlar. Hans ilk başlarda onları kovalar yanında istemez. Ancak yaptığı işte ona ağır gelmiştir. Gençlerle anlaşır. Belgeseli çekmelerine izin verecektir, ancak karşılığında onlar da Hans’ın sözünden çıkmayacaklardır.

Gençler Hans’ın peşine takılır ve bir gece ava giderler. Gördüklerine şaşırırlar. Hans bir troll avcısıdır ve Norveç’te bir bölgede troller yaşamaktadır ve bundan kimsenin haberi yoktur. Öğrendiklerine göre de Norveç devleti oluşturduğu gizli bir birimle trollerin izini sürmektedir. Hans’ın görevi ise alanlarının dışına çıkmış başı boş trolleri öldürmektir.

Hans yanında çekim ekibi ile bir kaç ava çıkar. Trollerin inlerine kadar inerler. Burada sıkışır kalırlar. Filme -efsaneye- göre troller inancın kokusunu alırlarmış. Bu sebepten dolayı Hans gençlere inanıp inanmadıklarını sorar. Eh tabi her ekipte gizli bir inanan vardır. Bu ekipte de çıkar ve bu sebepten başları belaya girer. Genç kameraman troller tarafından öldürülür. Yerine başka bir kameraman geçer ki bence filmin en iyi diyalogları buradadır. Yeni gelen kameraman kızımıza İsa’ya inanır mısın diye sorarlar. Kızımız Müslüman olduğunu söyler. Bu sırada ekip inanç konusunda muallakta kalır. Troll Müslüman’a bir ley yapacak mıdır?

Dev troll avı bu şekilde devam eder. Hatta öldürürler de. Aslında bizimkiler trollerden görmediklerini insanlardan görmüşlerdir.

Eğlenceli bir film Troll Avı. Belirttiğim gibi müthiş Norveç görüntüleri insanı filme kitlemeye yetiyor. Çok dallanıp budaklandırılmadan direkt anlatılmış bir film.

Yönetmen: André Øvredal

Senarist: André ØvredalHåvard S. Johansen

Oyuncular:

Otto Jespersen
Hans
Glenn Erland Tosterud
Thomas
Johanna Mørck
Johanna
Tomas Alf Larsen
Kalle
Urmila Berg-Domaas
Malica

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1740707/

http://www.trollhunterfilm.com/

Norveçli yönetmen, Maria Sødahl‘ın yazıp yönettiği ve 2010 Montreal en iyi yönetmen ödülünü aldığı film Limbo. Genel hatları ile bakıldığında filme, en iyi yönetmen ödülü alır mıydı kendi kendime soruyorum. Evet oyunculuklar, değişik ve yabancı bir mekan filmi izlenebilir kılan ancak konu itibari ile sıradan ve kurgu ve anlatım itibari ile de yetersiz bir film.

Jo petrol mühendisi olarak, Trinidad’daki Port-au-Spain’de çalışmaktadır. Buraya geleli, altı ay olmuş ve artık karısı ve çocuklarınında gelme vakti gelmiştir. Eşi Sonia iki çocuğu ile birlikte sonunda bilmedikleri bu ülkeye gelirler. Sonia’yı burada alışkın olmadığı bir hayat beklemektedir. Sonia elini sıcak sudan soğuk suya sokmamaktadır. Hizmetçiler, lüks evler, partiler Sonia’yı yerleşik bir hayattan çok yaz tatilindemyimiş gibi yaşamaktadır. Tabi tabiri caiz ise rahat Sonia’ya batmıştır. Kocasının yanına taşınması ile birlikte hasta annesini de bakım evine yerleştirmek durumunda kalmıştır.

Sonia bir gün iş yerinde kocasını ziyarete gittiğinde, kadının biri ona tuvalette, artık kocasının ona ihtiyacı olmadığını kendisinin olduğunu söyler. Bu söyleme sebebine ben anlam veremedim, çünkü bu karakter ilerleyen dakikalarda çok pasif durumdadır. Sonia için hayat artık kabusa dönmüş gibidir. Bir şekilde kendini ifade etmesi gerekmektedir ama nasıl yapacağını bilemez. Kendisi gibi gurbette yaşayan diğer kadınlardan daha tanışmadan uzaklaşmaya başlar.

Sonia’nın hoş geldin partisinde, Sonia aşırı alkol alır. Tabi bir de Jo’yu kendisini aldattığı kadınla görünce film kopar. İyice agresifleşir ve istemeyerekte olsa kendine zarar verir. Kimse onun bu tavrına anlam verememektedir nihayet durumu kocasına anlatır. Kocası duruma bir kaçamaktı diye yanıt verir. Zaten aldattığı kadın da evli ve çocukludur. Sonia bir süre kadını izler, ne yapacağını bilemez. Herkesten ve her şeyden kaçar. Kocası ülke dışında bir toplantıdan bahseder, buraya Sonia ile gitmek ister amacı aralarını düzeltmektir. Ancak Sonia gelmek istemez.

Jo ülkeden ayrılır ayrılmaz, Sonia’da çocukların ısrarı üzerine, çalışanları Omari ile birlikte yengeç avlamaya giderler. Gittikleri yer uzaktır geceyi bir pansiyonda geçirirler. Jo ise evi defalarca arar ve ulaşamaz kimseye. Toplantıdan erken dönüş yapar, Sonia ve çocukları arar ve bulamaz. Sonia eve geldiğinde ise Jo onu beklemektedir. Tabiki ikisi birbirine girer. Burada Sonia sinir krizi geçirir.

Sonia yalnız kalmak istemektedir. Bunun içinde bir manastıra yatar. Bu esnada çocuklarına, arkadaşları, Charlotte ve Daniel bakar. Bu iki yan karakterinde kendine ait sorunları vardır elbet. Çift artık yaşlanmıştır. Daniel’in burada işi bitmiş Arabistan’dan teklif almıştır. Anca Charlotte artık ev, ülke değiştirmek istememektedir. Bu sebepten dolayı çocuk bile yapamamışlardır. Daniel kendi açısından artık yaşlandığını ve onu kimsenin istemediğini yakında işsiz kalabileceğini öne sürerek Arabistandaki beş yıllık sözleşmeyi kabul etmesi gerektiğini söyler.

Bu noel yemeğinde olur Sonia’da kendini toparlamış ve manastırdan çıkmıştır. Noelin ertesinde de Charlotte’un cesedi havuzda bulunur. Tabi Sonia’da ülkesine geri dönmek istediğini söyler.

Film insanı sıkmadan ilerliyor. Bunun en büyük sebebi farklı bir ortam olması. Görüntüler yakalanan kareler güzel. Ancak o kadar yaşanan olayda karakterin psikolojisini izleyiciye verememiş. Jo’nun karısını aldattığı Lorraine karakteri hangi akla hizmet kadına ben varım diyor, Sonia nasıl birden bire duruma bu kadar takıp, hastanelere yayacak duruma geliyor izleyici olarak anlamamız mümkün değil. Charlotte’un intiharı da cabası. Olaylar yaşananlar, karakterlerin psikolojisini anlatmaya yetmemiş. E ne oldu şimdi diye anlam vermeye çalışırken film olan olmuştur hali alıyor.

Film vermesi gereken psikolojik tınıyı verememiş ve sadece bir kaç olayı anlatan görüntü akışından öteye geçememiş. Aslında Jo ve Sonia çiftinden çok, Charlotte ve Daniel çiftine eğilinmiş hikayenin daha canlı olacağını düşünüyorum. Çocuk oyuncuların oyunculukları, büyüklerinden daha iyiydi dersem yapan söylememiş olurum. Sanki baş rolü oynayanlar onlar. Film 70′ler de geçmesine rağmen 70′lere ait sadece araçları gördüm ben. Bir de telefonların evde olması. Zaman konusunda da film köşeye sıkışmış aslında zaman belirtmeye hiç gerek yokmuş.

Yömetmen – Senarist: Maria Sødahl

Oyuncular:

Bryan Brown
Daniel
Lena Endre
Charlotte
Line Verndal
Sonia
Cecilie A. Mosli
Norwegian Nurse
Henrik Rafaelsen
Jo
Catherine Emmanuel
Lorraine

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1523326/

http://film.iksv.org/tr/film/140

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /