Archive for the ‘Kore Sineması En iyi On Beş film’ Category

Serinin iki filmini yazmışken üçüncüye yer vermemek olmaz. Tabı sadece tekrar izlenimden sonra olabilir. O da geçtiğimiz haftalarda oldu. Ancak bu filmi yorumlamakta aslında sıcağı sıcağına olacak bir iş değil. Çünkü filmi izledikten sonra o kadar etkisinde kalıyorsunuz ki, bırakın ne yazacağınızı düşünmek iki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyorsunuz bile. Chinjeolhan geumjassi serinin en yumuşak ve aynı zamanda en göz alıcı filmi olarak çıkıyor karşımıza.

Ana karakterin bayan olduğundan mıdır bilinmez ama bu film Boksuneun naui geot ve Oldeuboi‘dan daha az şiddet içeriyor. Ancak bu üçleme içerisinde de estetik yönden göze çarpan en iyi film olma özelliğini taşıyor. Film mükemmel bir kurguya sahip. Aynı şekilde müziklerden tutun, kamera hareketleri, her bir görüntü karesine kadar oldukça başarılı. Çoğu kez hiç bir ayrıntısına dikkat etmeden defalarca geçtiğimiz sokakları Chan-wook Park bize o kadar ayrıntılı ve güzel vermiş ki, sokaktan geçerken sizde Chan-wook Park’ın gözünden sokakları görebilir miyiz diye duraksayıp baktığınız oluyor.

Film çok etkili bir film. Ana karakter olan Geum-ja Lee’yi canlandıran Yeong-ae Lee oyunculukta bir çığır açmış gibi. Melekken birden şeytana dönmesi, gözlerinde ve mimiklerindeki o ifade insanı kesinlikle tereddütte düşürüyor. Bir yerde Geum-ja Lee’yi şeytan olarak görürken, bir yerde de onu bir melek gibi görüyoruz.

Geum-ja Lee karakteri saf ve temiz olarak işlenmiş. Zaten karla kaplı bir dönemde filmin çekilmesi o saf ve temizliği veriyor bize. O temizlik haricinde o soğuğu, o duygu fırtınasını da içimizde hissettiriyor. Geum-ja Lee’yi bir türlü yargılayamıyoruz. iyi mi (yaptı), kütü mü (yaptı). Ancak filmin bizi bıraktığı bu ikilem karakterin ve diğer yan karakterlerin ne hissettiğini hissetmemize yarıyor.

Geum-ja Lee bir çocuğu öldürdüğü için yıllarca hapishanede kalır. Burada kendini dine verir ve herkes tarafından parmakla gösterilen yardım sever bir insan olur. Hapishanenin son gününe kadar herkes onu bir melek olarak anar. Ancak Geum-ja Lee hapishanede de diğerlerine kötü davranan mahkumların icabına akıllı bir şekilde bakmıştır.

Hapisten çıkar. Kendisini hapse düşüren adamadan intikam almak için kolları sıvar. Aslında adam çocuğu öldürmüş, Geum-ja Lee’nin suçu üstlenmesi için, onun bebeğini kaçırarak, Geum-ja Lee’yi tehdit etmiştir. Geum-ja Lee çıkar çıkmaz hapishanede yaptığı planı uygulamaya başlar. Adamın izini takip eder. Adamın başka çocukları öldürdüğünü de öğrenir. Kendi kızını da bulur tabi bu arada. Adamı yakalar ama bir şey yapmaz. Diğer aileleri de toplar ve katille onları yüzleştirir.

Film kesinlikle izlenmesi gereken bir baş yapıt. Her şeyi ile dört dörtlük. İzlenmediği taktirde çok şey kaçırılacaktır.

Yönetmen: Chan-wook Park

Senarist: Chan-wook ParkSeo-Gyeong Jeong

Oyuncular:

Yeong-ae Lee
Geum-ja Lee
Min-sik Choi
Mr. Baek
Shi-hoo Kim
Geun-shik
Yea-young Kwon
Jenny

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0451094/

Bu filme En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence) adlı yazımda üçüncü sıraya koymuş ancak blogta değinmemiştim. Geçen gün bilgisayarımdaki filmleri taşırken bir köşeye sıkışmış olarak buldum kendisini evet bu bir mesajdı bu filme değinmem için. Şu an ben de öyle yapıyorum. (Belli oluyor değil mi?) Ayni listede yönetmen, ‘nun adlı filmine de yer vermiştim. aslında her iki filmde de ortak nokta yönetmenin toplumsal eleştiriyi perdeye tek anlamıyla mükemmel yansıtması.

Salinui Chueok ise bu işi çok iyi yapıyor. Film baştan sona eleştiri dolu. Anlatılan hikaye kesinlikle her an yaşanan cinsten. Filmin belki de bu kadar iyi olmasının nedenlerinden birisi filmin yabancılaşmamış olması. Yani Korenin küçük bir kasabasındaki her şeyin Koreye özgü olması. Bu bizimde karşılaştığımız bir durum. Aslında yönetmen bu doğallığı verirken, araya soktuğu büyük şehirden gelen polis karakteri ile de akılcılığa, eğitime ve modernizme eleştiride bulunmuş. Bir yerde baktığınızda ne olursanız olun, insan olduğunuz sürece yada bir yapıya ait olduğunuz sürece onların elverdiği derecede objektif olabiliyorsunuz. Film bunu çok çok iyi seriyor önümüze.

Film 1986 yılında Güney Kore’de yaşanan gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılmış. Bu tarihte askeri yönetimde saldırıya uğrama bahanesi ile bulunan Kore, tarihinde ilk kez seri cinayet olayıyla karşılaşmıştır. Yönetmenin dönemin askeri yönetimini de yerdiğini gözümüzden kaçıramıyoruz. Seri cinayet dedik… Bu küçük kasabada on kadın yağmurlu günlerde, aynı şekilde bağlanarak, aynı gün radyodan istenen bir şarkı eşliğinde öldürülmektedir. Aslında bu birde toplumun Amerikanlaşmaya başlamasının göstergesidir bir yerde. Güney Kore polis teşkilatı olayı bir türlü çözemez. Tüm işleri askıya alır ve sadece bu dava üzerinde yoğunlaşırlar katil ise onlarla dalga geçer gibidir.

Bir çok kişi bu sebep yüzünden göz altına alınır ve sorgulanır. İyi polisi kötü polis, akılcı polis, şiddete meyilli polis tamamını bu filmde görürüz. Şüpheli oldukları düşünülen kişilere yapılan işkenceler, sorgulamalar ip ucu birleştirmeye çalışmalarına hepimiz tanık oluruz. Yönetmen olayları araştırma sürecini çok iyi değerlendirmiş ve karakter tahlillerini çok iyi yapmış.

Filmde ince noktalar gözümüze sokulmuş. Sorgulamalarda yapılan işkenceler, cinayet mahalinde insanların delileri hiçe sayarak orayı yapılan işlemleri merakla izlemesi (bunu biz çok yapıyoruz),gereksiz ve yetersiz sorgulamalar, önlemlerin alınmaması. Tabi filmde yönetimin bu işe ne kadar duyarlı baktığının da altı çizilmiş. Duyar dediysem, yanlış anlaşılmasın. Üçüncü cinayete kadar olaya kayıtsız kalan yönetim sonrasında olayı çözmek için en iyilerinden bir yönetici ve bir dedektif göndermesiyle sorgulamalar normale dönmeye başlar. Tabi bu arada kendi bölgesinde istediklerini yapan iki polis ciddi bir soruşturma kapsamına ayak uydurmaya çalışırlar. İşte filmin en komik sahneleri de bu iki karakterin olduğu sahnelerdir.

Film dozajları o kadar iyi ayarlamış ki bir yerde kahkahalara boğulurken bir kaç dakika sonra hatta dakika bile olmadan, sizi bunalıma sokabiliyor. Tabi film klişe seri katil filmlerininde ötesine geçiyor ki, biz Amerikan seri katillerini, Amerikan Polis teşkilatının başarısı ile biliyoruz. Yani her katil yakalanır. Ancak bu filmde bu olmuyor. Bu katilin başarısından mı kaynaklı yoksa Kore polis teşkilatı mı kötü tabi bunu izleyene bırakıyorum. Ancak bu filmin doğallığı sizin doğruyu seçmenize sebep oluyor.

Oyunculuklar tek kelime ile mükemmel. Her birinin zor karakter olmasına rağmen kesinlikle izlerken o karakterlerin oynandığının farkına varmıyorsunuz. Tek anlamı ile sırıtmayan oyunculuk ve kurgu var filmde.

Tabi filmde biraz da katilin yakalanmasında rol oynayan insan duygusu faktörüne de değinmek lazım. Yönetmen ve karakterler katilin olduğu konusunda bize bir kişiyi gösteriyor. Hatta şehirli akıllı olan polisimiz ve taşralı polislerimiz bile bu durumda aynı fikirdeler. Ancak filmin sonuna doğru Akıl ve mantıkla ilerleyen şehirli poliste bile akıl ve mantığını yitirip insanlaştığını görüyoruz. Evet hepimiz katilin o olduğunu düşünüyoruz, bütün deliller bunu gösteriyor ancak bir delil ki DNA testi onun olmadığını kanıtlıyor. Tüm deliller onu tesadüfen mi gösteriyor ayrı bir konu. Bence filmin en iyi sahnesi de bu başkalaşımın yaşandığı demir yolundaki tünel sahnesidir. Kesinlikle akla kazınan bir sahnedir.

Film aslında belirttiğim gibi katilin kim olabileceğini veriyor bize ama delillerin yetersiz olması, suçsuz olabileceği düşüncesi de insanın vicdanı ile yüzleşmesine sebep oluyor. Burada aslında ince bir çizgi üzerinde kalıyoruz. Filmin asıl var olma sebebinin anlatıldığı çizgide. Katili öğrenemiyoruz. Aslında buna da sinir oluyoruz. Aradan yıllar geçiyor, taşralı polisimiz olay yerine geri dönüyor ve ilk cesedi buluğu yere bakarken, küçük bir kız ona yaklaşıyor, ne aradığını soruyor. O da orada uzun zaman önce kötü bir şeyin olduğunu söylüyor. Küçük kız ise geçen günlerde bir başkasının da oraya baktığını ve yıllar önce orada kötü bir şey yaptığını söylediğini söylüyor. Adam ise onun nasıl biri olduğunu soruyor. Kıs normal biri diye cevap veriyor. İşte filmin kilit cümlelerinden biri de bu. Tüm karakterler sorgulanan şüphe duyulan kişiler aklımızdan geçiyor…

Şimdi bile film aklıma geldiğinde katilin kim olduğunu düşünürüm. Kesinlikle Kore sinemasının en iyi filmlerinden ve izlenmediği takdirde büyük bir eksiklik olacağını düşündüğüm şiddetle tavsiye ettiğim bir film…

Yönetmen: Joon-ho Bong

Senarist:

Joon-ho Bong
Kwang-rim Kim
Sung Bo Shim

Oyuncular:


Kang-ho Song Dedektif Park Doo-Man

Sang-kyung Kim Dedektif Seo Tae-Yoon

Roe-ha Kim Dedektif Cho Yong-koo

Jae-ho Song Çavuş Shin Dong-chul

Hie-bong Byeon Çavuş Koo Hee-bong

Seo-hie Ko Kwon Kwi-ok

No-shik Park Baek, Kwang-ho

Hae-il Park Park, Hyeon-gyu

Jong-ryol Choi Du-man’ın babası

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0353969/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /