Saturno contro

Ferzan Özpetek‘in tüm filmlerini bir kaç kez seyredip, buraya hiç yazmamak ayıpmış gibi geldi ve geçtiğimiz günlerde La finestra di fronte filmini izlemek içimde depreşince, tüm filmlerine bir göz atayım ve yazmaya başlayayım dedim. İyi de ettim aslında, şu anda yeni filmi vizyon ilk film olarakta eski filmlerini hatırlamak biraz izi olur.

Klasik Ferzan Özpetek filmi diyeceğim bu film için ancak o dönemlerde daha klasik Ferzan Özpetek filmleri daha ortaya çıkmaya yeni başlamıştı. Her ne kadar yönetmenin en iyi filmi olarak La finestra di fronte’yi düşünsem de bu filmde izlediğinizde yüzünüzde bir takım duygu değişimleri yaratıyor.

Ferzan Özpetek’in en büyük özelliği filmlerdeki samimiyeti. Her filminde karakterler kendi cemiyetimizdenmiş gibi hissediyor ve onları bağrımıza basıyoruz. Bu da yönetmenin insan duygusunu nasıl analiz ettiğinin ve bize bunu nasıl aktaracağını bilmesinin bir ürünü. Oyuncuların da vereceği reaksiyonları çok iyi biliyor. Zaten oyuncular da Ferzan Özpetek’in sürekli görev verdiği olmazsa olmaz oyuncular. Görsellik, oyunculuk, hikaye aktarımı konusunda, oldukça başarılı. Renkleri kullanması, duygu bütünlüğü içindeki derinlikler başarılı bir şekilde kullanması yönetmenin en büyük özelliği.

Ancak Saturno contro’da gözüme çarpan ve beni rahatsız eden en büyük şey sanki zorlama bir şekilde kullandığını düşündüğüm müzikleri. Tamam Ferzan Özpetek, Türk olduğunu bu şeklide de sergiliyor ancak filmde yüzde doksan dokuzunun İtalyan olduğu bir ev içi partisinde Nil Karaibrahimgil çalması beni filmin gerçekçiliğinden uzaklaştırıyor. Işın Karada’dan Bitmemiş Tango’yu da hesaba katarsak bu gerçeklikten oldukça uzaklaşıyorum. Tabi buna birde pek fazla göze batmayan Türkan Şoray posteri cabası.Sonuç olarak biz İtalyanlar ile çok iç içe geçmiş bir toplum değiliz. Türk müzisyenlerin ve oyuncuların da Avrupa’daki tanınmışlıklarını hesaba katarsak olasılığı düşük bir durum çıkıyor ortaya. Tabi bu şekilde Avrupa’da kendimizi tanıtacağız ancak göze batmadan filmde ağırlığını çok fazla hissettirmeden olsa daha iyi olacak. İtalyan filmi olarak gördüğümüz filmde, bu yüzleri görmek, müzikleri duymak sevindirici olsa da, İtanyanlar bu durumu nasıl değerlendirir bilmek lazım. Tabi kullanılmasın demiyorum. Sadece göze batmasın istiyorum. La finestra di fronte’de bu iş başarılı şekilde yapılmıştır. Tabi takdir etmek gerekir ki genel anlamda müzikler ve kullanımları oldukça başarılı. Hatta müziğin bir filmin duygusunu nasıl değiştirdiğine bariz bir şekilde tanık oluyoruz.

Filmin konusuna gelecek olursak, kırklı yaşlarda bir arkadaş grubunun ilişkileri anlatılıyor. Grup içinde araya bazı zorluklar girdiğinde aradaki bağların nasıl açıldığını ve bu açılım sayesinde nasıl bir arada durmaya çalıştıklarına ortak oluyoruz. Grupta herkesin sorunları var. Antonio yeni bir aşka yelken açmış karısı Angelica’yı aldatmaktadır. Roberta’nın uyuşturucu ile sorunları vardır. En önemlisi ise Lorenzo’nun ani ölümü üzerine Davide’nin içinde bulunduğu durum ve arkadaşlarının desteği ile bu durumu atlatmaya çalışması. Belki de bu ölüm bu eski dostluğun tekrar pekişmesine yardımcı oluyor.

Filmde her zaman olduğu gibi Serra Yılmaz var. Bu kez eşi rolündeki kişi ise ondan yaşça küçük duruyor. Bu her türlü ilişkinin olduğu bir filmde belki de isteyerek yapılmış bir şey ancak gözüme batmadı desem yalan olur. Oyunculukların tamamı başarılı ve etkileyici. Diyaloglar düşünülerek ve gerçekten hissedilerek yazılmış. İç ısıtırken, sorgulayan sorgulatan diyaloglarla da karşı karşıyayız. Ancak aklımda kalan tek diyalog ise, Serra Yılmasın oynadığı karaktere sorunlan “yabancı mısınız?” sorusu. Cevap ise “Hayır Türk’üm.” Burada aslında Ferzan Özpetek’in ne kadar İtalyanlaştığını da anlarken, “Memlekette yabancı, burada Almancı” deyişinede atıfta olduğunu görüyoruz.

Özetle, izlendiği taktirden bir kaç kez kendisini izleten, her türlü duyguyu hissettiren ve nedense bir daha izleme isteği yaratan başarılı bir film Saturno contro. Hala izlemeyenler varsa tavsiye ederim. İzleyenle ise tekrar izlemelerini.

Yönetmen: Ferzan Özpetek

Senaryo: Ferzan ÖzpetekGianni Romoli

Oyuncular:

Stefano Accorsi
Antonio Pontesilli
Margherita Buy
Angelica Pontesilli
Pierfrancesco Favino
Davide
Serra Yılmaz
Neval
Ennio Fantastichini
Sergio
Ambra Angiolini
Roberta

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0890885/

Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email

La piel que habito

 

 

Pedro Almodóvar‘ın son dönem çektiği en etkili, en iyi filmlerden biri La piel que habito. Film Thierry Jonquet‘in Tarantula adlı romanından uyarlama. Tabi böyle başarılı bir filmi izledikten sonra insan romanını da merak etmiyor değil. Eminim ki daha çarpıcı anlatım ve hikaye karşımıza çıkacaktır ancak Almadovar’ın sinema dili de yabana atılacak gibi değil.

 

Filmde beni en çok şaşırtan şeylerden biri de Antonio Banderas‘un performansı oldu. Açıkçaso kendisinden bu kadar iyi bir performans beklemiyordum. Antonio Banderas haricinde tüm ana ve yan karakterler de oldukça başarılıydı.

 

Filmin anlatım dili, görselliği, işlenişi kesinlikle bir roman okuyormuşsunuz edasında ilerliyordu. Kısıtlı mekan ve karakterlerle anlatımın bu kadar yoğun ve etkili olması, filmde emeği geçen herkesin tebrik edilmesini gerektiriyor. Tüm bunlara rağmen filmi sınıflandırmaya çalışmak biraz zor. Düz bakış açısıyla bir intikam filmi gibi görünün film aslıdan bünyesinde daha fazlasını barındırıyor.

 

 

Filmde intikamın yanı sıra, bir benlik arayışı da mevcut. Bunu hem Vera karakterinde hem de Robert karakterinde de görüyoruz. Vera karakterinde bedensel değişimin benliğe etkisini görürken, Robert karakterinde yaratmanın verdiği gücün benliğe etkisine tanık oluyoruz. Almadovar tüm bu benlik değişkenliklerini başarılı bir şekilde işlemiş ve bu işleyiş her açıdan olmuş. Yan karakter olan Marilia’nın her şeyi ile kötü olan oğluna karşı tutumu da buna dahil. Zaten öğreniyoruz ki Marilia bir seçim yapmak zorunda kalıyor.

 

Filmin işlenişi ilk bölüm itibarı ile sıkıcı geçse de finalin temellerini mantıklı bir şekilde atıyor. Estetik bir ameliyat geçirdiğini düşündüğümüz kadını izliyoruz bir süre. Derken bu kadının Robert’in vücudu yanan eşi olduğunu düşünüyoruz. Karşımıza usta bir cerrahın yarattığı mucize olarak karşımıza çıkıyor Vera karakteri. Ancak ilerleyen dakikalar ve hikayenin gelişimi film hakkında kurguladığımız şeylerin yok olmasına sebep oluyor ve hikayeyi öğreniyoruz.

 

 

Robert, sorunlu kızının ölümüne sebep olduğunu düşündüğü Vicente’dan intikam almak için onu kaçırır. Bir dizi ameliyatlar sonunda onu kadın bedenine hapseder. Ameliyatta ise onu ölen eşine benzetmiştir. Vicente karşı cinsin bedeni içinde olduğundan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Kadın olmak ve erkek olmak arasında kalmıştır. Elbiseleri kesmesinden onun kadın olamayı hazmedemediğini anlıyoruz. Ancak kendisine verilen makyaj takımını alması da bu yeni bedenine alışması için bir adım gibi görünüyor. Ya da kendini kurtarmak için oynadığı oyunun başlangıcını.

 

Vicente, Vera olmaya alışırken, Robert’ta yaratmanın vermiş olduğu hazza kapılıyor. burada yarattığı şeye aşık olmak konusuyla baş başa kalıyoruz. Vera ile birlikte oluyor ve onu yanından ayırmak istemiyor. Bu bir sanatçının eseri ile ilişkisi olarak değerlendirilebilir. Belki de burada Robert’in yaptığı bir hata da Vera’yı karısına benzetmek. Çünkü bu benzerlik Zeca’nın dahil olması ile birlikte geçmişin geriye dönmesine sebep oluyor. Robert’in aslında Vera’yı kıskandığını görüyoruz.

 

 

Veranın içindeki erkek ise onu terk etmiyor. Ailesini yıllar sonra görmeye gittiğinde ve Robert’ten kurtulmaya çalışırken bile bu içindeki erkekle dolanıyor ortalıkta. Film bize özetliyor ki, benlik olduğu sürece dış görünümün pekte önemi yok.

 

Kısacası son dönemin en iyi filmlerinden La piel que habito. Kesinlikle izlenmesi gerekli.

 

Yönetmen: Pedro Almodóvar

 

Senaryo: Agustín AlmodóvarPedro AlmodóvarThierry Jonquet (kitap)

 

Oyuncular:

Antonio Banderas Robert Ledgard
Elena Anaya Vera Cruz
Marisa Paredes Marilia
Jan Cornet Vicente
Roberto Álamo Zeca
Eduard Fernández Fulgencio

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1189073/

 

Related Posts with Thumbnails
Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email