Archive for the ‘İtalyan Sineması’ Category

2011 yapımı Fransız filminin yönetmen koltuğunda Jean-Pierre DardenneLuc Dardenne kardeşler var. İkilinin diğer filmlerinde de olduğu gibi bu filmde de sığ ve düz anlatım kullanılmış. Bu filmde yönetmenlerin teknik ve anlatım açısından kendilerini tekrar ettiklerini görüyoruz. Le silence de Lorna (2008) ve L’enfant (2005)‘tan farklı bir film çıkmıyor karşımıza.

Zaten iki kardeşin en büyük özelliği olayları olduğu gibi vermesi. Bu filmde de her şeyi çok fazla abartmadan izleyebiliyoruz. Ne dram ne komedi yönü abartılmış. Komedi diyorum bazı sitelerde dram-komedi olarak geçiyor film. Ancak günlük yaşamın perdeye aktarılmasında ne kadar komedi varsa bu filmde de o kadar komedi var.

Diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de iç hesaplaşmalar bulunuyor. Karakterler attıkları adımlarda karsızlık içerisinde. İçinde bulundukları ikilemler başarı ile anlatılmış. Sosyal bir konuyu sahiplenmesi de ne filmin ne kadar doğal olduğunun kanıtı. Ancak bu doğallık filmi izlerken size sıkıntı verebiliyor. Çünkü filmin temposu başlayış ve bitiş ile aynı. Duygu aktarımını biraz yaymak, yada etkisini arttırmak amacı ile bazı sahneler gereksiz uzun tutulmuş. Bu da izleyicinin zaten durağan geçen bir filmde sıkılmasına sebep oluyor. Zaten 87 dakikalık kısa süresinden bu sahneleri düşersek film oldukça kısalacak. Film bir festival yada sinema filminden çok televizyon filmi edasında.

Cyril 12 yaşında babası tarafından işlerim düzelsin seni geri alacağım vaadi ile kandırılmış ve bir yetiştirme yurduna yerleştirilmiş çocuktur. Babasından haber alamayınca yurttan kaçar ve onu görmeye yaşadıkları eve gider. Ancak gittiğinde ne babası, ne de çok sevdiği bisikleti vardır ortalıkta. Tabi babasının olmaması onun hırçınlaşmasına sebep olmuştur. O gün yurt sorumluları Cyril’i yurda geri götürmeye çalışırken gitmemek için kuaförde çalışan bir kadına sarılır.

Cyril inatla babasını aramaya devam eder. Cyril’in kendisine sarıldığı Samantha bundan etkilenir ve onun koruyucu annesi olur. Birlikte iyi vakit geçirirler ve Cyril’in babasını aramaya başlarlar. Bulurlar da. Ancak adam yeni bir hayata başladığını ve onu istemediğini söyler. Cyril başta bu durumu kabullenemez. Ancak yapacak bir şeyi de yoktur.

Samantha’nın yanına giderken sokakta bir çocukla tanışır. Çocuk ona yakın davranır evine oyun oynamaya götürür. Cyril bu çocukla iyi anlaşır ancak çocuk Cyril’e bri gazete bayiini soymasını söyler. Tüm planlar yapılır ve Cyril adamı soyar elbetteki yakalanır. Bu durumda Samantha tüm sorumluluğu üstüne alarak Cyril’i sahiplenir. Cyril’de artık gerçekleri anlamaya başlamıştır.

Filmi kısaca özetlersek bu kadar. Eski Yeşlilçam filmlerinin klasik konusu filmde mevcut. Zaten bu filmi onlardan ayıran en etkili özellik filmin acı dozunun sıfırlanması. Film 2011 de Cannes’da juri özel ödülü almış ama bu ödüle değer miydi tartışılır. Film bittiğinde “ee olan biten klasik şeyler bunlar” dedirten bir film. Türünün meraklısı haricinde izlemesi zor bir film.

Yönetmen – Senarist: Jean-Pierre DardenneLuc Dardenne

Oyuncular:

Thomas Doret
Cyril Catoul
Cécile De France
Samantha
Jérémie Renier
Guy Catoul
Fabrizio Rongione
Le libraire
Egon Di Mateo
Wes

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?fid=4

http://www.imdb.com/title/tt1827512/

Artık anladım ki bir filmin sonunda 3D var ise o filmden uzak duracaksın. Bu filmler genelde konudan ve oyunculuktan yoksun oluyorlar. Aslında bu filmleri de gidip sinemada izlemediğim için kendimle gurur duyuyorum. Sıradan bir konu, kötü oyunculuklar, her şeyi ile belli bir kurgu… Bir filmde dana ne olsun ki? Filmi 3D olarak izlemedim ama filmde yeni türetilen sineğimsi uçan böceklerin dışında hiç bir şey yok.

Sanıyorum senaryoyu yazarken arkadaşlar çok düşünmüşler. 3D film yapalım demişler. 3D’yi en iyi uçana kaçanla veririz diyerek ortalığa böcek koymuşlar (ateş böceğiydi sanırım). Bunların uçması haricinde ben 3D’lik bir sahneye rastlamadım. Diğer kısımlarda da kaale alınabilecek sahne yoktu. Kısacası film bana çok gereksiz geldi.

Filmin açılışı insanlar üzerinde deney yapan bir bilim kadınının konuşmaları ile başlıyor. Bu kişi her ne hikmetse deneylerini küçük çocuğunun yanında yapıyor. Bu sırada hamile olan ve denek olarak kullanılan kadın, doğum yapıyor. Bir gürültü ile bilim kadınına bir şeyler oluyor ve bu sırada jenerik akmaya başlıyor.

Jenerik sonu yıllarca öteye gitmişiz. Bilim kadınımızın oğlu büyümüş, annesinin tüm o yaptığı deneyler yüzünden bunalıma girmiş kendini suçlu hissediyor. Bu sebepten dolayı tıp eğitimini yarım bırakmış. Neden tıp eğitimi almaya gitmiş o da ayrı bir konu. Velhasıl kelam bilim kadınımızın oğlu Brian bir sabah annesinin öldüğünü ve kendisine büyük bir miras bıraktığını öğreniyor. Burada arkadaşlarının Brian’ın evine girme ve onu uyandırma sahnesi de bir tuhaf. Adam Brian’ın telefonunu çaldırır kapıyı yumruklar ancak Brian uyanmaz. Arkadaşı eve girer uyuyan Brian’ın üstündeki örtüyü çekince Brian birden sıçrayarak uyanır.

Brian’a annesinden deney yaptığı ve sağlık merkezi olarak kullandığı tarihi bir yer kalmıştır. Brian’ın arkadaşı Simon’un ise bu mekanla ilgili düşünceleri vardır. Brian’ı kandırıp burayı bir otele çevirtmek ister. Velhasıl kelam Brian, arkadaşı Simon, Onun sevgilisi Kimberly, yanlarına bir kaç kişiyi daha alarak, bu eski yardım merkezine giderler.

Bir ormandan geçerler, her yer karla kaplıdır. Ancak arabalarını bıraktıktan sonra da saatlerce yürürler. Ben burayıda anlamış değilim neden saatlerce yürüyorlar? Bu büyük merkeze hiç mi yiyecek içecek insan gelmiyordu, bunlar nasıl taşınıyordu? Neyse içeriye girerler onları kapıda bir kadın karşılar ve binayı gezdirmeye başlar. Gezerken bir gizli geçit bulurlar ve binanın arkalarındaki işkence odalarına doğru yol alırlar. Tabi bu arada teker teker kaybolmaya ve ölmeye başlamışlardır.

Binanın içi sıcaktır ancak kimse neden sıcak olduğunu sormaz. Bu arada elemanlarımız binaya girerken onlardan önce binada biri bir güç tarafından içeri çekilir. Ancak bu kadını öldüren aynı yaratıklar ise filmin sonu ile bir çelişki var demektir. Bu arada aklıma filmin Türkçe ismi geliyor. Saklı Ruh. Demek ki ortada bir ruhta var.

Bütün cinayetlerin filmin ilk başında doğum yapan annenin çocuklarının başının altından çıktığını görüyoruz. Tabi burada birde zaman kargaşası içine düşüyoruz. Yıllar sonra Brian ve ekibini karşılayan bu kadın. Filmin başında o gürültüde ne oldu? Biri mi öldü?. Bilim kadının ölümü hangi zamanda oldu? Bu süre zarfında çocuklar nasıl yaşadı? Filmde en büyük çocuk 12 yaşlarında gözüküyor ancak Brian’ın yaşı 30′lara vurmuş…

Neyse anlayamadığım kısımları burada bırakıyorum ve daha fazla kafa yormuyorum. Film kendi içinde oldukça çelişkili ve olan biten hakkında doğru düzgün bir bilgi vermiyor. İki ses efekti, bir uçan sinek, ağzı tuhaf iki tane çocukla, üç beş ölen insanla işi kurtarırız demişler ancak olmamış. Ne gerilim, ne korku filmde hiç bir şey yok…

Sonuç olarak vaktinize harcamayın derim. İtalyanlar ve Kanadalılar bir araya gelmiş bu filmi mi çekmiş anlayamadım. Ancak filmde tek güzel şey, balta girmemiş ormanların bembeyaz karla örtülü görüntüsü. Hatta sadece buralar izlenirse filmden daha büyük zevk alınabilir.

Yönetmen: Antoine Thomas

Senarist:

Mariano Baino hikaye
Coralina Cataldi-Tassoni hikaye
Alan Smithy
Alana Smithy

Oyuncular:

Sean Clement Brian Karter
Simonetta Solder Haley Gable
Jordan Hayes Vicky
Jason Blicker Simon
Bjanka Murgel Kimberly
Devon Bostick Lucas
Elliott Larson Haley’s Son

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1664664/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /