Archive for the ‘İngiltere Sineması’ Category

 

 

2011 İrlanda, İngiltere ortak yapımı filmin yönetmenlik koltuğunda David Keating var. Filmin hikayesini ise Brendan McCarthy yazmış. İkisi birlikte bu hikayeyi senaryolaştırmışlar. Hazır hikayeye girmişler aslında filmin konusunun Stephen King‘in Hayvan Mezarlığı‘na benzediğinin söylemem gerek. Hikaye biraz daha kalıplandırılıp, sınırlandırılarak, ölüyü diriltme meselesine dönmüş.

 

Konu bu kriterler içerisinde inerlerken bir izleyici olarak beklentiniz filmin psikolojik açıdan daha sağlam temellere oturması ve oyunculuğun da bu şekilde desteklenmesi ancak film bize bunu veremiyor. Bir çok yerde ayrıntılardan kaçınıp hikayede ya da hikayede demeyeyim de duygu aktarımında boşluklara sebebiyet veriyor.

 

Filmin ilk dakikalarında bir şeyler olacağının farkına varıyorsunuz ve bu farkındalık size bir aksiyonun geleceğini hissettiriyor ancak film tüm bu beklentilere rağmen size aksiyonu vermiyor. Garip bir köy ve bu köyle yaşanan gizemler öncelikle insanı çekerken sonradan pek haz vermiyor. Film korku filmi etiketi ile etiketlense de, daha çok psikolojik bir dram. İlk cümlelerde belirttiğim gibi bu duyguları da insana aktaramadığı için yavan bir filmmiş gibi karşımıza çıkıyor.

 

 

Patrick ve Louise küçük kızlarını vahşi bir köpeğin saldırısı sonrasında kaybederler. Patrick bir veteriner olduğu ve köpeğin bakımı onun sorumluluğunda olduğu için de Louise kızlarının ölümünden onu sorumlu tutar. Bir süre sonra Patrick ve Louise yeni bir başlangıç yapmak için Wake Wood adında küçük bir kasabaya yerleşirler. Patrick kasabada veterinerlik yapar Louise ise eczacıdır.

 

Günün birinde Patrick ve Louise arabaları ile yolda kalırlar. Birden bire arabaları durmuştur. Yürüyerek en yakın evden yardım istemeye giderler. Gittikleri ev ise kasabanın önde gelenlerinden Arthur’un evidir. Kapıyı çalarlar ancak kimse cevap vermez. Louise evin arka tarafına dolandığında kasabalıların bir ayin yaptığını görür. Kapsül gibi bir şeyin içinden bir adam çıkmıştır. Louise bu durum karşısında oradan Patrick’i de larak kaçar ancak kocasına hiç bir şey söylemez. Eve döndüklerinde ise Arthur onları evlerinde beklemektedir. Arthur kibar bir dille Louise’i uyarır.

 

Louise ertesi gün kapsülden çıkan adamı eşi ile birlikte görür. Bu arada eczaneye garip küçük bir kız gelir. Kızın teyzesi onu korur. Bu arada kasaba halkı ellerindeki garip odun parçaları ile sesler çıkartıp ormana doğru gitmektedirler. Louise kadını sıkıştırarak olan biteni öğrenir. Bir ayin ile ölüleri sadece üç günlüğüne geri getirebilmektedirler.

 

 

Louise’in baskısı ile Patrick’de bu durumu araştırır. Son olarak Arthur ile konuşarak durumu anlatırlar. Kızlarını geri getirmesi için ona yalvarırlar. Arthur kızlarının geri gelmesi için bir seneden önce ölmüş olması gerektiğini söyler, aynı zamanda yeni bir ölünün bedenini kullanılması gerektiğini ve kızlarının bir parçasının olması gerektiğini.

 

Yeni bir ölüm olmuştur. Patrick ve Louise cesedin ailesinden izin isterler, sonra kızlarının mezarını açarak onun kemiklerinden bir parça alırlar. Ayin için her şey hazırdır. Üç gün sonra kızı göndermeleri söylenerek ayin başar ve küçük kızları dünyaya geri döner.

 

Ancak küçük kızda bir tuhaflık vardır. Bu sebepten dolayı Arthur kızı erken göndermek için Patrick ve Louise’e baskı yapar. Ancak kızı vermek istemezler. Kaçmaya yeltenirler ancak Wake Wood’un dışına çıktıklarında kız ölmektedir. Bu sırada kız geceleri kasabayı dolaşarak insanları öldürmeye başlamıştır. Küçük kızla yine ailesinin başa çıkması gerekmektedir. Kız annesini tarafından etkisiz hale getirilir. Ancak o da toprak tarafından içeriye alınır. Bunun üzerine Patrick hamile olan karısını geri getirtmek için bir ayin daha yaptırır.

 

 

Film için Hayvan Mezarlığı‘nın bir başka versiyonu diyebiliriz. Giriş gelişme sonuç olarak aynı özellikleri taşıyor. Filmin bitişinde Patrick’in bakışı bu film burada bitmez niteliğinde. Bu sebepten dolayı filmin devamının gelme ihtimali var. Filmi atmosfer, oyunculuk, çekimler açısından çok fazla özellikli ve başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Korkutmayan, korkutmadığı ile de kalmayıp filmin psikolojisine izleyiciyi sokamayan bir film. İzlemek şart değil.

 

Yönetmen: David Keating

 

Senaryo: David KeatingBrendan McCarthy

 

Oyuncular:

Aidan Gillen
Patrick
Eva Birthistle
Louise
Timothy Spall
Arthur
Ella Connolly
Alice
Ruth McCabe
Peggy O’Shea
Brian Gleeson
Martin O’Shea

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1296899/

 

Konu bakımından karma karışık bir dizi The Fades. Karışıklığının sebebi konu olarak her diziden biraz tırtıklaması. Ancak bu tırtıklama anlamsız bir hale bürünmemiş, kendi konusu içerisinde tutarlı hale getirilmiş. Evet bu filmde de zombiler, süper güçler, yamyamlar vs… her şey var…

Süper kahramanımız aslında yine süper değil. Dünyayı kurtarma yolundaki süper kahraman yatağını ıslatan bir genç. Bu da aslında İngilizler’in süper kahramanlara bakışının nasıl değiştiğinin kanıtı. Yani bunlar dört dörtlük olmak zorunda değil. Neyse…

Paul altına kaçıran okulda en yakın arkadaşı Mac ile takılan ucube diye nitelendirilen ezik bir karakterdir. Paul ezik olmasına rağmen ikiz kardeşi, Anna okulun en popüler kızıdır. Paul rüyasında bir dağda küller içinde bir adamla karşı karşıya görür kendisini. Daha sonra etrafında olup biten garip olayları fark eder…

Bu arada ölen ve gök yüzüne yükselemeyen ruhlar vardır. Bunlar bir şekilde insanlara saldırarak yeniden doğmayı başarırlar. Küçük kasabayı korku kaplar. Onların peşinde ise Angelic denen ve onları görebilen insanlar vardır. Paul’da bir angelic olduğunu öğrenir ve onlara karşı savaşması gerekmektedir.

Eğlenceli bir film The Fades, her şeyi bir arada görmek insanları klişe bir hikayeymiş gibi yanıltıyor. Ancak The Fades şaşırtan beklenenin üstünde bir güzellik sunuyor. İlk sezon altı bölüm. Söylentilere göre bu ilk ve son sezonmuş. Tam da yerinde bitti… Umarım devamı seneye gelir….

Bu arada, kadrodaki en tanınan isim Natalie Dormer. İzleyiniz derim ben…

Yönetmen: Farren Blackburn

Oyuncular:

Lily Loveless
Anna
Daniel Kaluuya
Mac
Iain De Caestecker
Paul
Sophie Wu
Jay
Johnny Harris
Neil
Claire Rushbrook
Meg
Natalie Dormer
Sarah

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1772379/

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /