Mine vaganti

Ferzan Özpetek’in La finestra di fronte‘den sonra en sevdiğim filmi olma özelliğine sahip Mine vaganti. Ancak La finestra di fronte’den fark bu filmde komedi dozunun biraz daha yüksek olması. Komedi dozunun yüksek olması anlatmak istediklerini anlatamıyor anlamına gelmiyor elbet. Ancak bu filmde anlatmak istedikleri biraz daha karmaşık bir hal almış.

Ferzan Özpetek filmlerinin olmazsa olmazı yemek masası muhabbetleri bu filme de damgasını vuruyor. Ancak öyle başarılı diyaloglar var ki anlatmak isteneni tam anlamıyla anlatıyor. Oyunculuklar mimikler başta olmak üzere her şey oldukça doğal. Filmi güzel kılan da bu. Ferzan Özpetek filmlerinde ki o karaktere ait olma duygusunu bu filmde de yaşıyoruz. Herkesin kendisi ile özleştirebileceği bir karakter çıkıyor karşısına.

Film ilk dakikasından itibaren kendine çekiyor. İlk dakikadan itibaren filmin açılışla nasıl bir bağlantı kuracağını merak ediyoruz. Ancak filmde büyük anne hikayesi biraz izleyiciye bırakılmış. Bu hikayeyi tamamlayıcı öğe ise final sahnesi. Yeri gelmişken belirtmek lazım ki, son sahnede kullanılan figüranların oyunculuklarını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. O güzel oyunculuklar içerisinde gözüme batan ve canımı sıkan tek bölümdü.

Filmde bolca duygu karmaşasına tanık oluyoruz. Bunu gözler önüne en iyi şekilde seren ise Tommaso ve babası Vincenzo. Tommaso gaydir ve büyük şehirde okumaktadır. Tek düşüncesi ise yazar olmaktır. Ancak babası onu yanına çağırmış işlerle ilgilenmesi için konuşmak istemektedir. Vincenzo’nun amacı ise, ailesine gay olduğunu ve yazar olmak istediğini açıklamaktır. Bunu öncelikle abisine söyler.

Ailenin hep birlikte olduğu yemek masasında Tomasso ailesine açıklama yapacakken abisi birden konuşmaya başlar ve gay olduğunu açıklar. Ailede herkes şok içine girmiştir. Babası gay olduğu için işlerin balışında olan oğlunu evlatlıktan reddeder ve kovar. Bütün iş ve fabrika yönetimi ise istemeyerekte olasa Tommaso’ya kalır.

Tommaso fabrika ilerini Alba adında aile dostlarının kızları ile yönetmeye başlar. İş esnasında Alba ve Tommaso yakınlaşır birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Ancak Tommaso’nun bir sevgilisi de vardır. Abisinin gay olduğunu öğrenmesi üzerine babası da kalp krizi geçirmiş ve zor durumdadır. Tommaso bu sebeple kendi durumunu göz ardı eder. Günün birinde çat kapı Tommaso’nun sevgilisi ve gay arkadaşları gelirler.

Tommaso’nun arkadaşları ailesine normal olarak görünmeye çalışırlar. Bu arada Tommaso sevgilisi ve Alba arasında kalır. Üçünün arasında garip bir duygu karmaşası yaşanır.

Film tüm bu olan biteni eğlenceli bir şekilde anlatıyor. Öyle ki film aniden duygu değişimleri yaşatabiliyor insana. Filmin müziklerine diyecek bir şey yok. Film müthiş bir soundtracke sahip ve başarılı bir şekilde kullanılmış. Bu film için Ferzan Özpetek’in çektiği tam anlamıyla İtalyan filmi diyebiliriz. Bir önceki filmde de belirttiğim gibi olur olmaz yerden Türk öğeleri fırlamıyor. Bu da filmin daha samimi olmasını sağlıyor bir yerde. Final sahnesinde ki Sezen Aksu şarkısı da kesinlikle bu kez göze batmadan filme oturuyor.

Özetlemek gerekirse, Ferzan Özpetek’in en izlenmesi gereken filmleri arasında. Sadece yönetmenin değil, film kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında. Mekan, görselliği, renkleri, yönetimi, müzikleri kısacası her şeyiyle olmuş bir film.

Yönetmen: Ferzan Özpetek

Senaryo: Ivan Cotroneo , Ferzan Özpetek

Oyuncular:

Riccardo Scamarcio
Tommaso Cantone
Nicole Grimaudo
Alba Brunetti
Alessandro Preziosi
Antonio Cantone
Ennio Fantastichini
Vincenzo Cantone
Lunetta Savino
Stefania Cantone
Ilaria Occhini
La nonna

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1405810/

Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email

Νύφες (Nyfes)

Yunan yönetmen, Pantelis Voulgaris‘in 2004 yılında çektiği film Nyfes. Ioanna Karystiani filmin senaristliğini yapmış. Film 1922 yılında geçen gerçek bir olaylardan uyarlanmış. Tabi hikayenin gelişimi gerçek değil ancak 1922 yılındaki mektup evliliklerine değiniyor. Filmin konusu oldukça etkileyici. Ancak yönetmenin hikayeyi anlatmakta çok fazla başarılı olduğunu düşünüyorum.

Filmi keşfetmeme vesile olan şey müzikleriydi. Filmin müziklerini Stamatis Spanoudakis yapmış ve bence filmin en iyi yönü müzikleri. Bunun haricinde kurgu oldukça yavaş ilerliyor. Bir dram filmi için kurgunun hızlı ilerlemesi zaten olası bir şey değil. Ancak donuk diyaloglar anlamsız şekildeki durağan sahneler filmin sıkıcı yönüydü.

Film bir çok klişelerle dolu. Bir dram filminde rastlanacak cinsten her türlü sahne mevcut. Ancak filmin finalinin klişe olaması beni filmin şaşırtan tarafı oldu. Filmin eski Türk filmlerinden tek farkı Yunan yapımı olması. Bu sırada film her türlü dili de içeriyor. Ancak böyle bir filmde tüm ırktan oyunculara yer verirken Türk’ler için Fas’lıları, Arap’ları kullanmalarını anlamış değilim. Sanki Türk oyuncuları bu filmlerde oynamazlar.

Niki Douka ailesinin hayatını kurtarmak için mektup evliliği yapar. Amerika’daki gittiği adam ise, kız kardeşinin gidip geriye döndüğü adamdır. Niki, ailesini kurtarmak ve diğer kardeşlerinin de evlenmelerine mani olmamak için bunu kabul eder. Tüm kadınlar İzmir’de toplanır ve bir gemiye binerler. Niki burada Norman Harris adında bir fotoğrafçı ile tanışır.

Norman’da fotoğrafçılığı bırakmış, tek varlığı olan fotoğraf makinesini de satmıştır. Anadolu’da işinin bittiğini anlamış ve Amerika’ya geri dönmektedir. Norman ile Niki gemi yolculuğu süresince yakınlaşır ve aşık olurlar. Tabi film sadece Norman ve Niki’nin hikayesini anlatmıyor. Yan hikayeler de oldukça başarılı.

Filmin dram dozu oldukça düşük. Yani filmde görünenin dışında bir ajitasyon yapılmamış. Oyunculukların çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Karakterlerin analizleri düzgün yapılamamış. Çok iyi bir film karşımıza çıkacakken, basit bir film olarak kalmış. Film dönemin şartlarını ve savaşın sorunlarına pek fazla değinmemiş. Bir yerde savaş sebebi ile erkek kalmadığını söylüyor. Bu bir yerde kadınların evlenmek için başka ülkelere gitme sebeplerini meşru kılıyor. Bir de mektupları okunan asker sevgili haricinde savaş ile ilgili başka bir ayrıntı yok. Bu da filmin gerçekliği biraz olsun sekteye uğratıyor.

Filmin karakter seçimlerinin doğru yapılmadığını söylemiştim. Bununla birlikte bazı oyuncular iyiyken bazı oyuncular ise oldukça kötü.Niki karakterini canlandıran Victoria Haralabidou‘nun performansına diyecek yok. Ancak Norman karakterini canlandıran Damian Lewis için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Filmin kostümleri oldukça başarılı. Müziklerin mükemmel olduğunu da söylemiştim ve bu müziklerin sahne kullanımı da oldukça başarılı. Bir iki sahne dışında. Genel olarak baktığımda ise filmde aklımda kalan gelinlerin toplu halde fotoğraf çektirmeleri ve Amerika’da damatlarla buluşma sahneleri.

Özetlemek gerekirse, çok iyi bir film çıkabilecekken, üstüne fazla gitmekten midir yoksa farklı bir sebepten midir bilemediğim şeylerden dolayı biraz sönük kalmış bir film Nyfes. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Görüntüleri, müzikleri ile birlikte komşudan izlenmesi gerekli filmler arasında.

Yönetmen: Pantelis Voulgaris

Senaryo: Ioanna Karystiani

Oyuncular:

Damian Lewis
Norman Harris
Victoria Haralabidou
Niki Douka
Andréa Ferréol
Emine
Evi Saoulidou
Haro
Dimitris Katalifos
Kaptan
Eirini Inglesi
Ms. Kardaki

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0368619/

Related Posts with Thumbnails
Share on TwitterShare on TumblrShare on MyspaceShare via email