Archive for the ‘Erotik’ Category

 

 

IMDB’de video olarak geçen film malum videonun artık olmaması sebebi ile o statüde DVD filmi olarak piyasaya çıkmış. Tabi dönemin video filmlerinin bir klası vardı ancak bu DVD filmler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

 

Filmin çekilme amacının üç beş kişinin eğlencesi olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde film ne senaryo, ne oyunculuk, ne de sinemaya dair öğe içeriyor. Ellerine kamerayı almışlar film çekelim demişler ve çekmişler.

 

 

Film komedi filmi olarak sınıflandırılsa da gülünecek sahnesini bulmak oldukça zor. Filmin adı ve afişi sebebi ile bazı erotik öğelerin olacağını düşünüyorsunuz ama o da yok. Yani kısacası filmin izlenmesi için hiç bir neden yok.

 

Abazalıktan gına gelmiş ve işleri yolunda gitmeyen üç arkadaşın bir gün karşısına bir adam çıkar. Onlara oldukça eski bir gömlek verir. Gömlek seksin sırrını çözmüş, bir guruya aittir ve teze göre gömleği üzerine giyen erkek, etrafındaki kızların saldırısına uğrayacaktır. Tabi başta kimse inanmaz ancak gömleği test ettiklerinde karşılaştıkları sonuç onları hayretler içinde bırakır.

 

 

Yaklaşık bir ay gömlek onlara kalacaktır ancak hiç bir şekilde yıkamamaları lazımdır. gömleği kullanmak için aralarında bir program yaparlar. Ancak gömlek ruh eşlerinde işlemeyecektir. Bu da milyonda hatta milyarda bir durumdur. Elemanlardan birini ise karısı yeni terk etmiştir ve gömleği onu tekrar elde etmek için kullanır ancak gömlek onda işe yaramaz.

 

 

Üç arkadaş gömleğin hakkını verirken tabi arada gömleği çaldırırlar. Sonra tekrar bulurlar. Film de bu macerayı konu alır. Filmin ana fikri gerçek aşk üzerine. Ancak bu pek başarılı dile getirilememiş.

Kısacası vakit harcanıp izlenecek bir film değil Chick Magnet. Kesinlikle zaman kaybı.

 

Yönetmen: Ryan R. Williams

 

Senaryo: Ryan R. WilliamsJeff Venables

 

Oyuncular:

Jeff Venables
Phil
Meili Cady
Jen
Josh Beren
Chuck
Jeff Sloniker
Yanni
Rolando Millet
Shirt Guy
Ryan R. Williams
Coughlin

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1882053/

 

 

 

Heyecanlı bir şekilde başlayan, ancak sıradan bir şekilde devam eden fantastik bir dizi Lost Girl. Neden heyecanlı başlamasın. Sevişerek güçlenen ve bir succubus var karşımızda. Güce olan açlığı bol bol sevişmesi ile ilk bölümlerden dikkatimizi çekiyor. Hem de kendisinin biseksüel olması cabası. Ancak Bo (succubusumuzun adı) düzenli bir hayat sürememektedir. Çünkü sevgililerini bu açlık yüzünden öldürmektedir. Bu sebepten dolayı sürekli kaçar ve kimlik değiştirir.

 

Hikayemiz ise onun son cinayeti ile başlar. Bo kendini kontrol edememekte ve insanları istemeden öldürmektedir. Polisler bu konuyu araştırmaya başlarlar ve Bo’nun izini bulurlar. Kendi kimliğini araştıran Bo o günden sonra bambaşka bir dünyanın varlığından haberdar olur. Dünyada bunca yıldır kendilerini gizlemiş olan Fae’lerden birisidir kendisi de.

 

 

Bo kendini aramaya devam ediyor. Bu sırada sıradan bir insan olan (bence hiçte sıradan değil, her eve lazım) Rus Kenzi ile ile tanışıyor. Kenzi kendini zorla Bo’ya yamıyor desek yeridir. Bo ise Kenzi’ye zarar veririm düşüncesi ile pek ona bulaşmak istemiyor ancak bir süre sonra beraber yaşamaya başlıyorlar. İlk sezon itibari ile Bo’nun bu arayışı ekrana geliyor. İzleyici ile birlikte Fae dünyasını keşfetmeye başlıyor.

 

Ancak Fae’ler aydınlık ve karanlık Fae olamak üzere ikiye ayrılmış ve Bo’dan bir seçim yapmalarını istiyorlar. Bo her iki kısmı da seçmiyor ve bu sebepten dolayı her iki kısım içinde dedektiflik yapma işine soyunuyor. Bizde her bölüm, ayrı bir macera izliyoruz bu şekilde. Tabi bu tarafsızlık her iki tarafında pek işine gelmiyor. Herkes onu kendisine çekmeye çalışıyor.

 

 

Bo kendisini yakalayan polis memuru ve kendisi gibi Fae olan Dyson ile bir ilişki yaşamaya başlıyor. Dyson bir kurt adam olduğu için Bo ondan yeterinde beslenebiliyor da. Bu şekilde nasıl duracağını da öğreniyor. Ancak ikisinin arası bir süre sonra bozuluyor. Tabi bu da ayrı bir hikaye. Dizinin bir diğer şahısı ise, Trick. Trick kan yazıcı yani kanıyla olacaklara yön verebiliyor. Aydınlık ve karanlık Faeler arasındaki büyük savaşta kanını kullanarak geçici bir barış anlaşması imzalatmış.

 

İkinci sezon ise bu paralelde daha az erotik geçiyor. Bo’nun bilince varması, kendi yolunu seçmesi, Dyson’dan ayrılması Fea’lere bakan doktorla olan ilişkisinin bozulması bunlara etken. Bo kendi hakkında daha çok şey öğreniyor ve kendi yolunda daha emin adımlar atıyor. Bu arada yeni Ash (aydınlık tarafın lideri) gizemini çözmeye çalışıyor.  İkinci sezon üçüncü sezonun zaten bilgisini veriyor bize.

 

Bo ailesini aramaya devam ederken, bir felakette yaklaşıyor. üçüncü sezon büyük ihtimal Bo’nun bu felaketi önlemeye çalışması ile geçecek. Burada Trick ile karşılaşacağı zorluklar dünyanın yeniden şekillenmesinde rol alacak gibi. Bunu göreceğiz.

 

 

Kısa bir özet gerekirse, iyi başlayan sonra sonra dozunu düşüren bir dizi Lost Girl. Oyunculuklar çok iyi diyemeyeceğim. Bir çok bölümün hikayesi zaman geçsin diye yazılmış. Parçaları topladığınızda tutarlı bir şey geçmiyor elinize. İlk sezonun ortasına kadar kendini izlettiriyor ancak daha sonra beklediğini bulamadığın zaman dizinin gününü gözlememeye başlıyorsunuz. Bu dakikadan sonra benim için diziyi izleme sebebim Kenzi oldu. Ancak şimdi ikinci sezon finali itibari ile anladığım kadarıyla, üçüncü sezon daha iyi geçecek. Fantastik dizileri sevenler izleyebilir.

 

Yaratıcı: M.A. Lovretta

 

Oyuncular:

Anna Silk
Bo
Kris Holden-Ried
Dyson
Ksenia Solo
Kenzi
Richard Howland
Trick
Zoie Palmer
Lauren
K.C. Collins
Hale

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1429449/

http://www.showcase.ca/lostgirl/

http://www.syfy.com/lostgirl

 

Related Posts with Thumbnails

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Drive
The Chronicles of Narnia :Prince Caspian
Neverland
Gantz
The Chronicles of Narnia The Voyage of the Dawn Treader
Gantz: Perfect Answer
Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]
  • Cümleler… 27 Ocak 2012
      Akşama doğru kurduğum bütün cümlelerin sayısı yüz elliyi geçmez. Bunla övünmüyorum elbet. “Cümle vardı da biz mi kurmadık” demek geliyor içimden, en tiksinç maskemi takınarak. “Neye cümle?”, “kime cümle?” asıl soru.   Normal bir şekilde konuşabilir miyim? Yani cümlelerim iş Türkçesinin dışına çıkabilir mi? Bir prova alsam en derinden…   İlk kez sahneye çık […]
  • 2605 (bu nasıl bir başlık, başlık olmasın desek? reva mı? insan en azından ilk cümleleri başlık olarak atar.) 26 Ocak 2012
      Başlık yapılacakların listesi olacaktı. Ancak yapılmayacakların listesi o kadar uzundu ki arasından yapılacakları çıkartmak, ipliği iğnenin deliğine sokmak (şu yaşlarda biraz zorlaşıyor), iğne atsan yere bulunmayacak kadar zordu. İğneyi bulamamak için kalabalığa da ihtiyacınız yok aslında. He işin başı dikkat. Yani o kadar zor değil iğneyi bulmak ama bulmu […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /