Dabbe : Cin Çarpması

Dabbe serisinin son filmi Dabbe: Cin Çarpması geçtiğimiz günlerde vizyona girdi. Açıkçası Karacadağ’ın son filmi El-Cin‘in üzerinden daha sene bile geçmeden bu filmle karşımıza çıkması beni oldukça şaşırttı. Artık Karacadağ’da ne kadar çok cin hikayesi varmış ki altı ayda bir piyasaya cinli film çıkartıyor diye düşünmeye başladım. Akabinde peki bu serinin sonu nereye gidecek diye sormaya başladım kendime. Bir de bu filme baktığımızda Dabbe ile bağlantısının sadece bir cümleden öteye gitmediğini görüyoruz. Peki kıyamete kadar uzanacak Dabbe serisinin evrim geçirip Karacadağ’ın Dabbe aralarında yaptığı cin filmlerine dönme sebebi nedir anlayamadım.

Türkiye’de istikrarlı bir şekilde korku filmi çeken Karacadağ’ı tebrik ediyorum. 2006 yılında yola çıkan ilk Dabbe filminden sonra bu altıncı filmi oldu ve gözle görülür bir ilerleme katetti kendisi. Ancak bazı konularda hala kendini tekrar etmeye devam ediyor. Bu da beni sıkıntıya sokuyor desem yalan söylemiş olmam.

Öncelikle söylemeliyim ki film beni bir nebze olsun korkutmadı açıkçası korkutacağını da düşünmüyordum ancak nedense Karacadağ filmlerine gidip izlemek bir vefa borcuymuş gibi hissediyorum. Bu kez de sanıyorum borcumu ödedim şimdi gelelim parça parça filme.

Karacadağ bir şeyleri rayına oturtmaya başladı dedim ya bunlardan biri de oyuncu seçimi. Şu ana kadar filmlerinde kullandığı en iyi cast bu filmde. Aynı şekilde oyuncular Türk korku filmlerinde çok görmediğimiz kadar başarılıydı. Karakterleri şivesi arada biraz batsa da genel anlamda iyiydi. Bir de ben hocaya pek ısınamadığımı söylemeliyim ancak bu kişisel bir yaklaşım olabilir. Bana biraz hoca küheylan tipliymiş gibi geldi ve bunu açıkçası pek oturtamadım.

Film her zamanki gibi ve artık bitmesini istediğim şekilde açılıyor. Yine bir telefon görüşmesi yine bir köyde yaşanan olaylarla ilgili kim olduğunu çözemediğimiz birinin suçlamalar içeren bağırışlarla, karşısındaki adama soru sorması ile başlıyor. Nedense her seferinde telefonun ucundaki kişi telefonu bilgiyi verdikten sonra kapatıyor. Şimdiki konumuz ise bu kez Kıbledere adında bir köydür ve konu ile ilgili psikiyatri öğrencisi Ebru bu konu ile ilgili çalışmalar ve kayıtlar yapmıştır. Görüntüler ise üniversitededir. Bu dakikadan sonra görüntülere geçeriz ancan burada durumu karıştıran bir şey var. O da telefon görüşmelerinde olayın on beş sene evvel yaşandığı yönünde. İnsan ister istemez hikayenin de bu dönemde geçeceğini yada hemen ondan sonra geçeceğini düşünüyor ama hikaye günümüzde geçiyor. Tereddütte düşmemde kayıt için kullanılan kameraların etkisi büyük. Bir yerde yeni kameralar kullanılırken diğer bir yerde anlam veremediğim eski görünümlü garip kameralar kullanılmış. Tabi yeni tabletlerin kameraların kullanılması filmi günümüze daha da bağladı.

Dr. Ebru tez çalışması için araştırmaya başlar. Burada aslında tez konusu tam olarak verilmemiş ancak anladığım kadarı ile “cin ve onun musallat olması gibi bir şey var mı yoksa bunlar psikolojik bozukluklar mı” gibi bir konu içeriyordu tez. Dr. Ebru bu konuda ün yapmış Cinci Faruk Akat’tan yardım istiyor. Faruk Akat seanslarını Ebru’nun yanında yaparken cinlerin varlığını ve kendisinin bir şarlatan olmadığını ispatlamaya çalışıyor.

Film ilk giriş sahnesinden sonra aksiyon ve bir cin çıkarma sahnesi ile başlıyor. Ebru bu olan biteni videoya alıyor Faruk Hoca’nın son hareketini bir örtünün altında yapması üzerine Ebru bütün bunları kendisinin planladığını söylemesine sebep oluyor. Bunun üzerine Dr. Ebru kendi şeçtiği bir hastanın Faruk Hoca tarafından görülmesini istiyor. Faruk Hoca bunu kabul ediyor ve Kıbledere köyüne yakın bir köye doğru yola çıkıyorlar.

Yolculuk esnasında bir çok sahnenin bana gereksiz geldiğini yalandan yere filmin süresini uzattığını söyleyebilirim. Zaten köy girişine, bizim iki ana karakterin yolunu kaybetmesine kadar pek bir şey olmuyor. Bir de nasıl bir kameradır ki bunlar hiç şarjları bitmiyor. Gerçi bu konulara değineceğim.

Ebru ve Faruk köye varırlar ve burada hasta olan Kübra’nın ailesi tarafından karşılanırlar. Ebru’da aslında Kübra gibi Kıbledere köyünde doğmuştur. Bir süre sonra babası köyden ayrılmıştır. Kübralar ise sadece yaşanan olaylardan sonra köy değiştirmişlerdir. Ebru ve Faruk hemen çalışmaya başlarlar. Kübra kına gecesinde cinnet geçirmiş ve koca adayını öldürmüştür. Jandarmalar onu götürmüş ve bir süre sonra akli dengesi bozuk diye hastaneye yatırmışlardır. Ancak hastanedeki tedaviler işe yaramayınca Kübra’yı eve gönderirler.

Faruk Hoca bunun bir cin olayı olduğuna kanaat getirir ve seanslarına başlar. Ancak görür ki bu sıradan bir cin vakası değildir. İlk seansta cinin çıktığını düşünür ama akabinde olaylar tekrar eder. Burada benim dikkatimi çeken kızın halası oldu. Çünkü halanın huysuz tavırları sanki bu işte bir parmağı varmış düşüncesi uyandırdı bende ama durum pek öyle değilmiş.

Ebru ve Faruk Hoca pey der pey ipuçlarını takip ederek cinin musallat olma sebebini ve büyünün kaynağını bulurlar ikinci bir ayin ile. Faruk Hoca büyüyü çözer kitaplarından okuyarak ne ile baş başa olduğunu bulur bu çok eski bir kavmin büyüsüdür ve en  kötü cinleri musallat etmiştir. Her cinden kurtulduklarını düşündüklerinde bir başka taraftan önleri kapanır.

Filmde final beklenmeyen bir şekilde yapılmış. Tabi filmi izlemeyenler için ahengini bozmamak amacıyla çok fazla ayrıntısına girmek istemiyorum. Hikaye defalarca izleyeni ters köşeye yatırıyor. Tabi bu durumda aklıma takılan başka konularda oldu. Aile bu durumdan haberdardı da olay bu sebepten mi kurgulandı, yoksa spontane gelişen bir durum muydu aldıkları aksiyon? Peki neden baştan tavır koymamışlardı.

Hikayeyi okurken ne karışıkmış dediğinizi duyabiliyorum. Gerçekten de öyle. Bu Karacadağ’ın en karışık kurgulu filmi. Çünkü bir olay çözülüyor sebep olan bir diğer olay vuku buluyor. Ancak tüm bu hikayeler başarılı bir şekilde birbirine bağlanmış. Bu bağlamda aslında hikaye olarak çok güzel bir konu bulunmuş ancak işlenen klasik yol filmin sıkıcı bir hal almasına sebep olmuş. Başarılı bir senaryo ve kurgu var karşımızda.

Oyuncu seçimleri kadar mekan seçimleri de çok başarılıydı. Gündüz gözüyle çok güzel gözüken yerler gecenin inmesiyle birlikte çok ürkütücü olmuştu. Anadolu köylerinde yaşadığımız bu nokta ekrana da çok güzel yansıtılmıştı. Tabi ben hen ne kadar ana karakterlerin oyunculuklarından bahsetsemde cin ile evli amcanın performansı da baya iyiydi.

Filmde büyü açma bulma sahneleri diğer filmlerde kullanılan klasikleşmiş sahneler olmasına rağmen, aynalı cin seansı ve cin kadınla konuşma sahneleri bu filmin en başarılı sahneleriydi. Filmin doruk noktaları bu sahnelerdi demeliyim. Filmin Dabbeyle alakasının sadece bir cümleden ibaret olduğunu söylemiştim. Bu filmde Dabbe ve internet örgüsünün açıklaması başarılı bir şekilde yapılmış ancak aklımın takıldığı nokta bu gibi bilgiler verilip yorumlar yapıldığında karakterlerin alkış bekler gibi durmaları ve takındıkları tavır. Bu sebepten dolayı filmde geçen din-bilim, doğa üstü olaylar, bilinmeyen hikayeler gibi bir çok konuşma diyalogdan kendini soyutlamış oluyor.

Film bana gereksiz uzun geldi başta belirttiğim gibi yolculuk sahnesini çok gereksiz buldum. Burada izlerken hissettiğim aslında olması gereken sahnelerin arada olmadığı ama gereksiz sahnelerinde bilhassa uzatıldığıydı. Kamera hareketleri çok fazla ve gereksizdi. Bence bir çok sahne tek plan sekansta çekilmiş olsaydı daha başarılı olacaktı. Yer yer aslında kameraların yerleştirilmediği açılardan, görüntüleri izlememiz benim canımı sıktı. Nişan gecesi en basit telefonun bile HD kayıt yapabildiği bir dönemde bulanık ve renkleri dağılan kamera kullanmak yada bunları bize bu şekilde izletmek nasıl bir mantıktı anlamadım. Zaten genel anlamda bir bulanıklık bir belirsizlik vardı korkutacak sahnelerde. Bir süre ne izlediğimden, neden korkmam gerektiğinden soyutlandım. Artık Karacadağ kamerayı sağa sola sallayıp görüntüleri bozunca korkmadığımızı anlamalı. Gayet doğa olan aynalı sahne bence kendisi için referans olmalıdır.

Görüntü karmaşasının yanı sıra birde ses yüksekliği var. Kargacık burgacık, karma karışık yüksek ses vermek bana baş ağrısından başka bir şey vermedi. Naçizane fikrim artık Karacadağ’ın bu yüksek ses ve bulanık görüntülerden vazgeçmesi daha anlaşılabilir bir görünüm kullanması gerektiği yönünde. Bu filmden izleyiciyi koparmaktan başka bir işe yaramıyor.

Karacadağ’ın uzak doğu sinemasından yavaş yavaş kopmaya başladığını düşünüyorum. Bu da iyi bir gelişme. Artık korkutucu unsur olarak beyaz elbiseli uzun saçlı kızlar kullanmaktan da kurtulsa iyi olur mesela bir sonraki film erkek olsun. Belki yeni bir tecrübe olur.

Film Karacadağ’ın bir önceki filmi El-Cin’e göre daha az korkunçtu. Ancak senaryo olarakta bence en iyi filmiydi.Biç bir şey havada kalmadı. Gayet başarılı bir şekilde finalde film bağlandı. Özetlemek gerekirse korkutmayacak ama izlenebilecek bir film Dabbe : Cin Çarpması. Ancak bence artık Karacadağ bir level üste çıkmalı.

Yönetmen – Senaryo: 

Oyuncular:






Related Posts with Thumbnails

4 Comments

Bir Cevap Yazın

öncelikle güzel bir yazı yazmışsınız.ama çok net söyliyim ki dabbe cin çarpması hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biriydi.Bu Film, kesinlikle türk korku filmi nasıl yapılmalı için muhteşem cevaplar içeriyor.Hikayesi,ve sizi adım adım olaya dahil etme biçimi çok başarılı.son yıllarda yapılmış amerikan,ispanyol,kore ne kadar iyi korku filmi varsa izlemiş biri olarak söylüyorum,o tür filmler artık öyle baymış ki zerre korkutmuyor,hasan karacadağ bizim korkularımız çok iyi analiz etmiş ve bazı konularda kendini biraz daha geliştirse bu cin konusundan dünyayı sallayan bir korku filmi çıkaracaktır.hikayeye ve kurguya çok hakim ve milyonlarca dolar harcayan hollywood devlerinin yapamadığını adam bu filmle tak başına yapmış.çok cüzi bütçelerle çıkardığı bu film bence el üstünde tutulmalıdır.Aynalı sahne,cinle evli olan adamın evindeki sahneler,şifreler,köydeki atmosferin yansıtış biçimi,jz.isa’nın olaya dahil edilmesi,büyüler,reenkarnasyon,müthiş finalindeki insanın gerçek kötü olması,cin kavimleri vs o kadar etkili anlatılmış ki,başka filmden alamayacağınız tadları alıyorsunuz.Ben bir ara hasan karacadağ’dan ümidi kesmiştim ama adam acayip bir u dönüşü yaptı son 3 filminde müthiş bir grafikle türk seyircisini alabora etti.Bir sonraki filmini merakla bekliyorum,kıytırık kore japon filmleri dünyada olay olmuş,eğer hasan karacadağ iyi bir yapımcıyla hollywood’da benzer temaları çekmeyi başarsa bütün dünyada bir türk korku filmi dolayısıyla türk kültürü tanıtımı yapılmış olur.ben kendisini destekliyorum.

    Merhaba, öncelikle yorum için teşekkürler. Yazımda da belirttiğim gibi Bu Karacadağ’ın artı senaryo konusunda ne kadar kendini geliştirdiğinin kanıtı. Ancak yine belirtiyorum ki artık, ses efekterinin fazlalığından, yüksekliğinden ve sürekli kamerayı sallamaktan vazgeçmeli. Türk halkını nasıl korkutacağını anlamış ama bunu insanların bilinç altına daha da hissettirerek yaparsa daha başarılı olur. Şu an yüzde seksen insanların bilinç altındaki cin mitini kullanarak korkutma yolunda ve izlediğimiz sahnelerde dünya korku filmlerine rastladığımız klasik ruh filmlerine benzer. Eminim ki bu hususları geçtiğinde daha iyi yapımlar çıkaracak ortaya.

Çok güzel değerlendirme olmuş, ben de bir korku filmi hastası olarak filmi izledim, bana göre hem el-cin de hem de bu son filmde Hasan Karacadağ çıtayı bariz şekil de yükseltmiştir…senelerdir denk geldiğim, ve beni korkutmak şöyle dursun canımın sıkılmasına neden olan o yabancı B sınıfı korkulardan sonra bu iki film TÜrk korku sinemasının bana göre gayet iyi örneklerindendir artık. Özellikle filmin izleyiciyi mütemadiyen ters köşeye yatırması, oyunculukların kalbur üstü olması ( bundan evvelki filmler düşünülürse) , senaryonun sağlam, ve mantıklı kaynaklara oturması en büyük artıları…el- cin de bana göre türünün iyi örneklerinden di, ama bu filmde ki cast 2 gömlek daha iyi oyunculuk çıkarmış bana kalırsa.
Sözün özü, yukarıda sizin de bahsettiğiniz defolar ufaktan giderilirse, çok sağlam işler ortaya çıkarma potansiyeli görüyorum Karacadağ’da…bir de filmin bir kaç sitedeki yorumlarına baktım, ve dedimi ki bizim izleyici gerçekten sapla samanı birbirine karıştırıyor…ortada açıkçası bu kadar tu kaka yapacak kötülükte bir çalışma yok…sanırım biraz yabancı hayranlığı ve etkisinden kaynaklanıyor bu taraflı yorumlarımız…

kişisel depresyon anları - kda@kisiseldepresyonanlari.com
%d blogcu bunu beğendi: