Dabbe : Bir Cin Vakası

Filme gitmişken sıcağı sıcağına bir şeyler karalayayım dedim. Tabi Türkiye’de korku filmi çekmek riskli iş bu riskli işe girişip devam edenlerden biri ise Hasan Karacadağ. Şimdi diğer Karacadağ film eleştirilerimi okuyanlar yine kedisini savunuyormuşum gibi bir görüşe kapılabilir ancak kesinlikle öyle değil. Bu tam anlamıyla gözlemlerin yaılması.

Gözlemler demişken blogta sadece filmlere yer veriyorum. Ancak filmi film yapan eğer sinemada izliyorsanız sinema salonu bir de. Filmi Fitaş’ta izledim. Beyoğlu’nun merkezinde her gün yüzlerce kişinin izlediği belkide Türkiye’deki en çok kazanan sinema salonlarından biri. Filmi 6 Numaralı salonda izledim. Ancak ne yalan söyleyeyim zamanında üç film izlediğimiz sinema salonlarından daha beter durumdaydı. Bulunduğum sırada koltuğun biri parçalanmış, koltuklar kirli, kolları düşmüş… Nasıl bir mantıkla böyle bir salon işletiliyor anlamış değilim.

Salonu geçtim, film başladı ancak seste problemler vardı. Bu problemin kopyadan kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Sanki birileri dürtüklediğinde ses düzeliyordu. Muhtemelen ses cihazında bir sorun vardı ve zaman zaman ses tek kolona cızırtılı bir şekilde düşüyordu. Bu Fitaş’ta karşılaştığım ilk ses sorunu değildi. Velhasıl kelam bırakın bu filmi diğer filmleri de Fitaş’ta izlememenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Tabi biraz da sinema izleyicimizden bahsetmek gerekir. Sinema salonları sevgililerin öpüşüp koklaşma yerleri olmaktan günden güne uzaklaşırken henüz sinemada film izleme adabını çözmüş diyebiliriz. Film esnasında yine gülüşmeler, yine konulmalar mevcuttu. Yer yer efektlerden dolayı yerinden sıçrayan izleyicilerin akabinde gülmelerinin tek açıklaması korkularını üstünden atmak yada kendilerine gülmelerinden başka bir şeyle açıklanamaz.

Bir korku filmde erkekten korku beklemek biraz saçmalık olur. Çünkü Türk erkeği korkmaz korksa bile bunu belli etmez yada boşa geçirir durumu geyiğe vurur. Çünkü erkek sinemaya sevgilisi/kız arkadaşı ile gider ve onların yanında sefil duruma düşmek istemez. Hal böyle olunca da Türk izleyicisine korku filmi beğendirmek biraz zordur. Birde bu film herkesin yarım yamalak bildiği bir konuyu içeriyorsa bu kendisine atıp tutma, gönlünü rahatlatma şansı verir.

Filmlerde kullanılan dil de izleyici üzerinde etkilidir. Nedense toplumda küfür edildiği zaman gülünür diye bir algı var. Bu algıyı yıkmadan karakterlere küfür ettirirseniz ister izlemez Türk sinema izleyicisi buna güler. Oysaki bir ürkme durumunda yapacağımız ilk şey ya dua etmek yada küfür etmektir. Burada senaristlerin ve yönetmenlerin de tercihlerini küfür yönünde kullandığını görüyorum. Bu filmde de olay dini bir boyuta taşınmış, kimse Allah, deyip duaya sarılmıyor. Unutmamak lazım ki bizde duayı sadece imamlar / hocalar yapmıyor.

Filme doğru adım atmışken yavaş yavaş cümlelerimi çevireyim. Filmin ilk dakikaları normal ötesi olgularla geçiyor. Bu olgular tıbbi olarak belirlenmiş ve karşımıza uyku problemi olan Ceyda T.’yi çıkartıyor. Ceyda T. tanımlaması neden verilmiş anlamış değilim. Son dönemde popüler diye mi? Zaten isimler değişmiş olay gizlenmiş T’yi vermenin amacı ne bilmiyorum. Neyse. Uyku problemi çeken Ceyda T hastanede tedavi olmayı reddedince, vede tedavisine devam ediyor. Ancak doktorlar evde kendisinin 24 saat kameralarla izlenmesi ile ilgili bir rapor yazıyorlar. Kamera olaylarına meraklı evin babası Sinan T’de evi kameralarla donatıyor ve kendisine de bir kamera alıyor.

Kameralar Ceyda’yı uyur gezerken yakalamaya başlıyor ama evde başka garip olaylar da dönüyor. Evin küçük kızı Burcu evde annesisin arkasında dolanan siyah büyük bir adamdan bahsedince, arkadaşları da bu işten etkilenince evde bir şeylerin döndüğünü anlıyorlar. Tabi bu süreçte inanıp inanmama dürtüsü hakim.

Araya girmek gerekirse aktüel kamera olayı bizim için biraz erken. Ya da evin belli noktalarına kamera yerleştirme olayı. Bu bağlamda oyunculukların daha doğal olması beklenirken bu filmde oldukça kötüydü. Aslında Dabbe serisinin bütün filmlerinde aynı kötü oyuncu işkencesini çektiğimizi görüyoruz. Bu filmde diğerlerinden farklı olmamış.

 Aktüel kamera kullanımını bir yerde olabilir olarak karşılıyorum ancak kızı çığlık çığlığayken bir babanın kameraya sarılıp kızının yanına gitmesini aklım pek algılamıyor. Aynı şekilde büyük bir gürültüye kamerayla koşmasını. Sonuçta biz uzak doğu toplumu değiliz ki otu boku çekelim. Ama yerleşmeye başladığını da göz ardı edemeyiz.

Filmde en iyi oyunculuk küçük kız tarafından çıkarılmış diyebilirim. Ancak annesini ve olan biten olayları  göstermesi Japon korku filmlerindeki çocukların parmakla işaret etmesi şeklinde olmasaymış sanki daha az göze batarmış. Nasıl erkeklerimiz kamera alıp koşmuyorsa çocuklarımız da o şekilde işaret etmiyorlar. Birde Japon korkulardan kalan kadınların saçlarının öne düşmesi olgusu var. Evet bilinç altımıza bu korkutucu olarak yerleşti ama sürekli gözümüze sokmaya gerek yok.

Filmin ilk bölümü daha bilimsel geçerken birden hikaye cin hikayesine kaymaya başlıyor. Alakasız yerde anlatılan bir cin hikayesi, akabinde ilgili gibi görülen Sinan’ın birden olaydan kopması ve bu sahne oldukça alakasız ve oyunculuk yönünden en kötüsüydü. Akabinde Sinan’ın arkadaşının ona bir şeyleri ispat etmek için Cinli köye gitmesi, sonrasında sanki bu köyde hiç bir şey olamamış gibi davranması kurgunun eksik yönleriydi. Filmin ciddi havasını bozan bir karakter varsa da o da bu karakterdi. Yalnız yapılan bir şeklimde sürekli konuşmaksa benim akıl sır erdiremediğim bir şey.

 Eskiden köylerimiz de bu tür olaylardan çok bahsedilirdi. Ancak köylülerin tavırları konusunda bir türlü dikiş tutturamadık. Bir filmde konuşmayan yüzsüz köylülere rastlarken, bu filmde de gevezelere rastlıyoruz. Bu karakterin köyde gece yarına da kalması gereksiz bir ayrıntıydı. Zaman konusu filmin genelinde muallak ta kalmıştı.

Elbette filmde esinlenmeler çoktu. Çocukların o büyük kara adamı çağırma teşebbüsleri zaten en çok eleştirilen Paranormal Activity olgusunu daha çok ayyuka çıkarıyordu. Filmdeki en gereksiz sahnelerden biri de Sinan’ın annesinin kurşun döken kadınla birlikte eve gelmesiydi. Ceyda’nın da kaynanasına verdiği tepkiler cabası. Kurşun dökme sahnesinde yaşanan onca olaydan sonra ki sıcak suyu kurşun döken kişinin yüzüne dökmek suretiyle yakıyorsunuz ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi bu iki karakterin hayatlarından çıkması göz ardı edilebilecek gibi değildi. Bir ayrıntı da gündelik kullanılan kap kaçakla kurşun dökülmemesi. Birde yanlış hatırlamıyorsam bakır olurdu bu kaplar. En azından anneannem bu şekilde yapardı bu işi.

Film sonuna yaklaşırken hikaye bildiğimiz cin vakasına dönüyor. Ev sakinleri olayın bir cin vakası olduğuna kanaat getirince bir hoca buluyorlar ve hoca bir dedektif gibi tüm olan biteni çözüyor. Bir büyü ile karşı karşıyayız. Hoca büyünün peşinde koşarken, durumun eve gelen hizmetliden kaynaklandığını anlaşılıyor. Büyünün kaynağı içinse kadının evine gidiliyor.

Burada işler çözülüyor. Yani aslında çözülmüyor. Hikaye son buluyor ama kime ne olduğu durum buraya niye geldi hepsi muallakta. Kurgu açısından büyük sorun var filmde. Kadının cinli köyde bir cinin karısı olduğu ve bu cinden hamile kalıp çocuğunu doğurduğunu biliyoruz. Çocuğu öldüren köy halkını da öldürdüklerini. Ancak bu aileye neden sarktığı merak konusu. Burada en mantıklı açıklama kıyamet alametlerini başlatmak yönünde olabilir ama kendisi de sonunda ölüyor. Yani filmde burada anlaşılmayan fazla nokta var.

Hikayenin içinden çıkıp biraz daha  genel olarak baktığımızda, oyunculuğu, kurgusu başarısız, hikayesi yetersiz bir film var karşımızda. Diyaloglar yine kötü ve yer yer anlamsız. Ancak hikaye esinlenmeler yaşasa da özgün bir hikaye. Özel efektler çok fazla sırıtmamış oldukça başarılıydı. Filmin tek korkutan kısmı yönetmenin diğer filmlerinde de rastladığımız gibi seslerdi. Sesleri kıstığımız taktirde, filme çoğu kişinin tepki vereceğini düşünmüyorum. Bu tarz filmlerde görsel korkudan çok işin psikolojik boyutunu da iyi yansıtılması gerekli: Ben filmde verilmek istenen korkuyu hissedemedim. Bu da filme adapte olup gerilmem konusunda sorun yarattı. Tabi benim gerilmem pek kıyas teşkil etmez.

Görüntüler ve sesler diğer filmlere oranla daha anlaşılırdı. Sanıyorum yavaş yavaş filmlerimizdeki bu ses problemini çözmeye başladık. Tabi yer yer efektle kaynayan diyaloglar anlaşılmazdı ama düzeleceğini umuyorum. Filmde aktüel kamera kullanılması ona bir artı sağlamamış. Bence normal teknikle çekilse daha etkili olurdu. En azında bir takım kişiler tarafından eleştiriye maruz kalmasını engellerdi.

Bence filmin en başarısız kısmı afişiydi. Tamam reklamı güzel yapıldı, yayına girme tarihi iyiydi ama afiş kesinlikle berbat. Aynı şekilde filmin ismi içinde çok iyi diyemeyeceğim. Karacadağ’ın bir kıyamet üçlemesi fikri vardı. İyi bir fikirdi ama şimdi yerinde yeller esmekte. Bari Dabbe ismini sürekli kullanmasa da hevesimizi kaçırmasa.

Filmin ilk yarısı bekleneni vermese de ikinci yarısı yani hocanın girmesi ile birlikte filmin aksiyonu artarken tatmin katsayısı da artıyordu. Büyünün ortaya çıktığı sahne, sadık hocanın tepkileri, okuduğu dualar filmin en etkileyici kısmıydı. Büyü malzemeleri, fotoğraflar, çizimler, köyde kullanılan mekanlar, büyücü kadının evi oldukça başarılı bir şekilde gösterilmişti.

Aslında film Paranormal Activity kopyası değil. Bu tarz filmlerden onlarcası çekildi. Bir film bir akım başlattı dersek bundan sonrakiler için kopyası olarak bahsedemeyiz. Blogtada yazdığım gibi bu tarz bir çok filmi izledim ve içerinde bu en kötüsüydü diyebileceğim bir film değil Dabbe : Bir Cin Vakası.

Özetlemek gerekirse, ne çok iyi ne çok kötü ortalama bir film var karşımızda. Sinemada izlenecek bir film değil. Bununda sebebi diğer izleyici faktörleri. Bence evde sesini açıp izlemek bir de karanlıkta ve geceyse daha çok etki yaratacaktır. Umarım Karacadağ, diyalogları bir başkasına elden geçirtir, oyuncuları daha iyi seçer de eleştirilecek konu sayısı düşer. Bir önceki filminden kat kat iyi bir film.

Yönetmen – Senarist: Hasan Karacadağ

Oyuncular:

Koray Kadirağa
Sinan T.
Nihan Aypolat
Ceyda T.
Elif Erdal
Pervin Bağdat
İsmail Yıldız
Mete Şahinoğlu

Linkler:

http://www.beyazperde.com/filmler/film-209998/

http://www.sinemalar.com/film/206117/dabbe-bir-cin-vakasi

Related Posts with Thumbnails

9 Comments

Bir Cevap Yazın

iyi güzel yazmışsın çoğuna katılıyorum ama bir sinemasever isen spoiler denen bişey var.yazının girişinde izlemeyen kişileri uyarman gerekiyor.Herşeyi bilmem ne tabağı gibi açık açık yazmışsın.Neyse.Bir de filmin sonunda SPOILER SPOILER hizmetçinin esas amacının Ceyda’nın bedenini ele geçirmek olduğunu anlıyoruz.Hoca demişti ya ölümsüzlük büyüsü diye,doğru anladıysam mesele buydu.Kıyamet büyüsü dediği şey buydu galiba.vesselam.Bence Hasan Karacadağ’ın en iyi filmi bu dabbe bir cin vakası olmuş.

    Öncelikle yorum için teşekkürler, spoiler, yada izlemeyene bilgi vermek her neyse zaten tüm yazdığım yazılarda mevcut. bir şeyleri eleştirmek için de sahne hakkında bilgi vermek gerekli, zaten bir yerde film yorumu da bu şekilde çıkıyor ortaya. yani blog konusunu yazayım geçeyim, iyiydi kötüydü blogu değil (en azından o şekilde yönlendirmeye çalışıyorum).
    Neyse bu pek onemli değil.

    Burada muallak bir durum var. Hizmetçi mi Ceyda’nın bedenini ele geçirmek istiyor yoksa musallat olan büyüye yardımcı olan kötü cinler mi? Hoca ölümsüzlük büyüsünden bahsetmişti ancak çok açıklayıcı bir şey yoktu. Bu sebeptendir ki kurguda sorunlar gördüm. Hikaye es geçilmiş bir çok yerde her Türk filminde olduğu gibi aksiyon olsun millet korksun moduna girilmiş. Karacadağ’ın en iyi filmi bu konuda hemfikirim.

ben üç harflilerin neden ceydaya musallat olduğunu anlamadım bunun cevabı tam olarak verilmedi tamam korkunçtu ama bazı yerleri saçmaydı.

Malumdur son zamanlarda internete de vurulan bazı saçmalatik kısıtlamalardan ötürü, sinemadan da zamanı geçip, gösterimden kalkmış bir film olmasına rağmen bizzat kendim DVD sini aldım. Bence filmin %40’ı Paranormal Activity serisinden alınmış. Evet birebir kopyası değil belki ama çok cılız kalmış efekt sahneleri mevcut. Filmin bazı sahneleri gerçekten izleyiciyi yerinden hoplatabiliyor. Fakat Hasan Karacadağ filminde en beğendiğim şey ise büyü konusunda, cinler konusunda gerçekten bilgi vermesi. Bu arada bu tür filmler, yani Türkiye’de yapılan bu tür filmlerde kandırıldığınızı düşünmüyor musunuz hiç ? “Nasıl yani ?” diye soracaksınız. Peki şöyle açıklayayım ; Filmde güzel bir photoshop lu doktor raporu gösteriliyor. Hasan Karacadağ her filminde “Bu Gerçek bir hikayedir” yaftasıyla insanlara kakalanıyor. Musallat serisi ve bu Dabbe serisi içinde aynı. Karadedeler muhabbetine girmiyorum bile :=) Asrın komedi filmiydi zaten. Bir iş yapıyorsunuz, bari yalan söylemeyin değil mi ? Gerçek değilse gerçek değil, millete yalan atarak, saçma sapan reklamlarla akıllarına girebileceğini düşünen zihniyetler, böyle filmlerin gösteriminde artık yok olacaklarından şüphem kalmayacak. Bari dürüst olup öyle teaser ve reklam yapsalar daha iyi olacak. Misal, Cem yılmazın Arog’un teaser’ı ile filmin içeriği farklıydı. Bu da sahtekarlık. Ama izlenebilir bir film. Sıradışı beklentileri olanlar, “Return Of the Living Dead” serisini izlesinler. Daha da korkutucu gelir bu filmden. Saygılarla…

Filmi bir süre bende internette bulamadım ancak bir süre sonra online olarak düştüğünü gördüm. Aslında bu büyük bir mesele. Bir düzenleme yapılacaksa öncelikle düzgün bir düzenleme yapılıp sonra internet ortamına savaş açılması gerekiyor. Telif hakkı konusunda bende onların tarafındayım ama ülkemizde hala oyuncular oynadıkları filmlwe yayınlandığında telif alamıyor. Peki alınan bu paralar nereye gidiyor?. Bir de artık bazı siteler film kiralamaya başladı iyi güzel. Buna lafım yok. Ancak kısıtlı sayıda ve güncel filmler var. Ben bir Uzak Doğu sinemasını yada istediğim klasikleri bulamıyorum. Buna bir çare bulmaları gerekli. Yurt dışından alsak onlarında alt yazıları yok. Buna çözüm ne olabilir? Alt yazı çevirisi yapan onlarca üniversite öğrencisi var sitelerde ve bunlarda bir yerde ücretsiz bu işi yapıyorlar. Firmalar bu kişilerle anlaşır ve alt yazıları daha seri bir şekidle çevirtir ve çeşitliliği arttırır.
Neyse konu dağıldı.
Karacadağ, büyü ve cin konusunda iyi bilgiler veriyor. Aslında meraklıları bu bilgilere de kolay ulaşır. Vakti zamanda bu söylentileri duyduğum ve gördüğüm ve okuduğum için Karacadağ’ın olaya vakıf olduğunu anlıyorum. Bizde her türlü cin olayı yaşanmıştır. Bu sebepten dolayı nasıl hikaye yaparsan yap bir yerden gerçeklikle ilgili pay çıkarabilirsin. Ancak hikaye birebir bu şekilde yaşanmıyor tabi. Onların bir rapor belirtip a bu gerçek diye savunmaları ne beni, ne de izleyenleri etkiliyordur. Anadolu’da doğan ve büyüyen biri olarak, bu gibi hikayeleri çok duydum. Bu sebepten dolayı bana hiç bir şey saçma gelmiyor. Ancak bu kültürle yetişmemiş biri filmden etkilenmeyecek ve fazla gerilmeyecektir. Sonucta korkutan yada geren filmdeki sahnelerden çok kişinin o hikaye yada karakterle ortak yönü yakalaması. Yani özetle cin hikayelerini bilmeyen, cinlerden korkmaz. Sonuçta biz tolum olarak mistizmini kaybetmiş (kaybeden) bir toplumuz.
teşekkürler yorum için.

Son yazınızı okudum. Aslında neden çok saçma geldiğini de zaten cinler hakkında detaylı bilgilerin filmle çelişmesi olduğundan dile getirdim. Yani film evet Amerika vari çalıntı dizaynlarla, diretilmiş cin olayıyla birleştirilip önümüze konmuş. Bir de üstüne “Gerçek bir olay” denmiş. Dünyada ve tarihte hiç bir olay yoktur ki bir cin insanın içine girip başkasını öldürsün. Genelde cinler insanlara musallat olup sonucunda ya öldürür ya da çarpar diye tabir ettiğimiz akli dengeyi kaybettirir. Karadedeler olayı da beni çok güldürmüştü. Yani olayın sonucuna bakarsak “National Fail” yani ulusal yanlış kanına varabiliriz. Ama beni sevindiren ise artık “ghost” tabirinden “Djin” yani cin tabirine de tüm dünya ülkelerinin kabul etmiş olması. Tabi daha diğer Müslüman olmayan ülkelerin “Soul” yani ruh olayını aşamamış olması ki kendi tarihlerinde bunun aksi olduğu Hz. Süleyman zamanında bir ispat. Ama işte amaç pazarlama stratejileri olduğundan ya ruh bir yerde sıkışıp zarar veriyor ya da ruh birilerine yardım ediyor. Yani Allah’a kavuşan bir ruhun onun izni olmadan hareket etmesinden bahsedilince komik oluyor biz Müslümanlar için. Ama işte idrak konusu çok evrensel bir durum. İşin içine Dinsel bakış açısı da girince.

Telif konusunda ise dünyada büyük bir baskı var zaten. Ama adamların baskı mantığı vur kır parçala mantığını masaüstü uygulaması. Fransa’da yapılan bir araştırmada torrent ve bir çok download siteleri kapatıldıktan sonra yasal olarak alınan materyal sayısında düşüş olduğu gerçeği. Sebebi belli aslında. Nasıl bir elbiseyi dokunmadan, üzerinizde denemeden almaz iseniz, artık elektronik ve dijital materyaller konusunda da bu gerçek olduğu hayatımızda. Bunları da başlatan aslında ülkemizde Cem yılmazın yaptığı gibi teaser’ı farklı film farklı olunca da insanların inancında doğal olarak kayıp söz konusu oluyor ve tabiki ilk bir yerde izlemeden satın almayı da mantıklı bulmuyor insanlar. O yüzden de kimse illa izlemek için para ödemeyi kabul etmeyeceği gerçeğini artık film ve yapım dünyası kabul etmek zorunda. Herkesin cebinde o yapan ve oyuncular kadar para olmadığından Türkiye’de de bu oran daha düşük olmasıyla ispatlanmış durumda. O yüzden her indirilen materyal korsan materyal değildir. Korsan materyal olabilmesi için, o materyalin maddi konuda yarar sağlaması gerekmektedir ki bu genelde olmadığı ( genelde pc kullanıcıları mp3 indirip satma eğiliminde olmadığından ülkemizde ) için de bence yasal. Bunu sadece ben değil bu konuya hakim olan bakanımızda söylemektedir. O yüzden telif tuzağının ( kendilerinin piyasadaki büyük pastanın hem kaymağını hem de iliğini almak için yaptığı bu tabire tuzak diyorum ) önüne geçilip, her indirilen materyalinde korsan olmayacağını görmek gerekiyor. Ben hayatım boyunca 300 tane korsan oyun indirip kurduysam, şu an 500 tane oyunu satın almış biri olarak neyin nasıl yararlı olacağını da görebilecek zamanı, telifin ne olması gerektiğini gördüğümü düşünüyorum. İnsanlar da böyle düşünürse firmaların para tuzaklarına da kanmamış olacaklarını göreceksiniz.
Saygılarla…

Kadının amacı Ceydanın bedenini almaktı. Bunun içinde kocası olan cinden yardım alarak Ceydayı çıldırttı.Filmin sonunda temizlikçi kadın ölürken ağzından tuhaf bir duman çıkıyor sonrada ceydanın bedenine giriyor

Sevgili arkadaşlar

Filmde anlatilmak istenen, büyünün yayilmasi o da kiyamet alametlerindendir! 2015 den sonra cin&insan birlikteliginden dogan ırk çogalmaya başlıyacaktir, hadislerle sabittir. Ve büyü meslek haline gelicektir. Filmde bazi ritüeller verilmiş ifritlerle iletişim hakkında, 880 yilinda yazilmiş bi kitap yazarin ismini boşverin, bu kitab bi ara 1970/80li yıllarda yayımlandi ve milletin psikolojisi bozuldu herkez hüddam elde etme peşine düştü, ve zayif insanlar cinlere yem oldular. Zayiftan kastım korunmayi bilmeyenler. Ölümsüzlük büyüsüne gelelim, cinler nefsten ibarettir ve her nefs ölümü tadacaktır. Yani ölümsüzlük = imkansızlık :) kıyamet büyüsü de saçma. Cin mi ayarlicak kiyamet zamanini, o 5 yaşindaki çocugun aklina sahip olanlar mi :) haşa Allah-u Teala nin sistemi bozulmaz, büyü sisteme müdaheledir. Allah’ın izni olmadan sisteme müdahale edilmez. Lütfen insanlarin aklına büyüyü sokmayın lafım Hasan’a dir. Bu vebalin altindan kalkamazsiniz! A.v.m efendimiz büyü yapanlari lanetlemişdir, lanetlenen insan sa tövbesi kabul edilmez. Yani cehennem biletiniz büyüdür, filmde gördüklerinizi uygulamayin. Tavır/İmla hatalarim olduysa kusura bakmayin
Vesselam…

kişisel depresyon anları - kda@kisiseldepresyonanlari.com
%d blogcu bunu beğendi: