Bir çok sitede film için +18 damgası vurulmuş, ancak bir çok erotik diye geçen filmlerden soft bir film. Tabi erotik damgası yediği için +18 damgası yemiştir yoksa film içerisindeki, psikolojik diyaloglardan mı anlamış değilim.

Film, Jean-Claude Brisseau imzasını taşıyor. Senaryoda kendisine ait ancak belirtmek gerekir ki bu film Les anges exterminateurs ve Choses secrètes kadar başarılı bir film değil. Ancak konu ve diyaloglar daha ağırlaşmış… Filmin konusu ise şöyle:

Sandrinenin uzun zamandan beri birlikte olduğu nişanlısı ile ilişkisi artık eskisi gibi yürümemektedir. Artık birlikte olduklarında tatmin olamamaktadır. Ama bu Sandrine için sadece bir başlangıç olur. Bir gece Sandrine mastürbasyon yaparken nişanlısına yakalanır. İlişkileri kopma noktasına gelir. Sandrine bir kafede tanıştığı psikiyatr ile ilişki yaşadığını nişanlısına söyleyince haliyle ayrılırlar. 

Bu boşluk içerisinde Sandrine işten de ayrılır. Annesinin zevkten daha önemli şeyler olduğunu ve nişanlısının ise iyi bir geleceği oluğunu vurgulayarak geri dönmesini ister. Ancak dünyanın varoluşuna, uzay zaman gibi metafizik aynı zamanda psikolojik konulara merak sarmış Sandrine nin annesinin dedikleri bir kulağından girer bir kulağından çıkar.

Sandrine yani sevgilisi bir ile birlikte yeni insanlarla tanışır. Bir sohbet esnasında, adamı hipnoza zorlarlar. İçlerinden bir kadın gönüllü olur. Yapılan deney basittir ancak sonuçları etkileyici olunca bu iş tekrarlanır. Mükemmel bir orgazm için üç kadın hipnoz olmaya niyetlenir…

Fİlm her ne kadar erotik olarak nitelendirilse de ki benim anlattıklarım da o şekilde anlatılabilecek kaba konular bunlar çünkü, bir çok psikolojik analizi barındırıyor. Yani film sadece bir erotik film değil… Varoluşu, insan olmayı, insanın amaçlarını başarılı bir şekilde sorguluyor. Nedense diğer tanıtımlarda bu noktalar biraz es geçilmiş… Yani film sadece sevişelim amacı gütmemiş, hadi hadi temennileri boşa bile çıkabiliyor…

İç ve dış mekan seçimleri çok başarılı. Ancak oyuncuların daha iyi olmalarını isterdim. Belkide filmi erotik statüsüne kaliteli olmayan oyunculuk sokuyordur… Karmaşalar içerisinde, izlenebilecek bir film… Ben +15 diyorum… Tabi daha fazlalarını izlemiyorlar mı o başka? Özendirmiş olmayayım…

Senarist ve Yönetmen: Jean-Claude Brisseau

Oyuncular:


Carole Brana Sandrine

Arnaud Binard Greg

Nadia Chibani Mina

Lise Bellynck Sophie

Etienne Chicot L’homme sur le banc

Estelle Galarme Françoise

Frédéric Aspisi Jérôme

Jocelyn Quivrin Fred

Michèle Larue La mère de Sandrine

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1235552/

http://www.sinemalar.com/film/51253/-Laventure/

Related Posts with Thumbnails

2 Responses to “À l’aventure”

Leave a Reply

*

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /