2009′un son çeyreğinde vizyona girmiş ilginç bir film. Filme ilginç film deme sebebim konusundan kaynaklanmakta. Tam b-movie diyeceğim ama buna da uymuyor. Filme bir tür yakıştırması yaparsak, vampir, zombie arası bir şeyler diyebiliriz… Yalnız korku yada gerilim olarak izlemek filmin sonunda hayal kırıklığı yaratabilir. Bu sebepten dolayı, korku, gerilim, aksiyon beklentilerimizi bir yana atıp filmi bir drama edası ile izlememiz gerekmektedir.Evet aslında filme psikolojik gerilim diyebiliriz…

Madeline Matheson orta yaşlarına gelmiş bir kadındır. Bundan önceki tüm çocuk yapma deneyimleri başarısız olmuş ve çocuklarını düşürmüştür. Bu durum Madeline’in psikolojisi bozmuştur. Madeline vejeteryan olupta sürekli hayvanların kesilmesi ile ilgili belgeseller izlemektedir. Yani düşünün psikolojisi ne kadar iyidir.

Son hamileliği 7. ayına varmış bulunmaktadır. Eşinin annesi de sağlam bir birey değildir. İlerleyen yaşına rağmen çocuk saplantısı bir şekilde geçmemiş hala çocuk yapmaya uğraşmaktadır. Ancak metabolizması tabi ki buna izin vermez. O da oğlunun olacak çocuğunda söz sahibi olmak ister. Sürekli gelini Madeline’yi eleştirir, her şeyine karar verir. En büyük tartışmaları ise çocuğun nerede doğacağı konusundadır. Madeline özel bir doğum evinde, kaynanası ise bir hastahanede doğmasını ister.

Bu tartışmanın geçtiği bir yemek sonrası çift evlerine giderken kaza yapar. Kocası Michael olduğu yerde hayatını kaybeder. Madeline kurtulur ancak bebeğini kaybetmiştir. Yani herkes öldüğünü bilmektedir. Bebeğin hayati fonksiyonları duruştur. Bebeğin doğumuna az kaldığı için Madeline bebğin alınmasını istemez onun yaşayacağına emindir.

Madelinein gittiği doğum evi de eski bir bayan arkadaşınındır. Anlarız ki bu ikisinin daha önceden bir ilişkisi vardır. Kadın Madelinei kıramaz ve bebeği bekletir. Bebek gün gelir ve doğar ancak ölüdür. Madeline suda doğum yapmıştır. Doğumdan sonra bebeği ister ve kucağına alır. Bu arada herkesi odadan gönderir. Bebeğe bakar be onu emzirmek için göğsüne getirdiğinde bebek hareketlenmeye başlar… Ona bebeğin ölü olduğunu söylemeye gelen arkadaşı, bebeği görünce inanamaz. Bebeğe Madeline Grace adını verir…

Madeline evinde tek balına bebeğini büyütür. Onun kimsenin görmesine izin vermemektedir. Ancak bebekte de biraz farklılık vardır. Her yeri morarıp derisi dökülmeye başlamış, sinekler etrafına toplanmaktadır. Tam anlamıyla ölü gibidir. Grace sütü gelmediği anda yara olan ve kanayan göğsünü bebeğinin iştahla emdiğini görür. İçtiği aslında kendisinin kanıdır ve bebeğin kan ile beslendiğini görür ve onu bundan sonra kan ile beslemeye başlar… Kan ile beslendikçe bebek daha da iyileşmektedir.

Bir gün kaynanası eski bir doktor arkadaşlarını kadının ve çocuğun kontrol için evine gönderir.  Madelinenin halini gören doktor şüphelenir ve bebeği görmek ister. Tabi Madeline onu öldürmek zorunda kalır. Bu arada kaynanası da girer eve bir süre sonra. Cesetleri gördüğünde ortalık karışır. Madeline onu da öldürmek zorunda kalır…

Ayrıntılı bir özet oldu gibi. Sıkılarak izlenebilecek bir film. Hareketsiz donuk, psikolojik ve daramatik öğeleri korkudan ve gerilimden daha yüksek. Bariz yapılan hataları da gözden kaçırmamak lazım… En basidinden ölü çocuğun anneyi zehirlemesi lazım. Ancak bu bir lütuf deyip o kısma kafa yormuyoruz…

Yazan, Yöneten:Paul Solet

Jordan Ladd Madeline Matheson
Stephen Park Michael Matheson
Gabrielle Rose Vivian Matheson
Serge Houde Henry Matheson
Samantha Ferris Patricia Lang

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1220213/

http://www.sinemalar.com/film/30206/Grace/

Related Posts with Thumbnails

Leave a Reply

*

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /