!f kapsamında gidemediğim filmlerden biri de Martyrs (İşkence Tarikatı) adlı filmdi. Dikkat ettimde hem gitmek isteyip gidemediklerim geceyarısı kuşağı filmleriymiş. Ama kendime !f’i aratmadığımı düşünerek geçtiğimiz gece yarısında filmi izleme koyuldum. 
Artık biliyoruz ki Amerikan sineması korku ve gerilim filmleri yönünden Uzak Doğuyu izlemesi alışıla gelmiş bir şey oldu. İster istemez gözlerimiz de Avrupa sinemasının neler yapabileceğine kaymaya başladı. Arada çıkan yapımlar aslında arada çıktığı gibi bizi iki ara da bir dere de bıraksa da Amerikan Sinemasına oranla başarılı filmler bulmamız kaçınılmaz.
Bunlardan biri de Martyrs. Filmin yarısına kadar sıradan bir korku filmi izliyorsunuz. Gerçi artık adam asma kesme korkuya mı giriyor pek sınıflandıramayacağım ama olay böyle…
Filmin yönetmeni ve yazarı Pascal Laugier akıllıca izleyici ile oynamayı başarmış.Filmin ilk yarısında sıradan bir korku filmi izliyorsunuz. Asıl kzlarımızdan biri olan Anna, küçük yaşında işkenceden kaçmış bir kızdır. Ancak olayın üstünden on yıldan fazla süre geçmesine rağmen, hala bu korkunç anları üstünden atamamıştır o ikenceyle beraber ona yadigar kalan bir hayalette peşine takılmış ve ona zarar vermektedir.
Anna, bir gün kendisine işkence yapanlardan biri olan kadının evine girer ve başta kadın olmak üzere iki çocuğu ve eşini de pompalı tüfekle öldürür. Öldürme amacı ise o hayaletin intikamı aldıktan sonra gideceği yönündedir. Bir aileyi yok ettikten sonra yanina kız arkadaşı Lucie gelir. Gördükleri karşısında dehşete kapılır ve cesetlerden kurtulmaya çalışır. Bu arada Anna’ya musallat hayalet geriye döner. Aslında olaylar hiçte düşündükleri gibi değildir. Basit bir aksiyon sahnesinden sonra siz “eee film bitti mi?” derken aslında gerçek olaylar daha yeni başlar…
(bu bölümü izleyecek olanlar okumasın) :)
Aslında Anna’nın peşinde bir hayalet yoktur. İşkence sırasında kaçarken gördüğü yine işkenceye maruz kalan bir kadın, ondan yardım ister. Anna yardım edemeyince işkencenin de üzerine bu olay onun aklına yer eder. O kadın Anna’dan intikam almak istemektedir. Herkesin düşüncesi bu yöndedir. Hatta yönetmen de bizi bu hikayeye oldukça inandırmıştır… Ancak etken finalde gördüğümüz üzere aslında kendine zarer veren Anna’dan başkası değildir. Daha sonra zaten boğazını keserek kendini öldürür. Lakin bu intihar mıdır bilemeyeceğim çünkü bunu başkasının yaptığını düşünmektedir. 
Lucie onu kurtaramaz. başında oturmuş beklerken birden bir gürültü duyar. Bakınmaya çıkar. Tesadüfen evin altında gizli bir bölme olduğunu bulur. Bu odada işkence fotoğrafları ve aletleri vardır. Anna’nın anlattıklarının bir kısmı doğrudur. Tam evden kaçmaya hazırlanırken tarikatın, üyeleri gelir ve onu yakalar. Aslında amaçları işkenceden daha farklıdır. Acıyla gelen ölümler, kutsallık mertebesini arttırıyordur ve ölümden sonraki yaşamı görebiliyorlardır.Orada kısaca bize ve Lucie’ye olayı izah ettikten sonra, bu olayın kadınlarda ve bilassa genç kadınlarda olduğunu düşündükleinden Lucie’i de işkence odasına alırlar. Lucie zincirli bir şekilde karannlık bir oda da bırakılır. Kendi pisliğinde yaşamaktadır. Günlük olarak farklı işkencelere maruz kalmaktadır. Başta karşı koyar ama daha sonra kabullenir. Son oalrakta derisi yüzülür. Bu esnada tarikat üyelerinin beklediği olay gerçekleşir. Lucie diğer tarafa gitmiş ve gelmiştir. Hatta tarikat başkanıyla konuşmuşturda. Tam olarak diğer tarafta ne olduğu tarikata açıklanacağı zaman da tarikat başkanı intihar eder ve bütün sorular yanıtsız kalır…
(bu kısımdan sonrasını filmi izleyecekeler okuyabilir…)
Hem senaryo, hem konu bakımından gayet başarılı bulduğum ve oyunculuk performansı ile gözümü dolduran bu filmi izlemenizi keinlikle tavsiye ederim. Söyle diyebilirim ki son zamanlarda izlediğim en iyi korku/gerilim filmlerinden birisi… Ufak tefek aksaklıklar olsa da herşeyin başarıyla üsteinden gelmiş…
Oyuncular
Morjana Alaoui Anna
Mylène Jampanoï Lucie
Catherine Bégin Mademoiselle
Robert Toupin Le père
Patricia Tulasne La mère
Juliette Gosselin Marie
Xavier Dolan-Tadros Antoine
Linkler
Related Posts with Thumbnails

2 Responses to “Martyrs – İşkence Tarikatı”

  • ofori:

    Bu tür filmlerden pek haz etmediğim için -gerçi etsem de gece boyunca korkudan uyuyamadığım için- bütün yazıyı baştan sona okudum; ne de olsa izlemeyeceğim diye.Türünü sevenler için güzel bir film gibi duruyor ama bana yazını okumak bile yetti, şimdiden gerilmeye başladım.İnsan tırsak olmaya görsün, sonu benim gibi oluyor :)

  • kişisel depresyon anları:

    ben bu filmleri korkunç bulmuyorum. gerçi hangilerini korkuç bulduğumda tartışılır elbet :) ama bu film gerçekten de güzel bir film… boş değil bir dayanağı var…

Leave a Reply

*

* İlerleyen günlerde bu blogta... *

Colombiana
Paranormal Activity 3
Chanranhan Yusan
La piel que habito
Real Steel
L'autre monde
Karadedeler Olayı
Damage
Ranpo jigoku
Paranmanjang
Endhiran
Elena Undone
Dorothy Mills
RA. One
Somos lo que hay

kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Snuff / Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk 07 Şubat 2012
        Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 06 Şubat 2012
    Tweet […]
  • Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş… 05 Şubat 2012
    Midemdeki yangın… Yavaş yavaş bağırsaklarımdan gürültüyle süzülen… Son zamanların en şiddetlisi… İçime kaçan canavarın garip sesleri… Içimde yaşayan… Sürekli bastırdığım… Yaşamasını psikolojik bir sorun olarak gördüğüm. Şimdi ise büyüyen… Yüzüme yansımış bir ejderha gülümsemesi. Iyiyi oynamak doğal bir yetenek. Her insan iyi doğar, sonra kötü olur. En büyük […]
  • Nasıl bir paranoyak olduk biz? 31 Ocak 2012
      Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?   Tweet […]
  • Pazartesi Sendromu Kuşağı 30 Ocak 2012
    Gün boyunca bu şarkı dilimdeydi ve ben bu şarkıyı İstanbul ve İstanbul yönetimine armağan ediyorum. “Karlar düşer, düşer düşer ağlarım / Hep ismini, hep ismini anarım…” Hangi anlamda isimini andığımı söylemeyeceğim kişiye özel olsun… Tweet […]

sevgili devletimizin (ki hükümetle orantılıdır) google ile alıp vermediğini çözebilmiş değilim... tabi sürekli google servislerini kulanlığım içinde ben de bu bloklamalardan nasibimi alıyorum.
Gördüğünüz üzre resimler gözükmemekte sitede. bunun sebebi yine google ait engellenip duran ip'ler arasında picassa'nında bulunması... Temennim resimlerin geri gelip bu yasakların kalkması yönünde. Ancak sanıyorum bir süre resimler gelecek gidecek...

bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler... blogun film blogu olması sabebi ile yayınlanan görsel materyaller tanıtım amaçlıdır ve yayın hakları yapımcı şirkete aittir...

hatırladığım kadarı ile film ve kültür sanat bloglarını sıralamaya çalıştım... eğer yoksanız listede bir mail atıverin ekleyeyim...
Beneath the ground /
içten Chan /
korEsintisi /
Lafea /
Megami Sama's Blog /
Ninja'nın Kung Fu ile İmtihanı /
Rendered Beauty /
SinemAsia /
SinemayaDair /
Uzak Sinema /
Yasak Film /