2010
09.01

Üçüncü sınıf aksiyon filmlerinden birisi Shoot The Duke. Bu tarz filmleri, televizyonlarda gece yarısını biraz geçe bol bol izliyoruz. Bu yapımın da onlardan bir farkı yok. Hatta fazlası var diyebiliriz. Bol bol hata mevcut filmde. Zaten o filmlerin hangisinde yok diyenleri duyar gibiyim.

Karizma rollerin adamı Stephen Baldwin baş rolde. Yine karizma bir rolde. Film sondan başlıyor. Yani Duke adında bir mafya muhasebecisi vurulmuş, ancak ölüp ölmediği bilinmemektedir. Bu yüzden mafya onu vuran iki salak tetikçiyi geri gönderir. İşleri tamamladıklarından emin olmak için. Bu arada Stephen Abimiz filmin namıdeğer iyi polisi Max vurulan Duke’u karısın çalıştığı hastaneye getirir. Bu arada karısı mıdır eski karısı mıdır pek anlayamıyoruz. Ancak bilinen bir şey vardır ki hastane kapatılmıştır.

Max yaralı adamlar gelir. Hastanede bir kaç kişi veda partisi yapmaktadır. Karısının sevgilisi de kaçınca, hemşire ve hamile olan karısı, bir hemşire daha ve stajyer bir doktor kalmıştır. Max stajyer doktoru zorla ameliyata sokar. Duke’ün hemen alnın kenarından kurşun girmiştir. Yeni doktor ameliyatı yapar hastanın kafatasından kurşunu çıkartır. Tabi bu arada mafya ile de Max başa çıkmak zorundadır. İşin içine kiralık katillerde gelince işler iyice karışır. Hastane içerisinde bir kovalamaca başlar.

Bu arada Duke o ameliyattan kısa bir süre sonra gözlerini açar gayet bilinçli ve sağlıklı bir şekilde, tüm kayırları sakladığı usb belleği Max’a teslim eder. Tabi Max bu katilerin kendisini nasıl bulduğunu merak etmektedir bir yandan da bu ortaya çıkar. Max’ın güvendiği şefi, aslında mafyaya çalışmaktadır. Tabi Max bu olayı da orada çözer. Herkesi haklar ve işi bitirir.

Bol bol hataların bulunduğu, senaryo ve diyaloglar üzerinde uğraşılmamış aceleye getirilmiş kısa bir film Shoot The Duke. Çok çok boş zamanda izlenebilecek törden.

Yönetmen:Stephen Manuel

Senaryo: Thomas Jahn, Ica Souvignier

Oyuncular:

Stephen Baldwin Max Rockinsky
Bettina Zimmermann Patricia Rockinsky

Thomas Heinze Joe Benuso

Matthias Dietrich Will Dunkow

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1282083/

2010
08.31

Film araya sıkışmış bir film. Sıradan bir kurgu sıradan bir hikayeye sahip. Elbette hikaye sıradan olduğunda filmi film yapan kurgu ve oyunculuktur ancak bu filmde televizyonda gördüğümüz kurgudan öteye geçmiyor. Oyunculuk ise zaten Çok Güzel Hareketler Bunlar ile ünlü olmuş popüler kişileri kullanmaktan öteye geçmemiş. Muhtemel bir gişe kaygısı yaşanmış samimi bir film yapmaya çalışalım derken.

Evet tek düze gülük hayatı yansıtan filmlerin samimi olmasını bekleriz. Oyunculuk bu anlamda bize samimiyet vermiyor. Karakterlerin çok ünlü olmaları ün yakaladıkları karakterlerin damarlarında dolanmasına sebebiyet vermiş. Yani skeç karakterlerinden karakterler görüyoruz film boyunca.

Filme kara komedi mi demeliyiz bilemiyorum. Komedi kısmı sıfır, dram kısmı sıfır. Standart eleştiriler ki tüm televizyon ve reality şovlarda görüyoruz. Film kesinlikle standardın dışına çıkamayan televizyon filmi kalitesinde bir film.

Rıza Şenyurt, sabit bir işi olmayan varoşlar diye tabir ettiğimiz yerde yaşayan biridir. Hayatı çok iyi değildir. Bir çok iş yapar. Bu arada üye yap sat sende kazan ürünlerinden kazık yemiş ve mahkemelik olmuştur. Bu arada para kazanmak için yaklaşan yıl başında Noel Baba olur.  Ancak Noel Babanın tam olarak ne olduğunu kim olduğunu bilmemektedir. Bir yandan iş ile uğraşırken bir yandan da iflah olmaz eşinin kardeşi ile uğraşmaktadır.

Rıza karakteri yalnız bir adam karakteri çizmektedir. Ancak etrafında olan bitenlerle o kadar içli dışlıdır ki bu yalnız karakter ister istemez, diğer insanlara da uyum sağlamaya çalışır ve kendisini diğerlerini de düşünerek tekrar şekillendirir.

Yazan Yöneten: Yılmaz Erdoğan

Oyuncular:


Ayberk Atilla
Cezmi Baskin

Sinan Bengier

Ibrahim Büyükak

Emre Canpolat

Murat Eken

Yilmaz Erdogan

Ayça Erturan

Linkler:

www.neselihayat.com/

http://www.imdb.com/title/tt1523515/

2010
08.30

Filmin en büyük özelliği yönetmen koltuğunda, Sisily-2km‘den aklımızda kalan ve sevdiğimiz,Jeong-won Shin bulunmakta. Hikaye ise yine eski uzak bir köy hikayesi. Her biri ayrı ilginç eşsiz karakterler çıkıyor karşımıza bu filmde de. Film her na kadar korku olarak geçse de bu film için korku dememiz biraz zor. Yönetmen ilk filminde olduğu gibi doğallığın içerisine biraz korku unsurları katarak,buna komedi sosu izleyerek filmi kurtarmaya çalışmış. Ancak söylemem gerekir ki ilk film kadar iyi değil.

Öncelikle filmdeki durağanlık izleyiciyi sıkıyor. Korku desek korku öğeleri sıfır, komedi desek komedi öğeleri de sıfır. Filmin büyük bir bölümü bir hikayesi yokmuş edasıyla gidiyor. Aslında bu etkiyi insan üzerinde yaratan, konunun dağınıklığı.

Film, köy kasabasında bir bir cesedin bulunması ile başlıyor. Akabinde Seul’de trafik polisi olan bir memurun gece içerisinde yaşadıklarını görüyoruz. Polis görevi esnasında şiddet uygulayınca soluğu sürülerek, olayların geçeceği küçük kasabaya sürülür. Bu arada kasaba da cinayetler devam etmektedir. Kasabanın yeni polisi, yeni görevine alışmaya çalışırken zor nalar yaşar ve ilginç karakterlerle karşılaşır.

Şunu göz ardı etmemek lazım ki filmde her bir karakter takdire şayan. Tam anlamıyla analiz edilerek oluşturulmuş karakterler. Kasaba bu cinayetlerden konuşurken poliste işin üzerine gider. Ancak onları şaşırtan bir nokta vardır. İki ayrı ceset ayrı ip uçları vermektedir. O ara cesedi görmek isteyen avcı olaya bir başka açıdan yaklaşır ve onları öldürüp parçalayanların bir hayvan olabileceğini söyler. Filmde kimin nerede nasıl olduğunu kestirememizden dolayı algı zorluğu çekiyor ve odaklanma problemi yaşıyoruz.

Olayın bir yabani hayvan tarafından yapıldığı kesinleştikten sonra bir sürü avcı bu küçük köye akın eder. Tabi bunlar içerisinden bu dev yaratığı yakalayanlarda olur. Ülkenin en iyi avcısıdır bu, tabi onun hikayeye dahil olması ile birlikte yaşlı avcıyla didişmelerine de tanık oluruz. Köy halkı yakalandı bitti kutlaması yaparken birden bir sürü yabani dev domuzun saldırısına uğrarlar. Onlardan kurtulmak için bir ekip toplanır ve dağa doğru giderler. Bu arada karakterlerin başından geçenler, tepkileir ve yaklaşımları ekrana gelir.

Chawu tür karmaşası içerisinde sıkışmış bir film. İzleyiciyi içine çekmekte zorlanıyor. Yan hikayeler ve karakterler o kadar fazla ki ana hikayenin ne olduğunun yada bir ana hikaye olup olmadığının farkına varamıyorsunuz. Dev domuzlar göze çok bayıyor ve animasyon olduğu çok fazla belli ediyor kendini. Mantık hataları ise evlere şenlik. Karakterlerin ve domuzların yaptığı hareketler birbirinden çok farklı yapıştırılmış gibi duruyor. İlk cümlelerimde belirttiğim gibi Sisily-2km‘den sonra yönetmenin yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir film. Bu filmde Sisily-2km‘de ki kıvamı yakalayamamış taşan kıvamlar ise filmi zora sokmuş.

Yönetmen:Jeong-won Shin

Oyuncular:


Tae-woong Eom Polis Şefi Kim

Yoon Jae-Moon Avcı Baek

Yu-mi Jeong Su-ryeon

Yun-min Jeong Polis memuru

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1198396/

2010
08.29

Şu filmden çıktıktan sonra, bizim toplumumuzun hangi kesimden olursa olsun cinsel öğeleri / objeleri /organları gördükten sonra gülmeye başladıklarını düşünmeye başladım. Tabi bu sadece tek filmle vardığım bir kanı değil. Tabi merakta ediyorum kişilerin cinsel yaşamı nasıl oluyor diye, sanıyorum baya bir kahkahalıdır. Neden böyle bir giriş yaptım? Bu tür bir görüntü geldiğinde herkesin kahkaha ile gülmesinden. Kızların gölde çıplak yüzmeleri, yada adamın penisinin kopması çok mu komik? Ah akabindeki sahne için bir şey diyemem…

Filmimize dönelim. Yönetmen Alexandre Aja‘yı The Hills Have EyesMirrors filmlerinden tanıyoruz. Bu filmde de yönetmenin, vasat olmayan işler başardığına şahit olmuştuk. Prihana için de aynı şeyi söyleyeceğim. Vasat olmayan bir film Pirhana. Filmin en büyük özelliği ise 3D olması. Ancak burada biraz duraksayacağım. sanıyorum film sonradan dijital ortamda boyutlandırıldığından olsa gerek, diğer sanal boyutlandırmalarda gördüğüm sorunu bunda da gördüm.  Filmde üçüncü boyut, dışa doğru değil içe doğru. Yani bir çerçevenin içinde olan biteni izliyormuşsunuz gibi. Tabi bu size o beklediğiniz hissi vermiyor.

Filme geri döndüğümüzde, filmde gitmeden önce yorumlara bakmış ve büyük bir çoğunluğun, filmin pornografik ve erotik öğelerden ibaret olduğunu duymuştum. Tabi erotik yada pornografik 3D’de izlemek ayrı bir deneyim olacaktır deyip biraz daha hevesli sinemanın yolunu tutum. Açıkça söylemek gerekir ki, beklediğimi bulamadım. Klasik Amerikan korku filmlerinde karşılaştığımız, erotikliğin bir adım önüne çıkmıyor film. Eğer bir yaz filmi çekiyorsanız da bu hep vardır.

Film Victoria gölünde meydana gelen bir deprem sonucu, yer altında bulunan bir gölün, yeryüzündeki gölle birleşmesini anlatıyor. Tabi gölün birleşmesi ile birlikte, yüzlerce prehistorik pirana gölde cirit atmaya başlar. Bizim izlediğimiz hikaye ise bu piranaların orada bulunan halka yaşattığı dehşet. Filmimiz oldukça basit bir senaryoya sahip ve o kadar çok mantı hatası mevcut ki senaryo ve kurgu olarak hiç bir şey vermiyor.

Sadece dersleri ve ailesi ile alakalı gibi görünen kasaba şerifinin oğlu Jake, kasaba sahilinde dönen büyük eğlencelere bir türlü gidemez çünkü sürekli küçük kardeşlerine bakmak zorundadır. Hoşlandığı ve söyleyemediği bir kız vardır ayrıca, hatta kız da ondan hoşlanmaktadır. Bir gün Jake, kız kardeşini kurstan almaya gidinde hayatının fırsatı ile karşılaşır.  Meşhur bir porno / erotik film yapımcısı ona bu gölü gezdirmeleri için para önerir. E işin sonunda para ve kızlar olunca ki bu zaten kendi içine kapanmış, Jake için geri tepilmeyecek bir fırsat olur. İşi kabul eder, tek sorun ise, çocukları evde yalnız bırakmaktır.

Kardeşleri ile pazarlık yapar, onlara para öder ve evden ayrılmamalarını tembihler. Tabi çocuklar onu dinler mi balık tutmak için göle açılır karşıda kayalıklara gittikleri zaman ise kayıklarını iyi bağlayamaz ve orada mahsur kalırlar… Gördüğünüz gibi gayet sıradan bir hikaye ilerler durumda. Bu arada Jake’in annesi şerif Julie ise, bu sismik hareketleri inceleyen bir ekip ile olayın kaynağına iner. Araştırmacılar bu dev yer altı gölünü görür ancak felaketlerin de anlaşılmasına sebep olurlar. Artık polisin olaydan haberi vardır. Bunun üzerine gök kenarındaki halkı uyarmak için harekete geçerler. Ancak halk nasıl oluyorsa polisi pek sallamaz. Tabi felaketler başlar. Tabi alkol ve erotizmin dibine vurulduğu sahilde elinde tabela ile Tanrının onları cezalandıracağından bahseden bir gurupta görürüz. Filmimiz bu saatten sonra, “siz azdınız Tanrı da sizi cezalandırıyor” akışı alır. Filmin aksiyon sahneleri arasında ben bu ellerinde tabelalı kişileri görmedim sanıyorum onlar iman gücü ile kurtarıldı.

Polisi takmayan halk piranaların saldırısına uğrayınca neye uğradıklarını şaşırır ve hepsi can havliyle kaçmaya çalışırlar. Tabi piranalardan kaçış yoktur büyük bir kıyım başlar. Burada aslında es geçilmeyecek bir konuya da yer verilmiş. İnsan panik haldeyken, başka insanların yaşamasını pekte sallamıyor, bunu görüyoruz. Film de dikkatimi çeken bir konu ise polisin o balıklara, o kargaşa da silahla ateş etmesiydi. Tamam bir nebze onları anlıyorum ancak karaman Amerikan polisinin, bir kayık motorunu söküp onlarla piranaları doğrayıp daha sonra piranalara yem olmasına ne demeliydi. Burada çıkarıyoruz ki Amerikan polisi her daim kahraman…

Sahilde böyle can pazarı yaşanırken Jake açıklarda teknede eğlencenin dibine vurmaktadır. Tabi işin tek kötü tarafı, o hoşlandığı ancak inkar ettiği kızında kendisine inat tekneye binmiş olmasıydı. Bunun haricinde her şey çok mu çok güzeldi. Alkol, kadınlar, daha ne olsun ki… Aslında burada takılmamız gereken bir konu da artık porno /erotik sektörünün ne kadar ayaklara kadar düştüğü. yani artık rahatlıkla her yerde her şekilde bu işin yapılabildiği. Her ne kadar insanlara bu kısımlar “aaa ayıp” şeklinde gelse de yönetmenin gönderme yapmaktan çekinmediği bir nokta.

Her şey güzelce giderken Jake uçan memeliyi kayda alırken birden o adacıkta kalan kardeşlerini görür. Onları kurtarmak için gitmeleri gerektiğini söyler. Ancak yönetmen kişisi onu biraz hırpalayacak derken, Jake annesinin şerif olduğunu söylemesi ile işler değişir ve çocukları almaya giderler. Bu arada kayalıklara takılan tekne baymaya başlar. Suya inememektedirler piranalar cirit atmaktadır. Jake annesini arar ve durumlarını izah eder. Annesi onlara yardıma gelir.

Aslında filmin en absürt sahneleri burada başlar. Gelen küçük bot neden batan yata çok yaklaşamaz. Uzatılan ipe neden herkes aynı anda biner, korkuluk kırılınca başka korkuluğa takılan ipi insanlar hala üzerindeyken Jake neden tutmaz… Bunları da es geçiyorum, Jake içeride kalan kızı sadece suyun altından girerek kurtarabileceğini söyler. İpi beline bağlar ve yatın üstünden aşağıya iner ancak ön taraftan değil yan taraftan. Yani ip önce korkuluklardan geçer yatın üstüne gelir, sonra yan korkulukların arasından geçerek aşağıya iner. Su kayağı yapmak için kullanılan bir ipin bu kadar uzun olması ise ayrı bir konu. Velhasıl Jake kızı kurtarır ve iple çekilmeye başlar. Ancak  yatın üzerinden değil, direk altından çekilmiştir ip. Onu da geçtim, kayalıklar yüzünden yaklaşamayan bot onları çekerken, bizim elemanlar hiç kayalıklara denk gelmemiştir. Hiç bir yerleri yaralanmamıştır.

Filmin beni gülümseten kısmı ise birden karşımda Christopher Lloyd‘u görmem. Kendisi bir akvaryum işletmecisi olarak çıkıyor karşımıza. Bu arada o kadar su darbesine aldırmayan telsizler ile haberleşmelerini es geçmeyeyim. Film bitti bitecek derken, akvaryum işletmecisi, piranaların aslında daha yavru olduklarını söylemesi ile büyükleri nasıl sorusuna hemen gelen cevap oha dedirtiyor insana. Tabi bu son filmin devamına da göz kırpıyor.

parçalanma sahneleri oldukça başarılı bir film. yeni piranaları sevdiğimi söyleyebilirim. Oldukça güzel özenle çizilmiş. Ancak film 3D diye özellikle sinemaya gitmeye gerek yok, pekala normal bir şekilde de izlenebilir. Ancak sinemaya gerek var mı evde izlesek ne olur sorusuna da çekimser kalırım. Hiç bir artısı olmadığını belirtmek isterim. Bol kanlı parçalamalı, sıkmayan yaz filmi…

Yönetmen: Alexandre Aja

Senaryo: Pete Goldfinger, Josh Stolberg

Oyuncular:

Richard Dreyfuss Matt Hooper
Ving Rhames Deputy Fallon
Elisabeth Shue Julie Forester
Christopher Lloyd Mr. Goodman
Eli Roth Wet T-Shirt Host
Jerry O’Connell Derrick Jones

Steven R. McQueen Jake Forester
Jessica Szohr Kelly
Kelly Brook Danni

Linkler:

http://piranha-3d.com/

http://www.imdb.com/title/tt0464154/

2010
08.28

Eski Karate Kid fanlarından biri olarak bu yeni Karate Kid bize ne vermiş sormak istiyorum. Hayır aslında bize bir şey vermemiş. Yani Bay Miyazaki’nin yerini kesinlikle dolduramaz. Bu karate Kid kesinlikler yeni nesil için yapılmış bir film.

Gerçek şu ki filmin bire bir uyarlama görmediğim için sevinçliyim. Karakterlerin isimlerin aynı olması direkt eski Karate Kid ile kıyaslama yapmamı sağlayacaktı ancak karakterlerin farklı olması benim bu filmi kıyaslama dışında tutmama sebep oldu. Ancak diyaloglar üzerinde fazla durmuş olmalarına rağmen senaryo üzerinde o kadar da durmadıklarını belirtmek isterim.

Yeni Karate Kid olan 12 yaşındaki çocuğumuz Dre Parker annesinin işi sebebi ile Detroit’ten Çin’e taşınmak zorunda kalır. Tabi bu bir çocuk için alışılması zor bir durumdur. Dre daha Çin’deki ilk gününde bir çocukla tartışır ve çok pis dayak yer. Tabi genç çocuk bunu kendine yediremez ve televizyondan karate dersleri takip ederek öğrenmeye çabalar.

Bu arada belirtmem lazım ki filmin adında bir tereddüt içerisindeyim.Sanıyorum yapımcılar, senaristler ve yönetmenler, önceki filmleri başarısından da pay kazanmak için filmin adını Karate Kid yapmışlar. Bildiğiniz üzre Karate Japon savunma sanatı olup, Çin ile bir alakası yoktur. Filmde de Bay Han, zaten çocuğumuza Kung-Fu öğretmektedir. Yani isim pazarlama taktiğinden aşka bir şey değildir.

Bir tekrar dönelim filmimize. Dre daha ilk geldiği gün başını belaya sokar ve bir ton dayak yer demiştim. Bunun sebebi, Meiying adında yaşıtı bir kızdır. O da zengin bir ailenin kızı ve keman çalmaktadır. Ailesi onu bu o konuda o kadar sıkmaktadır ki, küçük kız ne yapacağını bilemez. Dre ise onunla arkadaş olmaya çalışmaktadır. Bu arada belalılarını gördüğünde direkt yolunu değiştirir onlara bulaşmaz.

Ancak günün birinde anlamadığımız bir sebepten dolayı Dre onları ıslatır. Yarım düzine çocuk Dre’nin peşine takılır. Dre evine kadar kaçar ancak sığınacak birini bulamaz. Tamir işleri ile uğraşan, Bay Han’da ortada yoktur. Tam temiz bir dayak yerken, Bay Han çıkar ortaya. Çocukları bir güzel pataklar. Aslında bunu kendisi de yapmaz birbirlerine dövdürtür kendilerini. Bay Han bu olayı savuşturduktan sonra Dre ona ders vermesi için Bay Han’a baskı yapar. Bay Han dövüşerek bir şey çözülmeyeceğini onlarla konuşup rahat bırakmamalarını söyler.

Dre ve Bay Han çocukların eğitildiği Kung-Fu kursuna giderler. Bay Han, astık, kestik, gözünün yaşına bakmam tarzı eğitim veren kurs hocasıyla konuşur ancak uzlaşamazlar. Bay Han son çare olarak Kung-Fu turnuvasında, kapışmalarını o zamana kadar Dre’yi rahat bırakmalarını isterler. Bu şart kabul edilir. Bay Han bu saatten sonra Dre’ye Kung-Fu öğretmeye başlar. Tabi pek bilindik yollardan değil. Lakin o eğitime Dre’nin başarısını takdir etmek lazım. Hani ben olsam beceremezdim.

Eğlenceli bir film Karate Kid. Film boyunca sizi sıkmıyor. Kamera açıları güzel kullanılmış. Görüntüler insanı sıkmıyor. Biraz da Kung-Gu felsefesine yer verilmiş. Hayatından vazgeçen Bay Han’ın Dre sayesinde hayata bakış açısının değişmesi işin dramatik yönünü körüklemiş. Sonuçta bu bir eğlence filmi, bu konu üzerinde pek kalmamışlar.

Filmin devamının geleceği aşikar. Çok fazla felsefeye dalmadan -ki Jackie Chan‘den bunu beklemem hiç bir zaman- eğlenceli anlar geçirtip, sıkmayacak bir film. Oyunculuklar fena değil. Jackie Chan beklediğmizin dışında oturaklı bir karakter sergilemiş. Dre rolündeki Jaden Smith ise oldukça başarılı. Bu Karate Kid bize global bir  Karate Kid sunuyor…

Yönetmen: Harald Zwart

Senarist: Christopher Murphey, Robert Mark Kamen

Oyuncular:

Jaden Smith Dre Parker
Jackie Chan Bay Han
Taraji P. Henson Sherry Parker

Wenwen Han Meiying

Rongguang Yu Master Li

Linkler:

www.karatekid-themovie.com

http://www.imdb.com/title/tt1155076/

Related Posts with Thumbnails